Paylaşım

Çocuklardan Öğrenmemiz Gereken 7 Hayat Dersi


 

Siz de sık sık çocukluk günlerinizi düşünüyor ve kendinize “keşke yine o zamanlardaki kadar mutlu olabilsem” diyor musunuz? Eski fotoğraflarınıza baktığınızda yıllar yıllar öncesine dalıp gidiyor, o zamanlar hayatın gözünüze ne kadar da güzel göründüğünü hatırlayıp iç mi çekiyorsunuz?

Evet, büyük ihtimalle siz de çocukluğuna özlem duyan, tekrar yaşanması mümkün olmayan o dönemleri hasretle düşleyenler arasında yer alıyorsunuz. Zaten kim böyle değil ki? Kim çocukluğunu gülümseyerek, özleyerek ve biraz da hüzünlenerek hatırlamıyor? O masumiyet, o samimi kahkahalar kim tarafından özlenmiyor? Eminim ki hepimiz bir an önce büyümek istediğimiz zamanları özlüyoruz. Etrafımızdaki çocuklara baktığımızda bu gerçeği bir kez daha anlıyoruz. Onların mutluluğunu imrenmeyle karışık bir tebessümle izliyoruz. Çünkü içten içe biz de çocuklar kadar mutlu olmak, onlar gibi “gerçekten yaşadığımızı hissetmek” istiyoruz.

Giderek kendimizi kaptırdığımız hayat gailesi, her ne kadar buna engel olsa da biz yine de o içimizdeki çocuğu özlüyoruz. Farkında olmasak da eskisi gibi iyi hissetmek, bacak kadar boya sahip olduğumuz zamanlardaki gibi her şeyden mutlu olabilmek istiyoruz. Peki, neden yapamıyoruz? Neden eskisi gibi sade ve mutlu yaşayamıyoruz? Neden etrafımıza aşılmaz setler çekiyor, kendimizi mutluluğa karşı bu kadar çok kapatıyoruz? Çünkü ya korkuyor ya da çocukken nasıl o kadar mutlu olabildiğimizi hatırlayamıyoruz. Üzerinden o kadar uzun zaman geçmiş ki bunun yolunu yordamını bilmiyorsunuz. Ama hemen şimdi hatırlayacağınız çocukluklarla, o zamanlardaki yaşadığınız mutluluğu yeniden deneyimleyebilirsiniz.

İşte çocuklardan öğrenmemiz gereken önemli hayat dersleri:

Doğum Günlerini Severler!

Doğum Günlerini Severler!Çocukken doğum gününüz yaklaştığında ne kadar heyecanlandığınızı hatırlıyorsunuz, değil mi? Gelecek hediyeleri, üflenecek pastayı, giyeceğiniz güzel kıyafetleri, özel anınızda yanınızda olacak davetlileri düşündükçe içinizin nasıl pırpır ettiğini anımsıyor olmalısınız. Çünkü bir yaş daha büyüyecektiniz. Çünkü 7’yken 8, 10’ken 11 olacaktınız.

Peki, şimdi doğum günlerine nasıl bakıyorsunuz? Doğum gününüz yaklaştıkça çocukluğunuzdaki aynı heyecanı şimdi de duyabiliyor musunuz? Büyük ihtimalle, hayır! Siz de ömrünüzden 1 yıl daha eksildiği, biraz daha yaşlandığınız için doğum günlerinizi artık o çocuksu neşeyle kutlayamıyorsunuz. Oysaki mutlu olmak için yapmanız gereken şey yaklaşan her doğum gününüze aynı minnettarlık ve coşkuyla bakabilmek!

Sahte Değiller!

Sahte Değiller!Çünkü onlar nasıl sahte olabileceklerini bilmiyorlar. İçlerinden geldiği gibi konuşup, içlerinden geldiği gibi hareket ediyorlar. İşte bizim yapmamız gereken şey de tam olarak bu! Tamam, belki çocuklar kadar sahici olmamız mümkün değil. Gerçek hislerimizi onlar kadar belli etmemiz ya da aklımızdan geçenleri onlar gibi direkt olarak ortaya dökmemiz sakıncalı olsa da dürüst olmak çoğu zaman işimize yarayacaktır.

Düşünsenize; yöneticimizin karşısına çıkıp ona ne kadar boş konuştuğunu, ne kadar gereksiz bir insan olduğunu dile getiriyoruz. Benimsediğimiz o çocuksu sahici yaklaşım haliyle tabii ki hoş karşılanmaz. Ama zaten benim demek istediğim bu değil! Çocukluğumuzdaki gibi sahici olmaktan kastım, elimizden geldiği kadar sahtelikten uzaklaşmak! Bizi mutlu eden şeylerin farkına vararak, onlara ulaşmak için çalışmak! Kendimizi çevremizdeki sahte gülüşlere katlanmak zorunda hissetmemek! Uzun lafın kısası; yapabildiğimiz kadar gerçek ve samimi olmak!

Keşfederler!

Keşfederler!Peki, ya her şeyi keşfetmek istediğiniz zamanları hatırlıyor musunuz? Yabancı olduğunuz her şeye karşı merak duyduğunuz, onlarla tanışmak için karşınıza çıkan her keşif fırsatını değerlendirdiğiniz dönemleri diyorum, bunları hatırlıyor musunuz? O zaman şu anda yapmanız gereken şeyin aynı yaklaşımla hareket etmek olduğunu da bilmelisiniz. Yani hiç durmadan keşfetmelisiniz.

Yeni deneyimlere karşı hep açık olmalısınız ama asla ve asla kendinizi konfor alanınızın içine hapsetmemelisiniz. Çünkü o görünmez çemberin içinde durdukça monotonluktan kurtulamaz, keşfetmenin, yeni şeyler öğrenmenin keyfini yaşayamazsınız. Bu da hayatınızın “stabil” bir şekilde devam etmesinden başka hiçbir işinize yaramaz. Diğer bir deyişle; bildiğiniz yollarda öylece dümdüz ilerlersiniz.

Arkadaşlarına İhtiyaç Duyarlar!

Arkadaşlarına İhtiyaç Duyarlar!Zamanın bizi her geçen gün biraz daha yalnızlığa sürüklediğini biliyoruz. Hepimiz insanlara güvenmenin ya da evlenip yuva kurmanın ne kadar zor olduğunun farkındayız. İşte bu nedenle de giderek daha çok içimize kapanıyor, etrafımıza ördüğümüz duvarları giderek daha çok kalınlaştırıyoruz. Oysaki yapmamız gereken şey bu konuda da çocuklardan ders almak! Onlar gibi arkadaşa, güvenilir dostlara ihtiyaç duyduğumuzu kabul etmek!

Sonuçta; karşımıza çıkan herkese şüpheyle yaklaşarak bu hayattan ne kadar zevk alabiliriz ki? Kime ne kadar içimizi açabilir, kiminle neyi ne kadar paylaşabiliriz? Uzun lafın kısası; kendinizi iyi hissetmek ve mutlu olabilmek için güvenmeye, arkadaşlık kurmaya ihtiyacınız olduğunu bilmelisiniz. Emin olun, sonunda tıpkı sizin gibi güvenmek isteyen kişilerle tanışacak, hayatınızda gerçek dostlara yer verebileceksiniz.

İnceleyin: En Yakın Arkadaşınıza Teşekkür Etmenizi Gerektiren Sebepler

Sorgularlar!

Sorgularlar!“Bu ne? Neden? Nasıl? Niçin?” ile başlayan bitmek bilmez sorular! Belki çocukken sürekli soru sorduğunuzu hatırlamıyorsunuz ama etrafınızdaki çocukları düşününce bunun en klişe hareketlerinden biri olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz. Onlar her zaman her yerde soracak bir soru bulurlar. Büyüdükçe biraz daha kaybettiğimiz çocukluk yeteneklerimizden bir diğeri de kesinlikle budur! Çünkü yetişkin sıfatını aldığımızda soru sormayı bırakır, söylenenleri sorgulamadan yapmaya başlarız. Kısacası nedenini nasılını sormadan kabulleniriz. Oysaki başarılı ve mutlu olmak için yapmamız gereken şey soru sormaktan hiçbir zaman çekinmemektedir. (Daha mutlu ve başarılı olmak için kendinize söylemeniz gereken cümleler adlı yazımdan detaylara ulaşabilirsiniz.)

Yerlerinde Duramazlar!

Yerlerinde Duramazlar!Oradan oraya koşuşturur, hem beden hem de zihin olarak hiçbir zaman yerlerinde duramazlar. Tamam, onların biz yetişkinlere kıyasla çok daha enerjik olduklarını biliyorum. Ama en azından bulunduğumuz yere kök salmayacak kadar hareketli olmayı deneyebiliriz diye düşünüyorum. Daha açık söylemem gerekirse; üzerimizdeki miskinlikten kurtularak hem zihnimizi hem de bedenimizi canlandırmak için bir şeyler yapmalıyız diyorum. Çünkü hareketsizlik, bizi mutsuzluğa, sağlıksız bir yaşam şekline, verimsizliğe ve başarısızlığa sürüklemekten başka hiçbir işe yaramıyor. İşte bunu düşünerek, şöyle bir silkelenip kendimize gelmek için uğraşmalısınız. Bir nebze de olsa çocuk enerjisiyle yaşamayı denemelisiniz.

Hayal Kurmaktan Korkmazlar!

Hayal Kurmaktan Korkmazlar!Hayal kurmak ve kurdukları hayallere inanmak tam anlamıyla onların işidir! Olmayan oyuncaklarıyla evcilik oynar, bir masayı kocaman bir şato olarak görebilirler. Çamaşır mandallarından kuş yapar, kendilerine inanarak büyüyünce dünyanın en büyük adamı olacaklarını söylerler. Onlar hayal kurarak mutlu olur, sınırsız düşünebilmenin ne kadar eğlenceli bir şey olduğunu keşfederler. Peki, ya biz? Büyüdükçe biraz daha uzaklaştığımız, biraz daha imkansız kıldığımız hayallerimiz ve biz?

Önümüze sunulan sıradan hayatı yaşamak dışında başka bir şey yapıyor muyuz ki? Ev satın almak, borçlardan kurtulmak, garanti bir iş bulmak gibi sözde “hayallerden” başka elle tutulur şeyler düşlüyor muyuz? Ne yazık ki hayır! Maalesef ki hayallerimiz hep materyaller üzerine kurulu! Oysaki mutlu olmak için gerçekten istediğimiz şeyin ne olduğunu bulmalıyız. Yüzeysel değil sahici hayallerin peşinden koşarak hayatımıza anlam katmalıyız.




Yorumları Görmek İçin Tıklayın

Diğer yorumlar ( 0 )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir