Paylaşım

Oscar Adaylığına Aday Olmuş En İyi Türk Filmleri


 

Akademi Ödülleri veya Oscar için seçilen aday adayı Türk filmlerinden haberdar mısınız? İşte ülkemiz tarafından aday adayı olarak belirlenen ancak bir türlü aday olamayan filmler;

İlk olarak 1929 yılında düzenlenmeye başlanan ve o gün bugündür  tüm sinemaseverlerin merakla beklediği gecelerden olan Akademi Ödülleri, 1947’den itibaren kapılarını dış dünyaya açmış ve “Yabancı Dilde En İyi Film” ödülünü dağıtmaya başlamıştır.

Ancak ne var ki bırakın ödül kazanmayı 70 yıldır son 5 kişilik aday listeye dahi bir yerli film sokabilmiş değiliz. İlk defa 1964 yılında Susuz Yaz ile başlayan Oscar serüvenimiz, uzun yıllar boyunca sekteye uğramış, sonrasında 1989 yılında Uçurtmayı Vurmasınlar ile tekrar dirilmiştir. Bu yıl Daha gibi güçlü bir adayla çekişen ancak galip gelen Ayla, 2017 yılının Türkiye adayı olarak belirlenmiş durumda.

Kore Savaşı’ndan günümüze dek uzanan gerçek bir hayat öyküsünden esinlenerek senaryolaştırılan film, duygusal yapısıyla otoriteler tarafından olumlu eleştirilere mazhar olmuş durumda. Ancak Ayla Oscar yarışında Türkiye adına son 5’e kalır mı bilinmez! Cevabı zamanla belli olacak soruyu bir kenara bırakalım ve Türkiye’nin Oscar macerasında aday adayı olarak seçtiği filmlere dilerseniz hep birlikte göz atalım. İşte, ülkemiz adına Oscar adayı olarak seçilen ancak bir türlü ilk 5’e giremeyen aday adayı filmlerimiz karşınızda.

1 Susuz Yaz (1963)

Susuz Yaz (1963)Türkiye’nin Oscar macerasını başlatan film olarak bilinen Susuz Yaz, esasen sinemamızın en özel filmlerinden bir tanesi. Usta sinemacı Metin Erksan’ın yönetmenliğini üstlendiği film, Necati Cumalı’nın aynı adlı kitabından sinemaya uyarlanmıştır. İzleyenlerini Ege’nin kurak topraklarına doğru bir yolculuğa çıkaran film, birbirinin tamamen zıttı olan iki kardeşin çatışmasını huzurlarımıza getirirken, merkezine aldığı siyasi taşlamayla adından söz ettirmiştir.

Bir başyapıt olarak kabul edebileceğimiz bu film, ülkemizde siyasi alt metninden dolayı uzunca bir süre yasaklı kalmıştır. Buna rağmen film, Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı ödülünü kucaklamış ve sinemamız için o tarihlerdeki en büyük başarının altına imzasını atmıştır.

Halihazırda dahi en iyi Türk filmleri arasında sayabileceğimiz Susuz Yaz, Oscar’a gidemese bile, ülke sinemasında birçok şeyi değiştirmeyi başarmış öncü bir filmdir. Başrollerini Hülya Koçyiğit ve Erol Taş’ın paylaştığı Susuz Yaz, Metin Erksan’ın ne denli büyük bir sinemacı olduğunu hatırlamamız konusunda da bir yol göstericidir.

2 Uçurtmayı Vurmasınlar (1989)

Uçurtmayı Vurmasınlar (1989)Sinema tarihimizin en naif filmlerinden biri olan Uçurtmayı Vurmasınlar, İnci ile Barış’ın tüm dünyevi duygulardan daha baskın olan bağlılıklarını merkezine alan, bununla da yetinmeyerek lafı gediğine oturtan bir film olarak huzurlarımıza gelmektedir.

Feride Çiçekoğlu’nun aynı adlı eserinden Tunç Başaran’ın sinemaya aktardığı film, izleyenlerini 80’li yılların hapishanelerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Odağını kadınlar hapishanesine çeviren ve annesinin cezası nedeniyle burada doğup, büyümek zorunda kalan 5 yaşındaki Barış gözünden olaylara ışık tutan film, bir yandan bu sevimli çocuğun albenisiyle büyülerken, bir yandan da dönemin şartlarını olanca realitesiyle aktarmayı ihmal etmemektedir.

Özellikle Barış’ın İnci’ye karşı beslediği kuvvetli sevgi ile fark yaratan film, bir çocuğun dünyaya ne denli toz pembe baktığını betimlemesiyle de izleyenlerin için işlemeyi başarmaktadır. Tam anlamıyla bir başyapıt olan ve her daim gözyaşı vaat etmesiyle muadilleri arasından sıyrılan Uçurtmayı Vurmasınlar, Barış’a hayat veren Ozan Bilen ve İnci olarak karşımıza gelen Nur Sürer’in destansı oyunculukları ve uyumuyla hafızlarımızda ilk günkü tazeliğini korumaktadır.

3 Piano Piano Bacaksız (1991)

Piano Piano Bacaksız (1991)Tunç Başaran’ın Uçurtmayı Vurmasınlar’dan sonra çektiği ilk film olma özelliği taşıyan Piano Piano Bacaksız, bir kez daha merkezine aldığı bir çocuğun gözünden o dönem ki yaşantıyı huzurlarımıza getirmektedir. Kemal Demirel’in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan ve İtalyanca’da yavaş yavaş anlamına gelen “Piano Piano”dan ismini alan film, naif ve bir o kadar samimi anlatısıyla fark yaratan bir iş.

İzleyenlerini İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki İstanbul’a götüren ve burada odağına aldığı bir konakta yaşayan insanların gündelik dertlerine ve hayatlarına ortak eden film, bir yandan da savaşın çarpıcı etkisini dokunaklı bir şekilde işlemektedir. Film, tüm bunları yaparken birlik olma gibi en önemli insanı öğretilerinden birine temas etmesi ile de vuruculuğunu doruk noktasına çıkarmayı başarıyor.

En iyi dönem filmleri arasında yer alan Piano Piano Bacaksız, dönemin sosyo-ekonomik yapısına bir taşlamada bulunurken, hayatın her şeye rağmen hayal kurmaya elverişli olacağı gerçeğine de sırt çevirmiyor. Rutkay Aziz, Meral Çetinkaya, Emin Sivas gibi isimlerin başrolleri paylaştığı film, aynı zamanda Türkiye’nin Oscar serüvenindeki yerini de almıştır.

4 Mavi Sürgün (1993)

Mavi Sürgün (1993)Sinemamızın usta isimlerinden Erden Kıral’ın yönetmenliğini üstlendiği Mavi Sürgün, Halikarnas Balıkçısı adıyla da bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın hikâyesini merkezine almaktadır. Cevat Şakir’in annesine olan aşırı sevgisinden ötürü, babasını öldürmesine kadar giden hayat öyküsünün Bodrum’da geçen sürgün yıllarına odaklanan Mavi Sürgün, bir edebiyatçının doğuşunu da huzurlarımıza getirmektedir.

Nitekim Cevat Şakir, sürgün olarak gönderildiği Bodrum’da Ege’yi keşfedecek, doğasına hayran kalacaktır. Sinemamızın şairane üslupla çekilmiş başarılı işlerinden biri olan Mavi Sürgün, 90’lı yılların başındaki özgün ve bir o kadar da dokunaklı anlatılardan biri olarak öne çıkmaktadır. Can Togay’ın Cevat Şakir’e hayat verdiği film, aynı zamanda otobiyografik bir anlatı özelliği de taşımaktadır.

5 Manisa Tarzanı (1994)

Manisa Tarzanı (1994)Manisa Tarzanı için en doğru tanım; çevreci bir film olduğu olacaktır. Bir dönem filmi olma özelliği taşıyan ve Kurtuluş Savaşı sonrası yerle bir olmuş Manisa’ya odağını çeviren film, enteresan ama bir o kadar da ilgi çekici hikâyesiyle fark yaratıyor. Tarihler 1924 yılını göstermektedir. Kurtuluş Savaşı yeni bitmiş, Türkiye Cumhuriyeti yeni yeni filizlenmektedir. Tam da bu süre zarfı içerisinde Manisa’ya gelen gizemli bir adam herkesin ilgisine mazhar olmuştur.

Manisa Tarzanı da olarak bilinen bu adam, savaş döneminde gösterdiği kahramanlıklar neticesinde İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir. Onun bu yıkık dökük şehirdeki misyonu ise, doğayı tekrar canlandırmak ve şehri savaş kalıntılarından temizlemektir. Bu nedenle Manisa’ya binlerce ağaç dikecek ve şehrin yeni kahramanı olarak nam salacaktır. İlginç kurgusunu,  cezbedici hikayesi ile destekleyen Manisa Tarzanı, ülkemizin Oscar adayı olarak belirlediği en enteresan yapımlardan biri olarak da hafızlardaki güncelliğini korumaktadır.

6 Eşkıya (1996)

Eşkıya (1996)Türk sinemasını daldığı derin uykudan uyandıran ve deyim yerindeyse şaha kalkmasına olanak sağlayan film olarak da hatırlanan Eşkıya, eşsiz anlatısını dokunaklı yapısıyla süsleyen bir film. Şener Şen ve Yavuz Turgul ikilisinin en muazzam işlerinden biri olarak da hatırlayabileceğimiz Eşkıya, uzun yıllardır hapishanede olan Baran’ın, kendisine tuzak karan eski dost-yeni düşman Berfo ve biricik aşkı Keje’nin peşinden İstanbul’a gelişini odağına almaktadır.

Bir yandan da Baran’ın yeni tanıştığı Cumali vesilesiyle bu koca metropolün arka sokaklarında yaşananlara parantez açıyor. Her bir anıyla başyapıt olan ve Türk sinemasının en iyilerinden biri olarak lanse edilen Eşkıya, 1996 yılında Oscar temsilcimiz olarak seçilse de ne yazık ki adaylık şerefine nail olmayı başaramamıştır. Arzu Film Ekolü’nden yetişen Yavuz Turgul’un imzasını taşıyan filmin başrollerinde ise Şener Şen, Sermin Hürmeriç, Uğur Yücel ve Kamuran Usluer yer almaktadır.

7 Salkım Hanımın Taneleri (1999)

Salkım Hanımın Taneleri (1999)Yakın dönem Türk sinemasının ses getiren filmlerinden biri olan Salkım Hanımın Taneleri, hikâyesi ve cesur üslubuyla fark yaratan bir iş olarak hatırlanmaktadır. Hülya Avşar, Uğur Polat, Derya Alabora, Zuhal Olcay ve Zafer Alagöz gibi tanınmış simaların başrolleri paylaştığı film, köyünü terk ederek İstanbul’a giden bir aileyi odak noktasına alırken; bir yandan da Gayrımüslimlerden alınan Varlık Vergisi’ne açtığı parantezle de anlatısını güçlendirmektedir.

Başından sonuna dek insanın karanlık tarafını kendine has üslubuyla sorgulatan Salkım Hanımın Taneleri, açgözlülüğe getirdiği özgün bakış açısı ile de fark yaratmaktadır. Tomris Giritlioğlu’nun yönetmenliğini üstlendiği ve başarılı oyuncu performansları ile adından söz ettiren film, 1999 yılında Altın Portakal başta olmak üzere birçok ödülü kucaklamış ve Türkiye’nin Oscar adayı olarak belirlenmiştir.

8 Kaç Para Kaç (2000)

Kaç Para Kaç (2000)90 sonrası atağa kalkan Türk sinemasının gözde isimlerinden olan Reha Erdem’in yönetmenliğini üstlendiği Kaç Para Kaç, minimalist ve bir o kadar da sürükleyici yapısıyla dikkat çeken bir iş. Para ile olan mesafesini her daim korumuş ve deyim yerindeyse maddiyatı ikinci plana itmeyi başarmış Selim, günün birinde tesadüf eseri 450.000 $ bulur. En başta elindeki para ile ne yapacağı konusunda pek fikri olmayan Selim, zamanla kendisini paranın gücüne teslim edecektir.

Bu dakikadan itibaren içine kapanık bir adamın çözülmesini izleyenlerini aktaran Kaç Para Kaç, paranın karşı konulmaz kudretine getirdiği özgün bakış açısıyla cazibesini arttırmaktadır. Heyecanlı yapısını anbean koruyan ve karanlık atmosferini vurucu finali ile süsleyen film, şüphesiz sinemamızın da en özel işlerinden biri olarak hatırlanmaktadır. Taner Birsel, Bennu Yıldırımlar ve Zuhal Gencer’in başrolleri paylaştığı Kaç Para Kaç, Reha Erdem sinemasının da en sürükleyici hikâyelerinden biri olarak fark yaratmaktadır.

9 Büyük Adam Küçük Aşk (2001)

Büyük Adam Küçük Aşk (2001)Bir dakika olsun ajite etmeyen, buna rağmen anbean gözyaşını da beraberinde getiren Büyük Adam Küçük Aşk, merkezine aldığı siyası altyapıdan harikulade bir arkadaşlık hikayesi çıkarmasıyla dikkat çekiyor. Küçük Hejar, dedesi tarafından İstanbul’da bir yakınının evine bırakılır. Aynı gün polis tarafından baskın yapılan evde, dolabın içine saklanarak kurtulan Hejar dışında herkes öldürülür.

Şok olmuş bir şekilde kendisini dışarıya atan Hejar, gözünü açtığında karşı komşusu Emekli Yargıç Rıfat Bey’in evindedir. Cumhuriyet geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bu aksi adam, tek kelime Türkçe bilmeyen bu Kürt kızıyla ne yapacağını kara kara düşünürken, zamanla ona karşı büyük bir sevgi besleyeceğinden habersizdir.

Bu dakikadan itibaren hayatta tutunacak dalı kalmayan farklı yaş grubundaki iki insanın arkadaşlığını huzurlarımıza getiren Büyük Adam Küçük Aşk, izleyenin bam teline dokunan anlatısıyla kendisine hayran bırakmayı başarıyor. Handan İpekçi’nin yönetmenliğini üstlendiği, Şükran Güngör, Füsun Demirel, Yıldız Kenter ve Dilan Erçetin’in başrolleri paylaştığı film, özgün drama aramayanların kaçırmaması gereken türde bir iş.

10 Dokuz (2002)

Dokuz (2002)Milyarder, Teyzem ve Arkadaşım Şeytan gibi kült olmuş filmlerin senaristi olarak tanıdığımız Ümit Ünal’ın ilk uzun metrajı Dokuz, alışılmışın dışında ilerleyen anlatım tarzı ve sürükleyiciliği ile öne çıkıyor. Mahallelice meczup olarak nitelendirilen Kirpi’nin ölümü üzerine başlatılan soruşturmada, mahalleli tek tek sorgu odasına alınır. Bu dakikadan itibaren karakterlerin tek tek çözülmesini ve sorgu odasında demoralize oluşuna tanıklık ettiren film, bir yandan da “Katil kim?” sorusunu her daim diri tutarak, sürükleyiciliğini güçlendirmektedir.

İşlerin sarpa sardığı bir cinayet soruşturması olarak da tanımlayabileceğimiz Dokuz, deneysel tarzı ve Ümit Ünal’ın vuruculuğu had safhada yaşattığı anlatım tarzıyla muadilleri arasından sıyrılmayı başarıyor. 2002 yılında ülkemizin Oscar adayı olarak seçilen ancak diğerleri gibi ilk 5’e girmeyi başaramayan Dokuz’un başrollerinde ise Cezmi Baskın, Ozan Güven, Ali Poyrazoğlu ve Serra Yılmaz gibi tanınmış isimler yer almaktadır.

11 Uzak (2003)

Uzak (2003)Sinemamızın ödül canavarı yönetmeni olarak adlandırabileceğimiz Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak’ı, 2003 yılında düzenlenen Cannes Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü ve En İyi Erkek Oyuncu Ödüllerini kucaklayarak dönmüş ve ülkemize haklı bir gurur yaşatmıştır.

Nuri Bilge Ceylan’ın “Taşra Üçlemesi” adını verdiği serinin son halkası Uzak, Yusuf’un İstanbul’a gelişini ve kapandığı o küçük kasabadan kurtulma çabasını merkezine almaktadır. Bu süre zarfı içerisinde içine kapanık bir hayat süren akrabası Mahmut’un yanında kalmak durumunda olan Yusuf, hem kendini ve yapacaklarını daha iyi tartacak; hem de Mahmut’un kişisel çözülmesine ortak olacaktır.

Nuri Bilge Ceylan’ın buz gibi bir atmosferden çıkardığı bu insanlık hikayesi, soğuk atmosferine rağmen insanı sorgulamaya iten ve büyüsüne ortak eden bir yapı ile huzurlarımıza gelmektedir. Taşra Üçlemesi’nin özel işlerinden biri olan ve Nuri Bilge Ceylan sinemasının daha çok tanınmasına vesile olan film, insanoğlunun zaaflarına açtığı parantezle de göz kamaştırmayı başarıyor. Muzaffer Özdemir ve Mehmet Emin Toprak’ın başrolleri paylaştığı film, yurt dışında kazandığı başarılara rağmen Oscar yarışına girememiş ve bir kez daha ilk 5 hayallerimizi yarıda bırakmıştır.

12 Gönül Yarası (2005)

Gönül Yarası (2005)Gönül Yarası (2005)Sinemamızın iki büyük ustası Şener Şen ve Yavuz Turgul’u Eşkıya’dan sonra ilk defa bir araya getiren film olma özelliği taşıyan Gönül Yarası, duygusal ve bir o kadar etkileyici bir film olarak karşımıza geliyor.

Yıllarını Doğu’da öğretmenlik yaparak geçirmiş Nazım, emeklilik vakti gelip çattığında doğup büyüdüğü Samatya’ya geri döner. Ancak emeklilik ikramiyesi bağlanana kadar çalışmak zorunda olan bu emektar eğitimci, yakın dostu Atakan’ın taksisinde çalışmaya başlar. Bu süre zarfı içerisinde Dünya isminde genç bir kadınla tanışan Nazım, zamanla bu kadını sahiplenecek ve ona, karşı konulamaz bir sevgi besleyecektir.

Bu dakikadan itibaren anlatısını daha da dokunaklı hale yükselten Gönül Yarası, adıyla müsemma bir şekilde farklı insanların, benzer saplantılarıyla sürükleyiciliğini de doruk noktasına çıkaracaktır. Özellikle Şener Şen’in anbean oyunculuk dersi verdiği özel yapımlardan biri olan Gönül Yarası, Yavuz Turgul’un nevi şahsına münhasır anlatısıyla birleştiğinde tadına doyulmaz bir seyirlik halini almaktadır. Ancak bu bile, Oscar’a aday olma konusunda bir ilerleme kaydetmemize olanak sağlamamıştır.

13 Dondurmam Gaymak (2006)

Dondurmam Gaymak (2006)Ulalı sosyalist yönetmen Yüksel Aksu’nun ilk uzun metrajı olma özelliği taşıyan Dondurmam Gaymak, özgün mizahı ve eleştirel bakış açısıyla fark yaratan bir film olma özelliği taşımaktadır. Muğla’nın son küçük esnaflarından olan seyyar dondurmacısı Ali Usta, git gide marketlerde boy göstermeye başlayan, daha da acısı insanların birinci tercihi olan markalara karşı büyük bir savaş içerisine girmiştir.

Ali Usta’nın hayattaki yegane amacı, paketlenmiş dondurmaların yerine kendi el emeği, göz nuru şeklinde ürettiği dondurmaları insanlara satmak ve geçimini sağlamaktır. Ancak kapitalizmin baskısını git gide üzerinde hissetmeye başlayan Ali Usta’nın artık savaşmaktan ve cesur adımlar atmaktan başka çaresi kalmamıştır.

Mizahın harikulade bir taşlamayla birleştiği Dondurmam Gaymak, yurtdışında ses getiren bir film olarak Oscar adayımız olarak seçilse de ne yazık ki başarıya ulaşamamıştır. Yüksel Aksu’nun özgün anlatımının her daim gün yüzünde olduğu ve Ege’nin sıcak atmosferinin başrol hüviyetinde olduğu filmin başrolünde ise Turan Özdemir yer almaktadır.

14 Takva (2007)

Takva (2007)Gemide ile sinemaya adım atan Yeni Sinemacılar’dan Özer Kızıltan’ın çekip, Önder Çakar’ın senaryosunu yazdığı Takva, cemaatlere, sözde dini oluşumlara getirdiği eleştirel bakış açısıyla dikkat çeken bir ve ödüllü Türk filmleri arasında yer alan bir yapım.

Muharrem, mütevazı bir işte çalışan, babadan kalma derme çatma evde yaşam mücadelesi veren orta yaşlı bir adamdır. O içine kapanık, dinine bağlı bir adamken girdiği tarikatta, kişisel özellikleri ile dikkat çekmiş ve bu tarikatın idari işlerinin bir kısmını yüklenmesi istenmiştir. Bunu Allah sevgisi ile yapacağını belirten Muharrem, eline geçen bu güç ile git gide kendi kişisel özelliklerini terk edecek ve büyük bir değişimin içerisine girecektir.

O, bir yandan tarikatın gerçek yüzüyle tanışacak bir yandan da kendi içinde yaşadığı çatışma vesilesiyle büyük bir akıl savaşı verecektir. Sinemamızdaki özgün taşlamalardan biri olan ve günümüzün en büyük kara deliklerinden olan tarikatlara ve cemaatlere kendine has bir eleştiri getiren Takva, başından sonuna kadar bir an olsun düşmeyen temposu ve albenisiyle seyir zevki yüksek bir iş olarak huzurlarımıza gelmektedir.

15 Üç Maymun (2008)

Üç Maymun (2008)Nuri Bilge Ceylan’ın çektiği ve Cannes’da “En İyi Yönetmen” ödülünü kucakladığı Üç Maymun, Avrupa arenasında göğsümüzü kabartmış bir film olarak öne çıkmaktadır. Bir ailenin gizledikleri yalanlar neticesinde parçalanma sürecine odaklanan ve herkesin görmediği, duymadığı hatta bilmediği olayları huzurlarımıza getiren Üç Maymun, bir kez daha izleyenlerini insanın içselliğine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

Nuri Bilge Ceylan’ın en iyi yaptığı iş olan içsel çatışmayı bir kez daha ayyuka çıkardığı ve bunu minimalist öğelerle sunduğu filmi, yurt içi ve yurt dışı festivallerde birçok ödüle layık görülmüş ancak Oscar adaylığına seçilememiştir. Özellikle Cannes Film Festivali’nde Nuri Bilge Ceylan’ın ödülünü alırken, “Bu ödülü yalnız ve güzel ülkeme adıyorum” sözleriyle hatırlayabileceğimiz Üç Maymun, sinemamızda özgün anlatılarından biri olarak tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır.

16 Güneşi Gördüm (2009)

Güneşi Gördüm (2009)Türkücülükten, yönetmenliğe adım atan Mahsun Kırmızıgül imzalı Güneşi Gördüm, Türkiye’nin Oscar adayı olarak seçtiği en tartışmalı filmlerden biri olarak da hatırlanmaktadır. Nitekim film, vizyonda olduğu süre dahilinde çokça eleştirilere maruz kalmış ve fazlasıyla ajite ettiği gerekçesiyle tepki çekmiştir.

Hikayeye dönecek olursak, esasen Mahsun Kırmızıgül’ün artık klasikleşmiş koşuşturmacalı anlatımı bir kez daha karşımızda. Askerin emri ile köyleri boşaltılan kalabalık bir ailenin dağılmasını merkezine alan film, beş kardeşin farklı öykülerini temposundan ödün vermeden işliyor ve yer yer dağınık bir haleti ruhiyeye girmekten kurtulamıyor.

Buna rağmen ağlamak için ekran başına geçenlerin isteğini fazlasıyla karşılayan Güneşi Gördüm, Mahsun Kırmızgül sinemasının da öne çıkan işlerinden biri olmayı başarıyor. Sarp Apak, Buğra Gülsoy, Yıldız Kültür ve Mahsun Kırmızıgül’ün başrollerini paylaştığı film, hüzünlü hikayeleri sevenlerin beğeneceği tarzda bir iş olarak dikkat çekme potansiyeli taşıyor.

17 Bal (2010)

Bal (2010)Minimalist sinemanın ülkemizdeki en önemli temsilcilerinden olan Semih Kaplanoğlu’nun Yusuf Üçlemesi’nin son halkası olan Bal, Berlin Film Festivali’nden kazandığı Altın Ayı ödülüyle adından söz ettirmiştir.

İlk iki filmde Yusuf’un orta yaş ve gençlik dönemine odaklanan Semih Kaplanoğlu, bu sefer Yusuf’un çocukluna gidiyor ve onun babası ile yaşadığı döneme ışık tutuyor. Okula yeni başlayan Yusuf’u Yusuf yapan detaylara eğilen film, bir yandan da onun arıcılık yapan babasıyla olan yakın ilişkisini mercek altına alıyor. İlk iki filmde geniş yer kaplayan ve hikayenin en önemli değişkeni olan anne karakteri ise, burada arka planda seyrediyor ve sembolik olarak anlatının içine dahil oluyor.

Sinemamızın son dönemdeki en başarı işlerinden biri olarak anılan Bal, metaforların ve sembollerin ağrı bastığı bir film olarak da hatırlanmaktadır. Erdal Beşikçioğlu, Bora Altaş ve Tülin Özen’in başrolleri paylaştığı film yurt dışında hak ettiği övgüye ulaşsa da ne yazık ki Oscar yarışında boy göstermemiştir.

18 Bir Zamanlar Anadolu’da (2011)

Bir Zamanlar Anadolu’da (2011)Nuri Bilge Ceylan’ın Ercan Kesal’ın gençlik anılarından yola çıkarak beraber senaryoya aldıkları Bir Zamanlar Anadolu’da, usta sinemacının en sürükleyici hikayesi olarak da öne çıkmaktadır. Bir doktor ve savcı, onlara eşlik eden katil ve polislerle cinayet soruşturması için yollara düşer. 12 saat süren ve gecenin tüm karanlığını gizemiyle birleştiren bu hikaye, bir yandan sürükleyiciliğini doruk noktasına çıkarırken, bir yandan Nuri Bilge Ceylan’ın özgün anlatımıyla insanoğlunun içselliğine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

Sıra dışı bir Nuri Bilge Ceylan filmi olan Bir Zamanlar Anadolu’da, başından sonuna dek bir an olsun sıkmayan, aksine çarpıcı diyaloglarıyla etkileyiciliğini taçlandıran bir film olma özelliği taşımaktadır. 2011 yılında düzenlen Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kucaklayan filmin başrollerinde Taner Birsel, Muhammet Uzuner, Yılmaz Erdoğan, Ahmet Mümtaz Taylan ve Fırat Tanış yer almaktadır.

19 Ateşin Düştüğü Yer (2012)

Ateşin Düştüğü Yer (2012)Dramatik yapısını çatışma üzerine kuran ve izleyenlerini büyük bir sorgulama içerisine bırakan Ateşin Düştüğü Yer, aynı zamanda çağımızın kara deliklerinden olan töreye getirdiği eleştirel bakış açısıyla da fark yaratıyor.

Osman ve Hatice, 6 çocuk sahibi muhafazakar bir ailedir. Günün birinde 16 yaşındaki kızları Ayşe rahatsızlanınca onu hastaneye götürürler. Kalbinde rahatsızlık olan Ayşe’nin aynı zamanda hamile olduğunu öğrenen aile beyninden vurulmuşa döner. Bir yandan kızlarını yaşatmak için çırpınan aile diğer yandan da töreye karşı gelen kızlarına karşı şiddetli bir nefret beslemektedir.

Bu dakikadan sonra olayları büyük bir çıkmaz içersinde resmeden ve duygu karmaşasını fazlasıyla hissettiren Ateşin Düştüğü Yer, etkileyici yapısıyla da dikkat çekmeyi başarıyor. İsmail Güneş imzalı filmin başrollerinde  Hakan Karahan, Elifcan Ongurlar, Yeşim Ceren Bozoğlu gibi isimler yer almaktadır.

20 Kelebeğin Rüyası (2013)

Kelebeğin Rüyası (2013)Sinemamızın güldürü ustalarından Yılmaz Erdoğan da Oscar yarışında boy gösterenlerden. Usta sanatçının 2013 yılında çektiği drama Kelebeğin Rüyası, ülkemizin Oscar adayı olarak gösterilse de ilk 5’e kalma başarısı göstermemiştir.

Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu isimli iki genç şairin zorluklarla geçen hayatını merkezine alan Kelebeğin Rüyası, bir romanı anımsatan dili ve minimalist atmosferi ile dikkatleri üzerine çeken bir yapım. Yılmaz Erdoğan’ın şimdiye dek çektiği en farklı filmlerden olan Kelebeğin Rüyası, Zonguldak’tan İstanbul’a uzanan bir dönem hikayesini bizlere sunmaktadır.

Bu süre zarfı içerisinde dönemin zor koşullarını resmetmesinin yanı sıra, aşka ve arkadaşlığa da sırt çevirmeyen film, başından sonuna dek etkileyici anlatımıyla izleyenlerinin içine işlemeyi başarıyor. Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat, Belçim Bilgin ve Farah Zeynep Abdullah’ın başrolleri paylaştığı filmin özellikle Gökhan Tiryaki’nin görüntü yönetmenliği önderliğinde muazzam bir sinematografiyi de bizlere sunmaktadır.

21 Kış Uykusu (2014)

Kış Uykusu (2014)Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı Kış Uykusu, Yılmaz Güney’in Yol’undan sonra ilk defa Altın Palmiye ödülüne uzanmamıza olanak sağlayan film olarak da bilinmektedir. Başından sonuna dek şairane bir üslupla ilerleyen ve Nuri Bilge Ceylan’ın özgün anlatımından kesitleri karşımıza getiren Kış Uykusu yurt dışında da birçok övgüye nail olmuştur.

Aydın isimli eski bir tiyatrocunun, tası tarağı toplayıp yerleştiği Kapadokya’daki hayatını merkezine alan film, kışın çetin geçen soğuğuna da başrol hüviyeti kazandırarak, anlatısını güçlendirmektedir. 3 saat 16 dakikalık uzun sayılabilecek süresine rağmen, adeta bir kitap okuyormuşçasına ilerleyen yapısıyla bir an olsun sıkmayan film, etkileyici diyaloglarıyla da izleyenlerin zihnine işlemeyi başarmaktadır.

Haluk Bilginer, Demet Akbağ, Melisa Sözen ve Nejat İşler’in başrolleri paylaştığı en iyi filmler listesindeki yapım, Altın Palmiye’yi kucaklamasından ötürü son 9 aday arasına kalsa da Oscar yarışında ilk 5’e adını yazdıramamıştır.

22 Sivas (2015)

 Sivas (2015)Taşraya doğru kayan sinemamızın son yıllardaki en leziz filmlerinden biri olan Sivas, yer yer akıllara Amores Perros’u getiren ancak kendi özgün yapısını yaratmayı başaran eşsiz bir sanat eseri. 11 yaşındaki Aslan, küçük bir köyde yaşayan ve yaşıtlarına göre pek de farklı dertleri olmayan bir çocuktur. Aşık olduğu kıza açılamamakta, ailesi ile sorunlar yaşamakta ve kendisini hayata tutunduracak bir amaç aramaktadır.

Tam da bu sırada hayatına giren dövüş köpeği Sivas, Aslan’ın en yakın arkadaşı olmakla kalmayacak, onun yaşama sevincini iki katına çıkaracaktır. Bu dakikadan itibaren küçük bir çocuğun, bir köpek vesilesiyle değişen hayatını merkezine alan Sivas, başından sonuna dek bir an olsun sıkmayan yapısıyla dikkat çekiyor ve vurucu bir seyirlik olarak hafızlardaki yerini sağlamlaştırıyor.

Yönetmen Kaan Müjdeci’nin ilk uzun metrajı olan ve Venedik Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü ile dönerek adını tüm yer küreye duyuran Sivas, ülkemizin de Oscar adaylarından biri olmayı başarmıştır. Özellikle sinemamızdaki en iyi çocuk performanslardan birinin altına imzasını atan Doğan İzci’nin parmak ısırtan duruşuyla değerlen Sivas, son dönem Türk Sineması’nın da en dokunaklı anlatılarından biri olarak kayıtlara geçmiştir.

23 Kalandar Soğuğu (2016)

Kalandar Soğuğu (2016)Geçtiğimiz yılın ses getiren filmlerinden olan ve ülkemizin Oscar adayı olarak seçilen Kalandar Soğuğu, realist yapısını etkileyici görüntüleriyle süsleyen bir film olarak öne çıkıyor. Karadeniz’in sisler içerisindeki bir köyünde, ailesi ile birlikte yaşam mücadelesi veren Mehmet, madencilik yapmasının yanı sıra hayvancılıkla da uğraşmaktadır. Maddi olarak zor dönemler geçiren Mehmet’in hayata daha umutla bakmaya başlayacağı an, Artvin’de gerçekleştirilecek boğa güreşleri olur.

Bu dakikadan itibaren Mehmet’in hayata sıkı sıkıya tutunma çabasını merkezine alan film, gerçekçiliğinden zerre ödün vermeyen ve büyüleyici atmosferi ile dikkat çeken bir iş olmayı başarmaktadır. Yönetmenliğini Mustafa Kara’nın yaptığı filmin başrolünde yer alan ve Mehmet karakterine hayat veren Haydar Şişman ise etkileyici oyunculuğu ile fark yaratmaktadır.

Paratic Piyasalar


Yorumları Görmek İçin Tıklayın