Paylaşım

2000 Sonrası Türk Sinemasının Gözden Kaçan En Özel 30 Filmi


 

İstediği seyirci sayısına ulaşamayan veya dev prodüksiyonların gölgesinde kalan filmlerin adı fazla duyulmaz. Bu vesileyle, 2000 sonra Türk sinemasında hak ettiği övgüye ulaşamamış yapımları listeledik.

Malumunuz, Türk sineması 80’lerin sonundan itibaren buhran dönemine girmiş ve salonlara izleyici çekme sıkıntısı yaşamıştır. Öte yandan, 96 yılında vizyona giren Eşkıya ile küllerinden yeniden doğmuş, o tarihten itibaren hızla artışa geçen izleyici grafiği ile dikkat çekmeyi başarmıştır. Özellikle Her Şey Çok Güzel Olacak, Vizontele gibi izleyenleri sinema salonuna çeken popüler işlerinin birbiri ardını izlemesi, sinema lokomotifini deyim yerindeyse alevlendirmiştir.

Tabii bu hengame içinde, hak ettiği şöhrete kavuşamayan filmler de yok değil. Vizyonda istediği seyirci sayısına ulaşamayan, yahut dev prodüksiyonların gölgesinde kalarak, tarihin tozlu sayfalarındaki yerini alan filmleri, sizler için gün yüzüne çıkarıyoruz. İşte 2000 sonrası Türk sinemasının arka planda kalmış en özel filmleri…

1 Fasulye (2000 – Bora Tekay)

Fasulye (2000 - Bora Tekay)Şimdilerde Çocuklar Duymasın’ın yönetmenliğini yapan Bora Tekay‘ın sektöre giriş çalışması olan Fasulye, özgün mizahı ve anbean kahkahayı beraberinde getiren yapısıyla sinemamızın en özel komedi örneklerinden biri. Halihazırda birçoklarının bihaber olduğu film, absürt mizahla harmanlanmış hikayesiyle, izleyenlerine doyumsuz dakikalar vadediyor. Genç bir kız, kiralık katil, mafya babası ve olayları anlamlandırmaya çalışan Genç’in başından geçen hadiseler, sürükleyiciliği yüksek bir mizahı huzurlarımıza getirmektedir.

Bülent Kayabaş, Haluk Bilginer, Selim Erdoğan, Elvin Beşikçioğlu, Burak Sergen ve Taner Barlas gibi isimlerin başrolleri paylaştığı film, aynı zamanda Gürkan Uygun‘un da ilk beyazperde tecrübesini içermektedir. Sinemamızın keşfedilmeye müsait olan en leziz komedilerinden biri olan Fasulye’nin senaristliğini Seksenler dizisinden tanıdığımız Haluk Özenç yaparken, filmin yapımcısı ise ünlü basketbol yorumcusu Kaan Kural‘dır.

2 Büyük Adam Küçük Aşk (2001 – Handan İpekçi)

Büyük Adam Küçük Aşk (2001 - Handan İpekçi)Bir filmden aradığınız nedir? Meselesi olması, samimiyet ve içinize işleyecek derecede dram yüklü olmasıysa, Büyük Adam Küçük Aşk tam size göre bir film! Küçük Hejar, dedesi tarafından İstanbul’daki bir yakınının evine bırakılır. Aynı gün polis tarafından baskın yapılan evde, dolabın içine saklanarak kurtulan Hejar dışında herkes öldürülür. Hejar ise şok olmuş bir şekilde kendisini evden dışarı attığında, kendisi bir anda karşı komşusu Emekli Yargıç Rıfat’ın evinde bulur.

Rıfat Bey, cumhuriyet geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bir adamdır. Ancak karşısındaki bu küçük kız çocuğu tek kelime Türkçe dahi bilmemektedir. Bu dakikadan sonra bu iki yalnız insanın, birbirine tutunmasının hikayesini izleyenlerine aktaran film, herkesin bam teline dokunan ve fazlasıyla gözyaşı vadeden bir hikayeyi huzurlarımıza getirmektedir. Sinemamızın en özel dramalarından biri olan Büyük Adam Küçük Aşk, ne yazık ki hiçbir zaman hak ettiği övgüyü alamayan filmlerden biri olarak da hatırlanmaktadır.

3 Oyunbozan (2000 – Nesli Çölgeçen)

Oyunbozan (2000 - Nesli Çölgeçen)Zeki Alasya ve Okan Bayülgen gibi iki büyük ismi bir araya getiren film; ömrünün son günlerini yaşayan ünlü bir şair ve genç bir taksicinin istemeden dâhil oldukları tesadüfler zincirinin merkezinde geçiyor. Metin’in,  Kemal Yılmaz’ı hastane çıkışında beklediği bir gün, şahit olduğu cinayet sonucunda mafya ile başının derde girmesi, hem onu hem de Kemal Yılmaz’ı içinden çıkılmaz bir tesadüfler silsilesinin içine sokar.

Ardı arkası kesilmeyen bu tesadüfler silsilesinde, Metin iyice derde giren başını mafyadan kurtarmaya çalışırken; Kemal ise yıllardır öğrenmek için çabaladığı, faili meçhul cinayetlerle öldürülmüş arkadaşlarının katillerine son bir çare olarak mafya üzerinden ulaşmayı dener. Kemal Yılmaz ve Metin bir yandan amaçlarına ulaşmaya çalışırken bir yandan da mafyanın tüm planlarını altüst edip, hikayenin gerçek anlamda oyunbozanları olurlar. Züğürt Ağa, Selamsız Bandosu gibi filmlerle tanıdığımız usta yönetmen Nesli Çölgeçen’in yönetmenliğini yaptığı film, içinde barındırdığı absürt temalarla da dikkat çekiyor.

4 Dokuz (2002 – Ümit Ünal)

Dokuz (2002 - Ümit Ünal)Sinemamızın usta kalemlerinden Ümit Ünal’ın ilk yönetmenlik tecrübesini içeren Dokuz, deneysel tarzı ve sürükleyici yapısıyla izlenmeyi fazlasıyla hak eden, hatta hayranlık uyandıran bir yapıyla karşımıza çıkıyor. Mahallelice meczup olarak nitelendirilen Kirpi’nin ölümü üzerine başlatılan soruşturmada mahalle halkı tek tek sorgu odasına alınır. Bu noktadan itibaren izleyenlerini, karakterlerin sorgu odasında verdiği reaksiyona ortak eden film, bir yandan da içinden çıkılmaz bir cinayet soruşturmasını hikayenin merkezine yerleştiriyor.

Karakterlerin yavaş yavaş demoralize olmasıyla anlatısını güçlendiren Dokuz, ilk dakikasında ortaya sürdüğü temposunu son saniyeye kadar düşürmüyor ve dinamik bir hikayeyle ekran başına geçenleri selamlıyor. Cezmi Baskın, Serra Yılmaz, Ali Poyrazoğlu, Fikret Kuşkan ve Ozan Güven gibi isimlerin başrolü paylaştığı Dokuz, nevi şahsına münhasır anlatım tarzıyla dikkat çekiyor.

5 Karşılaşma (2002 – Ömer Kavur)

Karşılaşma (2002 - Ömer Kavur)Belki de hakkı en az teslim edilen yönetmenlerimizden olan Ömer Kavur’un son uzun metrajı Karşılaşma, belli çevrelerce pozitif eleştirilerle karşılaşsa da birçokları tarafından hala keşif niteliği taşımaktadır. Sinan ile Mahmut, ölümcül hastalıkla boğuşan ve bu süre zarfında katıldıkları bir terapi seansında tanışan iki kişidir. Sinan oğlunu kaybetmenin acısını taşıyan bir mimarken, Mahmut ise ölüm korkusu taşıyan bir mafya babasıdır.

Mahmut’un yeni tanıştığı Sinan’dan tek isteği kendisini öldürmesidir. Ancak tam da bu zaman dilimi içerisinde Mahmut’un bir cinayete kurban gitmesi, Sinan’ın olayın peşine düşmesine neden olur. Bu dakikadan itibaren, Sinan’ın sürüklendiği macerayı izleyenlerine sunan Karşılaşma, bir yandan da ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgiyi sorgulatmasıyla fark yaratıyor. Çetin Tekindor, Lale Mansur ve Uğur Polat’ın başrolleri paylaştığı film, 2000 sonrası çekilen yerli sinema örnekleri arasındaki en özel işlerden biri olarak da hatırlanmaktadır.

6 İnşaat (2003 – Ömer Vargı)

İnşaat (2003 - Ömer Vargı)İnşaat, belki de bu listenin en popüler yapımlarından biri. Ancak öyle enteresan ki, film ne gişede istediğini elde edebildi, ne de sonrasında hak ettiği övgüye dilediğince nail olabildi. Bu da onu değeri teslim edilmemiş işlerinin arasında anmamıza neden olmaktadır. Sudi ile Ali, bir inşaatta işçi olarak çalışan iki gençtir. Günün birinde inşaatın ortasına bırakılan bir cesedi gömmek zorunda kalmaları ise, onların değişen hayatlarının habercisidir.

Nitekim gömdükleri bu ceset ilk olacak anca son olmayacaktır. Artık şehirde ne zaman kim ölse, gömülmek üzere Ali ve Sudi’nin kucağına bırakılıyordur. Bu dakikadan itibaren bu iki gariban gencin, kara mizaha çalan anlatısına tanıklık ettiren İnşaat, bir yandan güldürürken diğer yandan da Ali ve Sudi’nin hayatlarına üzgün gözlerle bakmamızın önünü açmaktadır. Her Şey Çok Güzel Olacak’ın yönetmeni olarak tanıdığımız Ömer Vargı imzalı film, sonrasında bir devam filmini beraberinde getirse de ilk filmin kalitesine yaklaşamamıştır.

7 Mustafa Hakkında Her Şey (2003 – Çağan Irmak)

Mustafa Hakkında Her Şey (2003 - Çağan Irmak)Usta sinemacı Çağan Irmak’ın ilk dönem filmlerinden olan Mustafa Hakkında Her Şey, sürükleyici hikâyesi ile dikkat çeken, sert ve vurucu bir iş olarak öne çıkıyor. Hayatı oldukça rayında giden Mustafa, günün birinde eşinin ölüm haberini almasıyla sarsılır. Ancak Mustafa için daha zoru, eşinin geçirdiği bu trafik kazasında onun yanında bulunan Fikret’in varlığıdır.

Bu dakikadan itibaren Mustafa için hayatın bir bilmece dönüşmesi ve kafayı Fikret’e takması kaçınılmaz bir süreç halini alacaktır. Sertliğini anbean yukarıya çeken ve finale doğru yükselen duygusal atmosferi ile fark yaratan film, Çağan Irmak filmografisinin de özel işlerinden biri olarak belirir. Nejat İşler, Fikret Kuşkan ve Başak Köklükaya’nın başrolleri paylaştığı film, sinemamızın da arka planda kalmış özgün yapımlarından biridir.

8 Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (2004 – Ahmet Uluçay)

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (2004 - Ahmet Uluçay)Yakın dönemde kaybettiğimiz Ahmet Uluçay’ın ilk uzun metrajı olma özelliği taşıyan Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, sımsıcak anlatısıyla dikkat çeken, samimi ve oldukça neşeli bir hikaye olarak öne çıkıyor.

Biri karpuzcuda biri berberde çırak olarak çalışan iki çocuğun film makinesi yapma uğraşına tanıklık ettiğimiz film, bu iki gencin hayalleri etrafına kurulu hikâyesiyle ilgi çekmeyi başarıyor. Özellikle yönetmen Ahmet Uluçay’ın içten anlatısının anbean hissedildiği film, naif ve bir o kadar da pozitif yapısıyla izlenmeyi fazlasıyla hak eden bir iş olarak öne çıkıyor.  Recep ve Mahmut isimli, hayatın henüz başındaki iki genci merkezine alan film, şüphesiz hikayesi kadar mizahı ile de fark yaratmayı başarıyor.

9 Anlat İstanbul (2005 – Ümit Ünal, Selim Demirdelen, Kudret Sabancı, Yücel Yolcu, Ömür Atay)

Anlat İstanbul (2005, Ümit Ünal, Selim Demirdelen, Kudret Sabancı, Yücel Yolcu, Ömür Atay)Sinemamızın masalsı anlatılarından biri olan Anlat İstanbul, bir koca metropolü başrol hüviyetine yerleştiren ve farklı hikayeleri tek bir potada harmanlayan film olarak öne çıkıyor. Bu masalda kimler kimler yok ki? Klarnetçiler, hayat kadınları, mafya babaları, paşalar, kaçakçılar ve daha niceleri…

Anlat İstanbul, beş farklı hikayeyi odağına alan ve bu İstanbul’da karşımıza çıkması muhtemel tipleri huzurlarımıza getiren bir film olarak hatırlanmaktadır. 5 farklı yönetmenin, kendine has üslubuyla çektiği film, masalı ve realizmi birleştiren yapısıyla fark yaratmaktadır. Altan Erkekli, Erkan Can, Nejat İşler, Güven Kıraç, Nurgül Yeşilçay, Fikret Kuşkan, İsmail Hacıoğlu ve Çetin Tekindor gibi birçok usta ismin yer aldığı film, şüphesiz ki sinemamızın kıyıda köşede yer etmiş en lezizi işlerinden biridir.

10 İlk Aşk (2006 – Nihat Durak)

İlk Aşk (2006 - Nihat Durak)Yeşilçam melodramlarını sevenlerdenseniz, İlk Aşk tam size göre bir film! Küçük bir Ege kasabasını merkezine alan ve burada geçen olaylar silsilesini izleyenlerine aktaran film, başından sonuna dek vadettiği samimiyetle dikkat çekiyor. Kore Savaşı’nda öldü sanılan Asaf, babasının cenazesi için 40 yıl sonra kasabaya geri döner. Onun dönüşü ise, ilk aşkların ayyuka çıkmasını beraberinde getirecektir.

Bu dakikadan itibaren Arifoğlu ailesinin üç kuşağını merkezine alacak olan film, farklı yaş gruplarının ilk aşkları ile oldukça naif bir hikaye servis eder. Başından sonuna dek samimiyetinden zerre ödün vermemeyi başaran İlk Aşk, basit bir aşk hikayesinden ziyade, aile kavramını da ön plana çıkarmasıyla dikkat çekiyor. Çetin Tekindor, Halit Ergenç, Vahide Gördüm gibi isimlerin başrolleri paylaştığı filmin yönetmenliğini ise Nihat Durak üstleniyor.

11 Unutulmayanlar (2006 – Ayhan Sonyürek)

Unutulmayanlar (2006 - Ayhan Sonyürek)Anbean Yeşilçam’ın kendine has atmosferini hissettiren ve bir film çekme sürecini merkezine alan Unutulmayanlar, naif ve bir o kadar da içten yapısıyla izlenmeyi hak eden filmlerimizden bir tanesi. Yeşilçam’ın emektar çalışanlarından Aziz, sektöre küsüp memleketine geri dönmüştür. Aradan geçen yıllar boyunca içindeki film çekme aşkını dindiremeyen bu emektar, varını yoğunu satıp film çekmek için İstanbul’a geri döner.

Eski aşkı olan ancak seks filmleri furyasına paçasını kaptırdığı için hiç affetmediği Leyla’yı filminde başrol oynatmak istemesi ise olayları başka bir boyuta taşıyacaktır. Başından sonuna dek bir umuda tutunmanın hikâyesini aktaran Unutulmayanlar, aynı zamanda film çekme sevdalılarının da ilgili gözlerle takip edeceği bir iş. Yönetmenliğini Ayhan Sonyürek’in üstlendiği filmin başrollerini ise Altan Erkekli, Göksel Arsoy, Nevra Serezli gibi usta isimler paylaşmaktadır.

12 Küçük Kıyamet (2007 – Taylan Biraderler)

Küçük Kıyamet (Taylan Biraderler - 2007)Cin furyasının ele geçirdiği Türk korku sinemasının en farklı işlerinden biri olan Küçük Kıyamet, başından sonuna dek heyecan dozajını düşürmeyen kendine has bir öyküyle karşımıza geliyor. Büyük İstanbul Depremi’nin ha geldi ha gelecek psikolojisinden kurtulmak adına küçük bir kasabaya yerleşen Bilge ve Zeki, bir başka deyişle depremden kaçmaktadır. Ancak yerleştikleri bu küçük kasabadaki esrarengiz hadiselerin fire vermesi de onları içinden çıkılması zor bir korku denizine hapsedecektir.

Taylan Biraderler’in yönetmenliğini üstlendiği film, korku sinemamızın en özgün işlerinden biri olmasının yanı sıra buram buram kalite kokan yapısıyla da izlenmeye değer bir anlatı olarak öne çıkıyor. Cansel Elçin, Başak Köklükaya, İlker Aksum ve Binnur Kaya’nın başrolleri paylaştığı film, korku-gerilim türünü sevenler için bulunmaz bir Hint kumaşı niteliğinde.

13 Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi (2007 – Emre Akay, Hasan Yalaz)

Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi (2007 - Emre Akay, Hasan Yalaz)Sinemamızın belki de en gizli kalmış hazinelerinden olan Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi, deneysel bir üslupla başlayan ve git gide muazzam bir gerilime dönüşen hikayesiyle dikkat çekiyor. Gerçek ile kurgu arasında gidip gelen film, Tuğra Kaftancıoğlu’nun yeni filminde oynatmak istediği oyuncusunu Büyükada’ya götürmesiyle startını verir. Bu dakikadan itibaren gerilim dozajını anbean yukarıya çeken ve bunu deneyselliği ile taçlandıran film, izleyenlerini de büyük bir bilinmezliğin ortasına bırakmayı ihmal etmiyor.

Özellikle Tuğra Kaftancıoğlu’nun nevi şahsına münhasır tavırlarıyla dikkatleri çeken film, el kamerasıyla çekilmesi hasebiyle de değerli bir noktada duruyor. Genç sinemacılar Emre Akay ve Hasan Yalaz’ın yönetmenliğini yaptığı film, farklı tatlar arayanların kaçırmaması gereken türde bir iş.

14 Gitmek: Benim Marlom ve Brandom (2008 – Hüseyin Karabey)

Gitmek: Benim Marlom ve Brandom (2008 - Hüseyin Karabey)Bir kadının aşkı için ne denli büyük zorlukları göze alabileceğinin anlatısı olan Gitmek: Benim Marlom ve Brandom, realist ve fazlasıyla fedakar bir film olarak beliriyor. Irak’ta bir film setinde tanışan Ayça ve Hama Ali, çekimlerden sonra kendi yollarına gider. Ancak aralarındaki bağ da git gide artar. Tam da bu süre zarfı içerisinde Amerika’nın Irak’ı işgal etmesi bu iki aşığı bilinmezliğin tam ortasına bırakır.

Hama Ali ile iletişimi git gide zorlaşan Ayça için artık tek bir yol kalmıştır; sevdiği adamın yanına gitmek. Bu dakikadan itibaren Ayça’nın büyük savaşını merkezine alan film, seven bir kadının neler yapabileceğine parantez açarak da anlatısını güçlendiriyor. Tam anlamıyla bir insanlık filmi olan Gitmek: Benim Marlom ve Brandom, insanı içine çeken büyüleyici hikayesiyle de dikkat çekmeyi başarıyor.

15 Kirpi (2009 – Erdal Murat Aktaş)

Kirpi (2009 - Erdal Murat Aktaş)Sulhi Dölek’in aynı adlı kitabından sinemaya uyarlanan Kirpi, merkezine aldığı intikam duygusunda filizlenen, bunun yanı sıra harikulade bir mizahı da izleyicisiyle buluşturmayı ihmal etmeyen bir film. Gündelik hayatta başına gelen sıradan hadiseleri bile büyük bir oyuna çeviren ve intikamı merkezine yerleştiren Reşat Kirpi, günlerden bir gün Tahir isimli bir adamı kurbanı olarak belirler.

Bu dakikadan itibaren iki inatçı adamın birbirini alt etme uğraşına tanıklık ettiren film, basit olarak başlayan olaylar silsilesinin ulaştığı büyük noktayla da fazlasıyla güldürmeyi başarıyor. Özellikle başrolde yer alan Mazhar Alanson ve Güven Kıraç ikilisinin üstün uyumuyla büyüleyen film, başından sonuna dek de kahkaha attırmayı ihmal etmiyor. Buna rağmen sinemamızın göz ardı edilen komedilerden olan Kirpi, izlenmeyi fazlasıyla hak eden bir film olarak öne çıkıyor.

16 Ada: Zombilerin Düğünü (2009 – Talip Ertürk, Murat Emir Eren)

Ada: Zombilerin Düğünü (2009 - Talip Ertürk, Murat Emir Eren)Zombi filmleri hep ülkemiz sınırları dışında mı çekilir zannediyorsunuz? Keza 2009 yılında çekilen Ada: Zombilerin Düğünü, lezzetli bir korku-komedi olarak izleyenlerini selamlamaktadır. Büyükada’da gerçekleşecek düğün için buluşan bir grup arkadaş, tüm düğünü el kamerasıyla çekmeyi planlamaktadır. Ancak bu düğün, bir noktadan sonra zıvanadan çıkacak ve zombilerin istilasına uğrayacaktır.

Artık tüm Ada halkı tehlikededir ve herkesin zombilerden kaçması gerekmektedir. Bu dakikadan itibaren kameranın kaydını bir an olsun kapatmayan ve izleyenlerini büyük bir kovalamacanın ortasına bırakan Erhan, bir yandan güldürmeyi başarırken diğer yandan da korkuyu iliklere kadar servis etmektedir. Deneysel bir korku-komedi olan Ada: Zombilerin Düğünü sinemamızda pek de denenmeyen türlerden olması hasebiyle oldukça özgün bir noktada durmaktadır.

17 Gişe Memuru (2010 – Tolga Karaçelik)

Gişe Memuru (2010 - Tolga Karaçelik)Metaforlardan beslenmeyi fazlasıyla seven yönetmen Tolga Karaçelik’in ilk uzun metrajı Gişe Memuru, saat gibi tıkır tıkır işleyen bir adamın, rutininin dışına çıkmasını ve zamanla infilak etmesini konu almaktadır. 35 yaşındaki Kenan, işten eve, evden işe hayat süren içine kapanık bir adamdır. Küçük yaşta annesini kaybetmesinden dolayı babasıyla tek yaşamaktadır. İşlek bir otobanda gişe memuru olarak çalışan Kenan’ın zamanla psikolojisi iyiden iyiye alt üst olur ve kendini hayal dünyasının ortasında bulur.

Akabinde kuş uçmaz, kervan geçmez Afar gişesine sürülmesi ise, onun için sonun başlangıcıdır. Bu dakikadan sonra bir makinenin zamanla nasıl bozulabileceğine yakından tanıklık ettiren Gişe Memuru, özellikle başrolündeki Serkan Ercan’ın harikulade performansıyla büyülemeyi başarıyor. Sinemamızın nadir fantastik-dramalarından olan Gişe Memuru, başından sonuna dek kaybetmediği kasvetiyle de farklı bir tat sunmayı başarıyor.

18 Prensesin Uykusu (2010 – Çağan Irmak)

Prensesin Uykusu (2010 - Çağan Irmak)Çağan Irmak filmografisinin en kıyıda köşede kalmış işlerinden biri olan Prensesin Uykusu, masalsı bir drama olarak öne çıkmaktadır. Kendi halinde, sıradan bir hayat süren Aziz, içine kapanık bir gençtir. Günün birinde kuaför olan Seçil ile onun küçük kızı Gizem’in ona komşu olması, Aziz’in de yüzünü güldüren bir hadise olacaktır. Ne var ki tam bu süre zarfı içerisinde Gizem’in uyanması pek de mümkün olmayan bir uykuya dalması olayları bambaşka bir yöne kaydırır.

Bu dakikadan itibaren Aziz’in, bu küçük kızı daldığı uykudan uyandırmak için giriştiği çaba ise, izleyenleri adeta büyük bir masalın içine sokacaktır. Çağan Irmak’ın alıştığımız dokunaklı anlatım dilinden kesitlerle huzurlarımıza gelen Prensesin Uykusu, masal ile dramayı birleştirmesiyle de öne çıkıyor. Son dönemin yükselen yıldızlarından Çağlar Çorumlu’nun, Sevinç Erbulak, Alican Yücesoy ve Genco Erkal ile başrolleri paylaştığı filmin müziklerinin altına ise Redd grubu imza atmıştır.

19 Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak (2010 – Ali İlhan)

Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak (2010 - Ali İlhan)Uzun yıllardır İtalya’da yaşayan Türk yönetmen Ali İlhan’ın ilk uzun metrajı olan Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak, sımsıcak anlatısını samimi hikayesiyle taçlandıran bir film. Amcası tarafından dünyayı tanıması ve yeni bir dil öğrenmesi için İtalya’ya gönderilen Ekin’in yolu, yıllardır kapısından içeri erkek girmeyen Sinyora Enrica ile kesişir. Fazlasıyla aksi ve içine kapanık bir kadın olan Sinyora Enrica, Ekin’e acır ve evine kabul eder.

Bu dakikadan sonra bu iki zıt karakterin yavaş yavaş güçlenen arkadaşlığına tanıklık ettiren film, tam manasıyla bir dostluk filmi olarak belirmektedir. Güzeller güzeli Claudia Cardinale’in  başrolü İsmail Hacıoğlu ile paylaştığı film, İtalyan ve Türk sinemalarının kendine has üslubunu tek bir potada eritmesi hasebiyle de fazlasıyla değerli bir noktada durmaktadır. İddia ediyorum; bu filmi izlerken anbean tebessüm edecek ve Sinyora Enrica ile Ekin’in büyük dostluğuna şapka çıkaracaksınız!

20 Siyah Beyaz (2010 – Ahmet Boyacıoğlu)

Siyah Beyaz (2010 - Ahmet Boyacıoğlu)Hayatın farklı evresindeki birçok insan ve başrol hüviyetine yerleştirilmiş bir bar… Siyah Beyaz, Ankara’nın soğuk ikliminden çıkıp, vadettiği sımsıcak anlatıyla fark yaratan bir film. Tuncel Kurtiz, Erkan Can, Tanel Birsel, Nejat İşler ve Şevval Sam’ın başrolleri paylaştığı film, Siyah Beyaz isimli bir barın müdavimlerini merkezine almaktadır. Burada hayata, geçmişe, geleceğe ve yaşanmışlıklara dair birçok şey konuşulur, dostça sohbet edilir.

Entelektüel olarak tanımlayabileceğimiz bir grup insanın içten sohbetini bizlere aktaran film, hayatta dayanağı olmayan insanların, sığınacak son liman olarak gördükleri bir bar ile kurdukları yakın ilişki vesilesiyle izleyenlerini hikayenin büyüsüne ortak etmeyi başarmaktadır. Sinemamızın göz ardı edilen üst düzey anlatılarından biri olan Siyah Beyaz, müdavimcilik kavramına açtığı özgün bakış açısı ve orta-üst sınıfın kendine has diyaloglarını huzurlarımıza getirmesi hasebiyle oldukça özel bir noktada konumlanmaktadır.

21 Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2011 – Seyfi Teoman)

Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2011 - Seyfi Teoman)Barış Bıçakçı’nın aynı adlı kitabından sinemaya uyarlanan Bizim Büyük Çaresizliğimiz, orta yaşlı iki yakın arkadaşın, hayatlarına giren genç bir kız sonrası değişen yaşamlarını merkezine almaktadır. Ender ve Çetin, 30’lu yaşlarını geçiren, Ankara’da beraber yaşayan iki samimi dosttur. Günün birinde eski arkadaşları Fikret’in kız kardeşi Nihal, zorunlu nedenlerle onların yanına taşınır.

Bu genç ve güzel kız en başta sıradan bir misafir gibi gözükse de, zamanla Ender ve Çetin’in hayatının birinci gündemi halini alacaktır. Adıyla müsemma bir şekilde iki yakın arkadaşın büyük çaresizliğini izleyenlerine aktaran film, roman gibi ilerleyen yapısı ve insanın içine işleyen samimiyetiyle sinemamızın en nefis örneklerinden biri olarak da hatırlanmaktadır. Fatih Al ve İlker Aksum’un başrolde harikalar yarattığı film, ne yazık ki hak ettiği değeri göremeyen en önemli filmlerimizden biridir.

22 Film (2011 – Kerem Topuz)

Film (2011 - Kerem Topuz)Sinemamızın en enteresan filmlerinden biri olan Film, okula gitmeyi reddeden ve kendi özgün sinemasını yaratmak için çaba sarf eden bir yönetmen adayının, başından geçen fazlasıyla sert bir geceyi konu almaktadır. Kemal Mutlu, hayatı ve sinemayı yaşayarak öğrenmeyi yeğleyen genç bir sinemacıdır. Günün birinde ev arkadaşı Nuri’nin yetimhane günlerinden tanıdığı İzzet isimli bir sosyopatın çıkagelmesi, Kemal Mutlu’yu çekeceği film için iyiden iyiye teşvik eder.

Bu dakikadan itibaren Kemal ve İzzet kendilerini sokağa atıp, çekecekleri film için motor derler. Tabii İzzet’in bir noktadan sonra zıvanadan çıkması ise, birbirinden sert birçok hadiseyi beraberinde getirecektir. Tamamı el kamerasıyla çekilmiş olan deneysel soslu bir iş olan Film, şiddet öğelerinden de harikulade beslenerek rahatsız ediciliği yüksek bir seyirlik olarak huzurlarımıza gelmektedir. Kerem Topuz’un yönetmenliğini yaptığı filmin başrollerini ise, İlker Savaşkurt, Cumali Karakaya, Özgür Emre Yıldırım, Öznur Kula gibi isimler paylaşmaktadır.

23 Geriye Kalan (2011 – Çiğdem Vitrinel)

Geriye Kalan (Çiğdem Vitrinel - 2011)Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku filmi ile adını geniş kitlelere duyuran Çiğdem Vitrinel’in ilk uzun metrajı olan Geriye Kalan, aldatılan bir kadının yaşadığı buhranla süreci ele alırken bir yandan da onun intikam hikayesi vesilesiyle hikayesinin sürükleyiciliğini arttırmayı başarıyor. Sevda, kocasına bağlı, sevgi yüklü bir kadındır. Ancak günün birinde aldatıldığını fark etmesi, onun başka bir insana evrilmesine neden olacaktır. Artık Sevda’nın hayattaki tek gailesi kocasını kaybetmemek ve ailesini yıkmamaktadır.

Bu dakikadan itibaren, kadınlık gururu incinen Sevda’nın planlı şekilde devreye soktuğu çözüm planını izleyenlerine aktaran Geriye Kalan, bir yandan da olayın diğer başrolü Zuhal neticesiyle meseleye farklı bir perspektiften yaklaşmayı başarıyor. Tam anlamıyla bir kadın filmi olan ve büyüsünü anbean hissettiren film, yönetmen Çiğdem Vitrinel’in usta anlatımıyla da dokunaklı bir hale bürünüyor. Başrollerini Devin Özgür Çınar, Şebnem Hassanisoughi ve Erkan Bektaş’ın paylaştığı film, sinemamızın arka planda kalan ancak asla kaçırılmaması gereken kadın filmlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

24 Tepenin Ardı (2012 – Emin Alper)

Tepenin Ardı (2012 - Emin Alper)Yakın dönem Türk sinemasının en özgün örneklerinden biri olarak lanse edebileceğimiz Tepenin Ardı, metaforlarla örülü hikayesiyle büyülemekle kalmıyor, aynı zamanda izleyicisini de büyük bir sorgulama sürecinin ortasına bırakıyor. Faik, ailesi ile birlikte köyünde rahat bir hayat sürmektedir. Onun hayattaki tek derdi, kendisine düşman olarak bellediği Yörüklerdir. Onun Yörüklerle girdiği savaş, esasen Faik’i hayata bağlayan yegane yaşam amacı olmuştur.

Ancak onun ve ailesinin yaşadığı bu uçsuz bucaksız köyde, ne Yörük vardır ne de başka bir kimse. Bireyin kendi yarattığı düşmanla girdiği hayali mücadeleyi merkezine alan ve bu vesileyle güncel siyasetten, günlük hayata kadar birçok ince noktaya temas etmeyi başaran Tepenin Ardı, gösterildiği birçok festivalden de övgüyle dönmeyi başarmıştır. Tam anlamıyla bir ödül canavarı benzetmesi yapabileceğimiz film, Emin Alper’in ilk uzun metrajı. Başrollerini Tamer Levent, Reha Özcan, Berk Hakman gibi isimlerin paylaştığı film, sinemamızda uzun yıllar konuşulacak kült filmlerden de biridir.

25 Benim Çocuğum (2013 – Can Candan)

Benim Çocuğum (2013 - Can Candan)Son yılların en izlenesi filmlerinden biri olan Benim Çocuğum, LGBTİ bireylerin ailelerini merkezine alıyor ve toplumumuzda göz ardı edilmemesi elzem olan bir konuyu gün yüzüne çıkarıyor. LGBTİ bireylerinin, ailelerine odaklanan ve onların birer aktivist olma sürecine eğilen Benim Çocuğum, bir dakika olsun ajite etmeden, hüzünlendirmeyi başaran bir film. Belgesel tarzında huzurlarımıza gelen yapım, 7 farklı ailenin, çocukları ile yaşadıkları sürece eğiliyor ve cinsel tercihin bir hastalık olmadığını ince bir şekilde ortaya koyuyor.

Özellikle homofobi ve transfobinin fazlasıyla hissedildiği ülkemiz için oldukça dokunaklı bir başyapıt olan Benim Çocuğum, ülkemizde yer alan her bir bireyin izlemesi ve ders alması gereken bir film. Aynı zamanda akademisyen de olan Can Candan’ın çektiği Benim Çocuğum, açtığı parantezle de yalnızca ülke sinemasında değil, dünyaya da hatırı sayılır bir şöhretin sahibi olmuştur.

26 Zerre (2013 – Erdem Tepegöz)

Zerre (2013 - Erdem Tepegöz)2000 sonrası Türk sinemasının önemli filmlerinden biri olan Zerre, bir kadının hayatta kalma mücadelesini ve bu süre zarfı içerisinde karşısına çıkan aç kurtlarla verdiği savaşı merkezine almaktadır. Zerre, ülkemizin sosyo-ekonomik gerçeklerini açık bir şekilde resmeden ve bunu da merkezine aldığı Zeynep karakteri vesilesiyle anlatan bir film. Küçük kızı ve annesiyle bir başına yaşayan ve onlara bakmakla yükümlü olan bu genç kadının, “Ne iş olsa yaparım” düşüncesiyle çıktığı macera, ona sonunda Tekirdağ’daki bir konfeksiyonun kapılarını açar. Ancak olay iş bulmakla bitmez.

Çünkü burada herkes birbirinin ayağını kaydırmak için uğraşmaktadır. Her bir anıyla Zeynep’in değil, Türkiye’de nefes alan her bir bireyin hayatta kalma mücadelesini izleyenlerine aktaran Zerre, realitesinden ödün vermeyen çarpıcı bir film. Belki de hakkı en az teslim edilen yapımlardan biri olan Zerre, Erdem Tepegöz yönetmenliğinde huzurlarımıza gelirken, herkesin izlemesi ve çıkarımlar yapması gereken bir film olduğunu da hatırlatmakta yarar var.

27 Daire (2013 – Atıl İnanç)

Daire (2013 - Atıl İnanç)Yer yer absürt mizahı andıran anlatım tarzıyla dikkat çeken Daire, buna rağmen devlet kurumlarına ya da bir başka deyişle devlet dairesine getirdiği özgün eleştiri ile dikkat çeken bir film. Üniversitede akademisyen olarak çalışan Feramus, babasının ölüm haberinin ardından doğup büyüdüğü kasabaya geri döner. Burada bir yandan miras işleri ile uğraşırken, bir yandan da yeni insanlarla tanışmayı ihmal etmez.

Yıllardır kimsenin ayak basmadığı bir havaalanında çalışan ve bu durumu fazlasıyla sorgulayan Arif ile bölge tiyatrosunda oyuncu olarak çalışırken kendisini bir anda gassal olarak bulan Betül, Feramus’un hayatına giren yeni insanlardır. Feramus’un bu insanlarla yaşayacağı enteresan diyaloglar da birbirinden ilginç anları beraberinde getirecektir. Her bir anıyla izlenmeyi hak eden değerli bir film olan Daire, sıcak atmosferi ile de izleyicisini büyüsüne ortak etmeyi başarıyor. Atıl İnanç’ın yönetmenliği üstlendiği filmin başrollerinde ise Fatih Al, Nazan Kesal ve Erol Babaoğlu yer almaktadır.

28 Silsile (2014 – Ozan Açıktan)

Silsile (2014  -Ozan Açıktan)Vizyon matematiğine fazlasıyla uyan yapısıyla dikkat çeken Silsile, aksiyon ve gerilimi had safhada yaşatan; aynı zamanda ekran başına geçen herkesin özgün bir örnekle karşılaşmasına ön ayak olan bir film. Yetenekli yönetmen Ozan Açıktan’ın elinden çıkan film, masumane başlayan hikayesini, zamanla ihanetler ve birbiri içine geçmiş karmaşık ilişkiler silsilesi ile süslüyor. Zamanla içinden çıkılması fazlasıyla zor hadiseleri huzurlarımıza getiren film, temposunu bir an olsun düşürmüyor ve bir gece boyunca yaşanılanlarla izleyenlerine adeta tokat gibi çarpıyor.

Her ne an “Şimdi ne olacak” sorusunun gün yüzünde olduğu film, kaotik yapısıyla da bambaşka tatlar vadediyor. Başrollerini Nehir Erdoğan, İlker Kaleli, Tordu Flordun ve Serkan Keskin’in paylaştığı film, şüphesiz ki göz ardı edilen yerli yapımlar içerisindeki en sürükleyici hikayelerden birine sahip olmasıyla öne çıkıyor.

29 Naciye (2016 – Lütfe Emre Çiçek)

Naciye (2016 - Lütfe Emre Çiçek)Yakın zamandaki en eşsiz gerilim anlatılarından biri olan Naciye, merkezine aldığı konağı başrol hüviyetine yerleştiren bununla da yetinmeyerek izleyicisini anbean korkutma potansiyeli taşıyan hikayesiyle fark yaratan bir film. Naciye, yıllar yılı evi bildiği konakta yaşamaktadır. Ancak günün birinde icra memurunun onu evden çıkarması ve burayı başkasına kiraya vermesi, Naciye’nin bilinmeyen yüzünün gün yüzüne çıkmasına neden olacaktır.

Nitekim bu dakikadan sonra Naciye, evi kiralayan genç çifte dadanacak ve onları deyim yerindeyse çılgına çevirecektir. Artık hikayenin gerilimini doruk noktasına çıkarması ve izleyenlerine korku dolu anlar yaşatması da kaçınılmaz bir süreç halini almıştır. Özgün senaryosu ile ilk anda dikkatleri üzerine çeken Naciye, Derya Alabora’nın harikulade oyunculuğu ile büyüyen bir iş olarak kayıtlara geçmiş; aynı zamanda korku sinemamızın da medarı iftiharlarından biri olarak birçok övgüye nail olmuştur.

30 Cereyan (2017 – Mert Dikmen)

Cereyan (2017 - Mert Dikmen)Bu yıl sessiz sedasız vizyona giren ve aynı şekilde sessiz sedasız tarihin tozlu sayfalarına karışan Cereyan, esasen hiç de es geçilmeyecek türden bir film! İlk dakikasında izleyicisini hapsettiği gizemli yapıdan, sonuna kadar beslenmeyi başaran film, vurucu finali ile de seyre değer bir iş olarak öne çıkıyor. Henüz ikinci sınıfa giden bir terapist adayı olan Aylin, internet üzerinden ücretsiz terapiler vermektedir. Bu süre zarfı içerisinde hastası olarak tanıştığı Cavit’in, intihar eğilimi Aylin’i fazlasıyla düşündürür.

Cavit’e ulaşmak için onun evine kadar giden Aylin için asıl sürpriz ise burada başlayacaktır. Nitekim Cavit geçmişte yaşadığı travmanın etkisinden hala çıkamamış ve bu nedenle de akli dengesini yitirme noktasına gelmiştir. Artık bir dağ evinde Cavit ve Aylin baş başadır… Bu dakikadan itibaren, “Şimdi ne olacak” sorusunu anbean diri tutan Cereyan, finale kadar izleyicisi ile kurduğu bağı bir an olsun zedelemiyor ve özgün bir hikayeyi ekran başına geçen herkese armağan ediyor. Genç yönetmen Mert Dikmen’in yönettiği film, yalnızca bu yılın değil, tüm zamanların en göz ardı edilen yerli filmlerinden olmaya aday.




Yorumları Görmek İçin Tıklayın

Diğer yorumlar ( 0 )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir