Paylaşım

Haluk Bilginer Kimdir? En İyi Unutulmaz Diziler ve Filmleri Listesi


 

Ülkemizin son yıllarda görmüş olduğu en karizmatik oyunculardan biri olan ve yer aldığı her projede ortaya koyduğu başarılı performansla adından söz ettirmeyi başaran Haluk Bilginer kimdir tanıyıp, en iyi filmleri ve dizileri listesine göz atmaya ne dersiniz?


Oynadığı her rolü efsane haline getiren, yer aldığı projeleri deyim yerindeyse şaha kaldıran, yalnızca karizmatik duruşu ile değil, aynı zamanda sesi ile de insanın bam teline dokunmayı başaran ve de en önemlisi, üretkenliği ile her daim alkışı hak eden Haluk Bilginer’den bahsediyoruz. Muadilleri gibi “Aman yüzüm eskimesin” derdi olmayan, aksine sinema-televizyon demeden beğendiği her projeyi onaylayan usta oyuncu, şüphesiz son yirmi yıllık dönemde ülke sanatına damga vuran yegâne isimlerden biri.

Pekâlâ, Haluk Bilginer kimdir, en iyi filmleri ve dizileri hangileriydi hemen hatırlamaya ne dersiniz?

Navigasyon

Haluk Bilginer Kimdir?

Haluk Bilginer Kimdir?1954 İzmir doğumlu olan Haluk Bilginer, lise yıllarında okulun tiyatro kulübüne girerek, esasen geleceği için en önemli adımı da atmaktaydı. Burada ortaya koyduğu performansla, henüz genç yaşlarda yeteneğini konuşturmaya başlayan Bilginer, akabinde Ankara Devlet Konservatuarı’nı kazanarak, tıpkı Ozan Güven gibi okullu bir sanatçı olmayı kafaya takmıştır. Keza buradan mezun olduktan sonra da Londra Müzik ve Drama Sanatları Akademisi’nde tiyatro eğitimi alması, onun gümbür gümbür gelen ayak seslerinin ilk belirtisi olarak öne çıkmaktaydı.

Gösterişli eğitim hayatından sonra, Londra’da kalmayı tercih eden ve burada tiyatro sahnelerinde boy gösteren Haluk Bilginer, birçok klasik uyarlamada rol almış ve bu vesileyle de bazı İngiliz dizi-filmlerinde rol kapma şerefine nail olmuştur. Bir müddet daha Londra’da yaşadıktan sonra, 1987 yılında yurda dönen ve burada Gecenin Öteki Yüzü isimli dizi için kamera karşısına geçen Haluk Bilginer, sonrasında Londra-İstanbul arasında mekik dokumuştur. Ülkede yer aldığı projelerle de yavaş yavaş adını duyurmayı başarmıştır. Nitekim Yavuz Özkan’ın yönetmenliğini yaptığı 1992 yapımı İki Kadın’daki performansı, onun tanınırlığını arttırmış ve rol tekliflerinin peşi sıra gelmesine olanak sağlamıştır.

Sonrasında 90’ların efsanevi dizilerinden Gülşen Abi ile gönüllerimizi fetheden Haluk Bilginer, esasen komediye ne denli yatkın olduğunu da ilk defa bu dizide göstermekteydi. Artık dizi ve filmlerin aranan oyuncularından biri haline gelen Haluk Bilginer, 90’ların sonuna doğru Atıf Yılmaz ile birlikte çalışma şerefine de erişerek, esasen özel oyunculardan biri olmayı da başarmıştır.

Haluk Bilginer’i diğer oyunculardan ayıran yegâne husus, kendisini tek bir noktaya kanalize etmemesinde gizli. O, beyazperdede başarılı, usta işi projelerde yer aldığı gibi, televizyon ekranlarının da popülaritesi yüksek dizilerinde boy göstermiş ve her defasında oyunculuğu ile takdir kazanmayı bilmiştir. O bir yıl, Masumiyet’in umarsız, sevdiğine delicesine bağlı Bekir’i olarak karşımıza çıkarken, bir sonraki yıl Eyvah Babam’ın Sedat’ı olarak belirip hepimize kahkaha attırmayı bilmiştir. Onu, bu ülke topraklarının özel oyuncularından biri yapan en önemli noktada budur.

Tabii, Haluk Bilginer’in şöhreti Türkiye ile sınırlı değil. İngiltere’de okumasından mütevellit Avrupa’da da tanınan oyuncu, birçok Hollywood projesinde de boy göstererek göğsümüzü kabartmayı bilmiştir. Clive Owen ve Naomi Watts’ın başrolleri paylaştığı The International, Jon Stewart’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Rosewater yahut geçtiğimiz yıl re-make versiyonu ile karşımıza gelen Ben-Hur, usta oyuncunun yer aldığı Hollywood menşeli yapımlardan birkaçıdır.

En İyi Haluk Bilginer Dizileri

Pekâlâ, yıllar yılı büründüğü karakterler vesilesiyle taraflı tarafsız herkesin sevgilisi olmayı başaran ve yer aldığı tüm projelerin zevkle izlenilmesi konusundaki birinci değişken olan Haluk Bilginer’in ortaya koyduğu en iyi film ve dizilere göz atmaya ne dersiniz? Dilerseniz, usta oyuncunun yer aldığı dizilere bir bakış atalım, sonrasında ise her biri ayrı ayrı efsane olan en iyi filmleri ile buluşalım ve ona olan hayranlığımızı bir tık daha yukarıya taşıyalım.

Gülşen Abi (1994)

Gülşen Abi (1994)Haluk Bilginer’in Türkiye sınırları içerisinde yeni yeni çalışmaya başladığı dönemde yolunun kesiştiği Gülşen Abi, hem kendine has bir mizahı izleyenlerine taşıması hem de Haluk Bilginer’in komedide de ne denli başarılı olabileceğini yansıtması hasebiyle oldukça değerli bir noktada durmaktadır.

Gülşen Abi ya da hakiki ismiyle anmak gerekirse Abidin Özbidin, bir gazetenin Güzin Ablası olarak çalışan ve gelen mektupları cevaplayan bir köşe yazarıdır. Yalnızca kendisine gelen ilginç dertlere derman olmakla yetinmeyen, aynı zamanda çalıştığı ofisin nevi şahsına münhasır kişilikleri ile de uğraşmak durumunda kalan Abidin’in hikâyesi, 90’ların tüm eğlencesini içinde barındırırken, bir yandan da farklı anlatısıyla tadına doyulmaz bir seyirlik halini almaktadır.

Özellikle Haluk Bilginer’in şimdilerde alışkın olduğumuz başarılı duruşuyla arz-ı endam ettiği Gülşen Abi, dönemin Güzin Abla’sını ekrana getirmesinin yanı sıra, sit-com tarzında ortaya konan başarılı yapımlarımızdan biri olması nedeniyle de özel bir noktada konumlanmaktadır. Yönetmenliğini Uğur Erkır’ın yaptığı, senaryosunu ise Can Barslan’ın yaptığı dizinin ilgi çekici müziklerinin altında ise Kenan ve Ozan Doğulu kardeşlerin imzası bulunmaktadır.

Eyvah Babam/Eyvah Kızım Büyüdü (1998-2001)

Eyvah Babam/Eyvah Kızım Büyüdü (1998-2001)Malum, baba-kız ilişkisi içinde birtakım çatışmaları barındıran ancak naif duruşuyla her şeyin üstesinden gelebilmeyi başaran muazzam bir ilişkiyi temsil etmektedir. Nitekim bu çatışmanın beyazperdeye yahut televizyon ekranlarına yansımasını da yıllardır görmekteyiz. Bu durumun ülkemizdeki en kusursuz ve eğlenceli anlatılarından biri de Haluk Bilginer’in Yıldız Asyalı ile baba-kız’a hayat verdikleri Eyvah Babam ve Eyvah Kızım Büyüdü dizileridir.

1998 yılında Eyvah Babam adıyla başlamış, daha sonrasında ise gerek Yıldız Asyalı’nın yaşının büyümesi gerek isim konusunda yapımcı firmayla yaşanan sıkıntılardan dolayı Eyvah Kızım Büyüdü adını almıştır. Ancak çizgisini bir an olsun bozmayan dizi, modern bir baba-kız çatışmasını ekranlara getirmiş ve birçoklarının da beğenisini kazanmıştır. Özellikle kızı Ece’nin yanına, erkek sineği bile yaklaştırmama konusunda kararlı olan Sedat’ın yaptıklarıyla eğlencesini perçinleyen dizi; bir yandan da Ece’nin babasını atlatmak için ortaya koyduğu cin fikirlerle tadına doyulmaz bir seyirlik halini almaktadır.

Haluk Bilginer ve Yıldız Asyalı arasındaki mükemmel uyumla adından söz ettirmiş ve aynı zamanda dönemin Leonardo DiCaprio’su olarak anılan Arda Kural’ı da kadrosunda barındırmıştır. Eyvah Babam/Eyvah Kızım büyüdü, yalnızca Haluk Bilginer külliyatının en önemlilerinden biri olarak değil, aynı zamanda Türk dizi tarihinin de en dişe dokunur aile komedilerinden biri olarak öne çıkmayı başarmaktadır.

Tatlı Hayat (2001-2004)

Tatlı Hayat (2001-2004)Gülşen Abi ve Eyvah Babam gibi iki kalburüstü iki dizide komediye yatkınlığını ortaya koyan Haluk Bilginer için gerçek anlamda efsane olacağı projeye başlama vakti gelip çatmıştı. Hem de bu sefer çok güçlü bir destekçiyle: Türk Sineması’nın Sultan’ı Türkan Şoray ile…

Ünlü Amerikan dizisi The Jeffersons’ın ülkemize uyarlaması olan ve en az orijinali kadar kahkaha garantisi taşıyan Tatlı Hayat, orta yaşlarından sonra köşeye dönen ve yeni hayatlarına uyum sağlamaya çalışan Yıldırım Ailesi’ni odak noktasına almaktadır. Bir yandan da dış etmenlerle anlatısını güçlendirmektedir. Özellikle İhsan Yıldırım’ın nevi şahsına münhasır karakteri vesilesiyle eğlencesini doruğuna çıkaran ve onu her daim dizginlemek durumunda olan eşi Sevinç Yıldırım’ın naif tavrıyla desteklenen dizi, aynı zamanda Menekşe, Yorgo, İrfan gibi hepsi ayrı ayrı efsane olmuş karakterleri izleyenlerine sunması hasebiyle de efsaneler statüsüne yerleşmiştir.

Birçok kanal değiştiren, ancak buna rağmen hiçbir zaman eğlencesinden taviz vermeyen Tatlı Hayat, basit bir sit-com olarak değil, aynı zamanda komedi öğesi taşıyan diziler içerisinde de en iyilerinden biri olarak anılmaktadır. Nitekim yalnızca Haluk Bilginer’in destansı oyunculuğu ile değil, aynı zamanda uyarlama senaryonun altına imzasını atan Haluk Özenç ile Bora Tekay’ın keskin esprileriyle de dinamizmini arttırmıştır. Dizi, temposunu hiç düşürmeden üç yıl boyunca ekranları süslemiş ve unutulmazlar arasına adını yazdırmayı bilmiştir.

Haluk Bilginer’in zirve projelerinden biri olan ve birçoklarının onu komedi oyuncusu sanmasına vesile olan Tatlı Hayat, esasen usta oyuncunun ne denli büyük bir yeteneği bünyesinde barındırdığının da kanlı canlı ispati niteliği taşımaktadır. Nitekim Haluk Bilginer’in hayat verdiği İhsan Yıldırım’ın bir hiperaktif çocuk edasıyla oradan oraya koşturması ve hazır cevaplılığı dün gibi aklımızda yer etmeye devam etmektedir.

Sıkı Dostlar (2009)

Sıkı Dostlar (2009)Haluk Bilginer’in en kıyıda köşede kalmış, ancak en fazla kahkaha garantisi taşıyan işlerinden biri de şüphesiz Sıkı Dostlar’dır. Nitekim burada, yer yer İhsan Yıldırım akıllara gelse de usta oyuncu ondan bağımsız, özgün bir karakter yaratmayı başarmış ve partneri Özkan Uğur ile birlikte muazzam bir eğlenceyi izleyenlerine armağan etmiştir.

Eşinden ayrılan Hikmet, feci halde pasaklı olan çocukluk arkadaşı Cevdet’in yanına taşınmıştır. Tabii, şimdilerde birbirinin fazlasıyla zıttı olan bu iki yetişkinin, aynı çatı altında verecekleri yaşam mücadelesi de haliyle birçok sürprize gebe olacaktır. Bir yandan bu iki sıkı dostun birbirine alışma sürecine eğilen dizi bir yandan da onların komşuları ve arkadaşları ile olan ilişkisine parantez açarak eğlencesini maksimum seviyeye çıkarmayı amaçlamaktadır. Nitekim bunu da son raddede başardığını söyleyebiliriz.

Senaristliğini Tatlı Hayat’tan da tanıdığımız Haluk Özenç’in yaptığı dizi, iki usta ismi bir araya getirmesinin yanı sıra, dur durak bilmeyen temposu ve eğlenceli atmosferi ile de sağlam bir sit-com örneği olarak hafızalara kazınmıştır. Özellikle Haluk Bilginer’in eğlenceli yapımlarda, kendini ne denli özgür hissettiğinin anbean fark edildiği Sıkı Dostlar, adıyla müsemma bir şekilde iki yakın arkadaşın hikâyesi ile birlikte sağlam bir komedi sunmayı da başarmaktadır.

Ezel (2009-2011)

Ezel (2009-2011)Ezel… Senaryosu, oyunculukları, yarattığı karakterle standart bir Türk yapımının fersah fersah üstünde seyreden ve edilecek her türlü övgüyü fazlasıyla hak eden bir dizi olarak hala efsaneler arasında anılmaktadır. Muhakkak, diziyi bu denli başarılı yapan birçok detayı sayabiliriz. Her bölümü, film edasında seyreden bir diziden bahsediyoruz. Bu noktada aslan payını da senaryo vermek gerekir. Ezel’i muadillerinden ayıran yegane husus da budur. Nitekim dizi henüz yazım aşamasındayken, tüm karakterlerin geçmişi, tamamen belliydi. Bu da ister istemez karakter derinliği nedir sorusunun cevabının kendiliğinden ortaya çıkmasına olanak sağlamaktadır.

Dizi takipçilerinin çok iyi hatırlayacağı şekilde, Ezel yani Ömer, en yakın dostları tarafından kumpasa getirilmiş ve hapishaneye yollanmıştır. Onun burada hayatına giren Ramiz Dayı ise bir dönemin namlı kabadayılarından olmasının yanı sıra hala sözü geçen ve korkulan biridir. Onun, Ömer’in elinden tutması, bu parçalanmış, bitap düşmüş genç adamın, düştüğü yerden kalkmasına olanak sağlayacak ve onun Ezel olarak intikamının peşine düşmesine ön ayak olacaktır. Bu dakikadan itibaren Ezel ve Ramiz Dayı’nın şeytanın dahi aklına gelmeyecek oyunlarına tanıklık ettiren dizi, bir yandan da karakterlerle bağ kurmamıza olanak sağlamaktaydı. Tabii ki bunlardan en önemlisi de, oyunculuğu ile herkesi kendisine hayran bırakan Tuncel Kurtiz’in hayat verdiği Ramiz Karaeski.

Dizinin ilk sezonunda sıkça adı geçen, ancak gül cemalini görmek nasip olmayan Kenan Birkan ise Ramiz Karaeski’nin ebedi dostu, ezeli düşmanı olarak popülaritesini her bölümde arttırmaktaydı. Nitekim onun ikinci sezonun başında diziye dâhil olacağının haberleri iyice kulisleri meşgul etmiş ve Ezel fanlarında büyük bir heyecan yaratmıştı. Beklenen gerçekleşiyordu, Kenan Birkan diziye geliyordu, hem de Haluk Bilginer’in yorumuyla.

Evet, Kenan Birkan başlı başına iyi yazılmış bir kötü adamdı. Ancak onu Haluk Bilginer’in canlandırması da karakteri nirvanaya çıkaran yegâne unsur olarak belirmiştir. Nitekim usta oyuncunun sinsi bakışlı Kenan Birkan’a kattıkları diziyi daha da ileri taşımış ve Ezel’i efsane statüsüne çıkaran en önemli figürlerden biri olarak fark yaratmıştır. Her ne kadar Ramiz Karaeski’yi öldürmesinden dolayı kötü bir şöhrete sahip olsa da kendince iyi bir kalbe sahip olduğunu defaatle dile getiren Kenan Birkan, şeytani biri olmasına rağmen, taşıdığı çocuksu tarafla da muadillerinden ayrılmayı başarmış ve ona hayat veren Haluk Bilginer’e bir kez daha hayran olmamıza vesile olmuştur.

Masum (2017)

Masum (2017)Devir değişti, televizyonlar eski popülaritesini yitirmeye başladı. Ee hal böyle olunca da herkes kendini dijital ortama atar oldu. Özellikle Netflix’in hayatımıza girmesi ile başlayan bu süreç, ülkemizde de ciddi bir şekilde hissedilmekte. Geçtiğimiz yıl yayın hayatına start veren ve bu yıl içerisinde özgün dizilerini kullanıcıları ile paylaşmaya başlayan BluTv ve Puhutv ise Netflix’in ülkemizdeki muadilleri. Tabii şimdilik BluTv’nin, Puhutv’ye oranla bir adım önde olduğunu söyleyebiliriz. Bunu söylememizdeki en önemli husus; geçtiğimiz aylarda yayınlanan ve 8. bölümünün ardından final yapan Masum.

En başta dile getirelim; Masum senaryosuyla, sinematografisiyle, oyunculuklarıyla ve de en önemlisi süresiyle dünya standartlarında bir iş. Bu da diziyi, tarihin en iyi birkaç yerli yapımından biri olarak nitelendirmemize olanak sağlıyor. Özellikle ilk dakikasında vuku bulan gizemli atmosferin, son dakikaya kadar korunması ve her bölümde “Dizi nasıl yapılır” sorusunu ders niteliğinde aktarıyor. Masum, izleyenin bir daha izlemek isteyeceği muazzam bir polisiye-gerilim dizisi.

Berkun Oya’nın “Bayrak” isimli tiyatro oyunundan senaryolaştırdığı ve Rüzgarda Salınan Nilüfer, Çoğunluk gibi filmlerden tanıdığımız Seren Yüce’nin yönetmen koltuğunda oturduğu dizi, başlı başına bir ekip işi olarak göze çarpıyor. Özellikle yıllardır birbirini tanıyan kamera arkası ekibinin yanı sıra Haluk Bilginer, Nur Sürer, Okan Yalabık, Serkan Keskin, Ali Atay gibi ülkenin kalburüstü oyuncularının yer aldığı dizi, kimsenin kimseden rol çalmadığı, aksine birbirlerine destek olan duruşlarıyla da muadillerinden ayrılmayı başarmaktadır.

Tabii, Masum’u özel kılan en önemli noktanın senaryosu olduğunu dile getirmekte yarar var. Buna ek olarak soru işaretleri ile örülü senaryoyu inci gibi işleyen Seren Yüce’nin yönetmenlik becerisi de diziyi tadından yenmez bir haleti ruhiyenin içine yerleştirmektedir. Üstüne üstlük Haluk Bilginer’in başı çektiği oyuncu kadrosunun da üzerlerine düşeni fazlasıyla yapması, bu karanlık atmosferde cereyan eden olaylar silsilesini üst düzey bir dizi haline getiriyor ve “Biz de güzel diziler yapabiliyormuşuz” söylemini de beraberinde getiriyor.

Türk dizi tarihinin en iyi işlerini sayacak olsak, Ezel ve Masum’u bu listeye kesinlikle yerleştiririz. Haluk Bilginer’in bu iki dizide birden yer alması da tesadüfi bir durum değil elbette. Nitekim başarılı oyuncu, yer aldığı her projenin çıtasını yükseğe çekmeyi başarmış ve adeta parmak ısırtan performansı ile de örnek alınacak bir kalibreye yükselmiştir.

En İyi Haluk Bilginer Filmleri

Haluk Bilginer’in dizilerde ne denli başarılı performansın altına imza attığına göz attık. Tabii, onu asıl büyük oyuncu sınıfına çıkaranın sinema olduğunu da dile getirmekte yarar var. Ee durum böyle olunca da onun beyazperdede arz-ı endam ettiği en iyi işlere göz atmamak olmaz. “En İyi Haluk Bilginer Filmleri” karşınızda…

İki Kadın (Yavuz Özkan – 1992)

İki Kadın (Yavuz Özkan – 1992)70’lerin sonunda çektiği Maden ile tanıdığımız ve ortaya koyduğu nitelikli filmlerle adını duyuran Yavuz Özkan’ın yönetmen koltuğunda oturduğu İki Kadın, dramatik yapısıyla öne çıkıyor. Buna rağmen ajite etmekten uzak duruşuyla da ilgi çeken ve meselesini olanca realitesiyle ortaya koyan bir iş olarak göze çarpmaktadır.

Gerçek bir olaydan esinlenen film, bir milletvekilinin hayat kadınına tecavüz etmesiyle başlangıcını yapmaktadır. Ancak, hikâyenin merkezine aldığı hayat kadını, çabuk vazgeçecek, susacak türden biri değildir. Onun, milletvekiline dava açması ve olayın basına sızması, gündemi iyiden iyiye meşgul edecektir. Bu süre zarfı içerisinde, hayat kadını ile milletvekilinin karısının yakınlaşması ise olayları farklı bir boyuta taşıyacaktır.

Haluk Bilginer’in kariyerinin başında yer aldığı ancak performansıyla alkışı hak ettiği İki Kadın, politik ve cinsel göndermeleriyle ön plana çıkan, kadın olmanın değerine eğilen realist bir film olarak belirmektedir. Keza Yavuz Özkan sinemasından alışılagelmiş boğucu ve minimalist anlatıma burada da rastlamak mümkün. Nitekim filmin asıl gücünü de buradan aldığını söylemekte yarar var.

Haluk Bilginer’in bir dönem hayat arkadaşı da olan Zuhal Olcay ile başrolü paylaştığı İki Kadın, yalnızca döneminin ses getiren filmlerinden biri değil, aynı zamanda Haluk Bilginer filmografisinin de önemli dönemeçlerinden biri. Keza Haluk Bilginer’in burada ortaya koyduğu üst düzey performans, ona Türk Sineması’ndaki kapıların açılmasına vesile olmuş, kariyer basamaklarını hızlı çıkması konusunda destek sağlamıştır.

Masumiyet (1997 – Zeki Demirkubuz)

Masumiyet (1997 – Zeki Demirkubuz)Her ülke sinemasını yücelten birkaç tane film vardır. Türk Sineması’nın göğsünü kabartan işlerden biri de şüphesiz Masumiyet’tir. Zeki Demirkubuz’un kendine has yorumuyla büyüyen, gerçekçi ve minimalist anlatısı ile ön plana çıkmaktadır. Film, bataklığa saplanmış insanların hikâyesini anlatırken, vuruculuğu ile de izleyen herkesin bam teline dokunmayı başarmaktadır.

Bekir, kadere boyun eğmiş, çekeceğini dünden kabullenmiş bir şekilde yıllar yılı Uğur’un peşinden oraya oraya sürüklenmektedir. Yusuf ise hapishaneden yeni çıkmış, ne yapacağını bilmez bir gençtir. Onun yolunun Bekir ve Uğur ile kesişmesi ise Yusuf’u da bilinmezin içine doğru çekecektir. Keza Uğur güzeldir, ama güzel olduğu kadar da tehlikelidir. Yusuf ise, Bekir’in boğulduğu o tehlikeye atılmaya dünden heveslidir. Sıradan insanların sıradan hayatlarını, sıra dışı bir şekilde ele alan Masumiyet, çarpıcı ve her bir anıyla hayatın içinden oluşuyla takdir toplayan bir film olarak öne çıkmaktadır.

Her filmin bir yıldızı vardır muhakkak. Esasen Haluk Bilginer’in olduğu yerde, çoğunlukla yıldız da o olmuştur. Ancak Masumiyet’in en büyük yıldızı ne yazık ki Haluk Bilginer değil, kaptan köşkünde oturan Zeki Demirkubuz. Nitekim hikâyeyi anlatış biçimiyle, muadilleri arasından sıyrılan ve Masumiyet’i sinemamızın en iyilerinden biri haline getiren Demirkubuz, böylelikle modern zamanların en iyi yerli yönetmenlerinden biri olarak anılmayı da başarmıştır.

Tabii, onun en büyük artılarından biri de oyuncu yönlendirme konusunda olduğu aşikâr. Haluk Bilginer, Derya Alabora ve Güven Kıraç’ın başrolleri paylaştığı film, her bir oyuncunun üst düzey performansıyla şahlanırken, kimsenin kimseden rol çalmaya lüzumu bile yoktur. Ancak tüm Masumiyet filmi içerisinde öyle bir sahne vardır ki o sahne apayrı bir filme dönüşecek kadar destansıdır. Bekir’in, Uğur’un peşine nasıl takıldığını anlattığı efsanevi tirattan bahsediyoruz tabii ki. Evet, ortada muazzam yazılmış bir metin olduğu besbelli. Ya Haluk Bilginer’in o anı yaşaması? Kamera yalnızca onun yüzündedir ve Haluk Bilginer öyle bir döktürür ki tirat filmin popülaritesinin önüne geçer. Çünkü karakterini abartmadan, büyük oynamayı başarabilen ender oyunculardan biridir o.

Her bir anıyla efsaneler arasına adını çoktan yazdıran Masumiyet, bir yandan Haluk Bilginer’in varlığı ile anlatısını güçlendirirken, diğer yandan ise Zeki Demirkubuz’un ustalara taş çıkaracak anlatısı ile hayranlık uyandırmayı başarmaktadır.

Nihavend Mucize (1997 – Atıf Yılmaz)

Nihavend Mucize (1997 – Atıf Yılmaz)Yeşilçam döneminin en büyük, en entelektüel yönetmenlerinden biri olan Atıf Yılmaz’ın son dönem filmlerinden biri olan Nihavend Mucize, bir yandan izleyenlerine fantastik bir anlatı vadederken diğer yandan da insanlık adına ilgi çekici mesajlar içermektedir.

Erol, uzun yıllar önce kaybettiği annesinin eksikliğini hala hisseden orta yaşlı bir bireydir. Nitekim annesinin eksiliğini olanca negatif bir şekilde çevresine yansıtmayı adet edinen Erol, bu nedenle oldukça da aksi bir adam haline gelmiştir. Ancak, gerçekleşen bir mucizeden sonra, annesi öldüğü yaşta dünyaya geri döner. Bu dakikadan itibaren, Erol için bambaşka bir hayat yaşamanın vakti gelip çatmıştır. Çünkü yıllardır özlemini çektiği annesi, neredeyse gencecik bir şekilde dünyadadır! Tabii, bu noktada annesini çevresine “Teyzem” olarak tanıtan Erol’un başına da bin bir türlü hadise gelmemesi kaçınılmaz bir süreç halini alacaktır. Erol’un annesi ile imtihanını ele alan Nihavend Mucize, adıyla müsemma bir şekilde birçok güzelliğin bir araya gelmesinden meydana gelmektedir.

Sinemamızın fantastik simalarından Atıf Yılmaz’ın yaratıcı tarafını konuşturarak ortaya koyduğu filmi Nihavend Mucize, yer yer güldüren yer yer büyüleyen ama fazlasıyla içine çeken bir hikâyeyle belirmektedir. Nitekim filmin yıldızlar geçidini andıran bir kadroya sahip olduğunu da söylemekte yarar var. Haluk Bilginer’in yanı sıra; Türkan Şoray, Beyazıt Öztürk, Şükran Güngör ve Lale Mansur filmin başrollerinde yer alan isimler olarak öne çıkmaktadır. Özellikle Haluk Bilginer ile Türkan Şoray arasında vuku bulan uyumun, filme pozitif bir şekilde yansıdığını dile getirmekte yarar var. Bu uyum, şüphesiz filmin seyir zevkini yukarılara taşıyan en önemli hususlardan biri olarak da göze çarpmaktadır.

Ölmüş annesine saplantılı şekilde bağlı olan bir adamın, mucizevi bir şekilde annesine kavuşmasının hikayesini anlatan Nihavend Mucize, bir yandan da dünyevi zevklerin ne denli önemli olduğunu vurgulayan yapısıyla fark yaratmaktadır. Özellikle Atıf Yılmaz’ın ustalığına yaraşır anlatısının anbean hissedildiği film, aynı zamanda başarılı cast seçimiyle de adından söz ettirmeyi başarmıştır.

Fasulye (2000 – Bora Tekay)

Fasulye (2000 – Bora Tekay)Son yirmi yılın en eğlenceli Türk filmleri arasında yer alan ve sinemamızın gizli kalmış hazinelerinden biri olan Fasulye’nin en önemli özelliklerinden biri de kadrosunda Haluk Bilginer’i barındırmasıdır. Usta oyuncunun; bilge, aksakallı dede olarak arz-ı endam ettiği film, her ne kadar ona çok fazla süre biçmese de göründüğü her bir sekansta kahkahayı da beraberinde getirmesiyle değer kazanmaktadır.

Çocuklar Duymasın, Seksenler gibi dizilerin yönetmenliğini yapan, aynı zamanda Tatlı Hayat’ın senarist koltuğunda oturan Bora Tekay’ın ilk uzun metraj denemesi olan Fasulye, sıradan insanların mafyaya bulaşmasını absürt bir dille ele alan ve kaliteli mizahı ile yüzlerde tebessüm oluşturmayı başaran üst düzey bir film olarak karşımıza gelmektedir. Filmi değerli kılan yegâne unsurun, dinamik ve yaratıcı bir şekilde vuku bulan diyalogları olduğu aşikâr.

Filmin afişinde yer alan ve pek fazla tanınmasına imkan olmayan kişi, esasen Haluk Bilginer’in ta kendisidir. Nitekim o, uhrevi bir karakter olarak yer yer ortaya çıkıyor ve “Genç” karakterinin akıl hocası olarak arz-ı endam ediyor. Haluk Bilginer’in filmdeki varlığı, hikâyenin gidişatını birebir etkileyen ve aynı zamanda beklenmedik anda çıkagelen tarzıyla da güldürmeyi başaran en önemli unsurlardan biri olarak belirmektedir.

Başrollerini Bülent Kayabaş, Elvin Beşikçioğlu, Taner Barlas, Burak Sergen gibi isimlerin paylaştığı film, sinemamızın en eğlenceli filmlerinden biri olarak belirirken, absürt mizahın nasıl olması gerektiği dersini kanlı canlı vererek de değerli bir noktaya yükselmektedir.

Filler ve Çimen (2000 – Derviş Zaim)

Filler ve Çimen (2000 – Derviş Zaim)Filler ve Çimen, 1996 yılında çektiği Tabutta Rövaşata filmi ile adını geniş kitlelere duyuran Derviş Zaim’in ikinci uzun metraj denemesidir. Film, metaforik ismiyle ilgi çeken ve filler tepişirken, olan çimlere olur diyebilen, başarılı ve çarpıcı bir film olarak öne çıkmaktadır.

İçinde birbirine bağlantılı birçok farklı hikâyeyi barındıran ve özellikle mafya-devlet ilişkisine parantez açan yapısıyla dikkat çeken Filler ve Çimen, bir yandan da piramidin en üstündekilerin kavgasından, en alttaki günahsızların ne denli etkilendiğini açık bir şekilde orta koymasıyla takdiri hak eden bir iş olarak öne çıkmaktadır.

Haluk Bilginer’in nabza göre şerbet yoklayan Sabit Üzücü karakterine hayat verdiği film, onun kısıtlı süresinde ortaya koyduğu performansıyla değer kazanıyor ve anlatısını daha yüksek bir noktada konumlandırmasına olanak sağlıyor. Nitekim filmin dinamik ve dikkat dağınıklığına mahal vermeyen anlatısının da seyir zevkine pozitif bir şekilde etki ettiğini söylemekte yarar var.

Başrollerini; Bülent Kayabaş, Sanem Çelik, Uğur Polat ve Ali Sürmeli gibi usta isimlerin paylaştığı Filler ve Çimen, özellikle Susurluk sonrası ayyuka çıkan devlet-mafya ilişkisine getirdiği bakış açısıyla ilgi çekmektedir. Başından sonuna dek vuku bulan başarılı oyunculukları ve ustaca anlatımıyla da değerli bir film olmayı başarmaktadır.

Neredesin Firuze (2004 – Ezel Akay)

Neredesin Firuze (2004 – Ezel Akay)Müzikleri ile içimizi ısıtan, bununla yetinmeyip rengarenk yapısı ile görsel bir şölen vadeden Neredesin Firuze, son yıllarda karşılaştığımız en spesifik filmlerden bir tanesi. Hikayesi ve sinematografisiyle bir bütün halini alan ve yer yer vuku bulan etkileyici diyalogları ile de unutulmazlar arasına adını yazdıran Neredesin Firuze, eğlenceli ve bir o kadar da dinamik bir film olarak hafızlarımızda yer etmektedir.

Modernize edilmiş bir Unkapanı anlatısı olan film, köşeyi dönmek adına çaba sarf eden bir grup insanın umarsızca çırpınışını ekranlara getirirken, bu trajikomik hikâyeden üst düzey bir güldürü çıkarmayı başarmaktadır. Nitekim Umut Müzik Ailesi’nin beceriksiz ancak bir o kadar da sevimli üyelerinin oradan oraya sürüklenişine şahitlik ettiğimiz Neredesin Firuze, tüm olaylar olanca şiddetiyle yaşanırken, bir yandan da müzikal anlatısını armağan etmesiyle tadından yenmez bir hale bürünmektedir.

İzlemesi oldukça keyifli bir film olan Neredesin Firuze, sinemamızda pek de rastlamadığımız müzikal türünün, nevi şahsına münhasır bir örneği olarak karşımıza gelirken, yönetmen koltuğunda oturan Ezel Akay’ın dokunuşlarıyla anlatısını güçlendirmektedir. Nitekim onun, renkli yapısının filme tümüyle yansıdığına şahitlik ederken, bir yandan da bu anlatının büyüsüne kendimizi bırakmaktan alıkoyamayışımız, filmin en büyük başarısı olarak belirmektedir.

Tabii ki, Haluk Bilginer’e ayrı bir parantez açmadan geçmek olmaz. Nitekim Umut Müzik Ailesi’nin gözü açık patronu Hayri’ye hayat veren usta oyuncu, hikâyenin en önemli yapı taşı olarak da öne çıkmaktadır. Herkesi bir araya getiren, yeri geldiğine kızan, yeri geldiğinde güldüren; battığı yerden çıkmak için çabalayan bir vatoz balığıdır o esasen. Peşine takılan onca insani ihya etmek için çabalarken, esasen gönlünün tüm zenginliğini de ortaya koymaktadır. Tabii, bir de söylediği “Ya Evde Yoksan” şarkısı var ki dillere pelesenk olacak cinsten.

Başından sonuna kadar takındığı eğlenceli anlatısıyla izleyenlerini içine çekmeyi başaran ve böylelikle sinemamızın özgün işlerinden biri olarak öne çıkan Neredesin Firuze, Müslüm Gürses, Erol Büyükburç, Ciguli gibi birçok sanatçıya da saygı duruşunda bulunarak takdiri fazlasıyla hak etmektedir.

Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? (2005 – Ezel Akay)

Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? (2005 – Ezel Akay)Ramazanın vazgeçilmezi olan, aynı zamanda gölge oyunun simge figürü olarak beliren Hacivat ile Karagöz’ü daha yakından tanımaya, onların yaşantısına tanıklık etmeye ve neden öldürüldükleri konusuna vakıf olmaya ne dersiniz? Sinemamızın renkli simalarından Ezel Akay’ın yönetmen koltuğunda oturduğu “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?” bir yandan doyumsuz eğlencesi ile izleyenlerini selamlarken, diğer yandan tarihsel bir gerçekliğe kendi has bir şekilde pencere açarak seyir zevkini yukarılara çekmektedir.

Bir tarafta zeki, kurnaz ve cin fikirli Hacivat, diğer tarafta saf, masum ve gariban Karagöz… Bu iki nevi şahsına münhasır insanın yolunun kesişmesi, en başta sıradan bir hadiseymiş gibi gözükse de daha sonrasında kimyalarının tutması ile sıra dışı bir ikili haline gelecekler ve toplum tarafından rağbet görmeye başlayacaklardır. Tabii, onlar şöhretlerine şöhret katarken yaşadıkları zaman dilimi de bir o kadar gergin ve sürpriz hadiseye gebedir. Bursa’da Orhan Gazi adına yapılan camiinin inşaatında boy gösteren Hacivat ile Karagöz’ün atışmaları, günden güne şehrin gündemine otururken, onların siyasi hadiselerden etkilenmeleri de kaçınılmaz bir süreç halini alacaktır ve bu ikilinin popülaritesi git gide başlarına bela olacaktır.

Keyifli anlatısını, absürt mizahı ile süsleyen; bununla da yetinmeyerek tarihi bir olayı huzurlarımıza getiren Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü, deyim yerindeyse tam bir Osmanlı güldürüsü olarak karşımıza gelmektedir. Üstüne üstlük, Ezel Akay’ın bir masalcı edasıyla anlattığı hikayesinin de takdire şayan olması, filmi başarılı olarak addetmemize olanak sağlayan yegane unsur olarak öne çıkmaktadır.

Tabii, filmi özel kılan konulardan biri de Haluk Bilginer ve Beyazıt Öztürk arasında cereyan eden uyum. Daha öncesinde Atıf Yımaz’ın Nihavend Mucize’sinden karşılıklı oynama şansına erişen iki isim, bir kez daha bir araya geliyor ve uyumları ile parmak ısıttırmayı başarıyor. Özellikle Haluk Bilginer’in biraz da cahilcene gözüken Karagöz performansı, izlenmeye değer dakikaları içinde barındırması hasebiyle fazlasıyla özel bir noktada konumlanmaktadır.

Polis (2006 – Onur Ünlü)

Polis (2006 – Onur Ünlü)Polis, günümüzün en popüler sinemacılarından biri olan ve Leyla ile Mecnun dizisi ile gönüllerimizi fetheden Onur Ünlü’nün ilk uzun metraj çalışmasıdır. Adıyla müsemma bir şekilde kendine has bir polisiyeyi huzurlarımıza getirirken, Haluk Bilginer’in başrolde ortaya koyduğu performansla takdir toplamayı başarmaktadır.

Cinayet masasının efsane komiserlerinden olan Musa Rami, başı oldum olası beladan kurtulamamış ancak bunları her daim bertaraf etmeyi başarmış, işinin ehli bir polistir. Onun 63. yaş gününün kutladığı gün, aldığı haber ise hayatının tepetaklak olmasına neden olacaktır. Çünkü Musa Rami kanserdir ve pek de fazla ömrü kalmamıştır. Tabii, tam bu süre zarfı içerisinde hayatına giren ve kendisinden oldukça küçük olan üniversite öğrencisi Funda’ya karşı hissettikleri ise efsane komiserin içini yiyip bitirmektedir. O, bir yandan başındaki beladan kurtulmaya çalışırken, bir yandan da Funda’ya yakınlaşmanın hayalini kurmaktadır. Ezber bozan anlatısı ile karşımıza gelen Polis, bir yandan izleyenlerini büyük bir maceranın ortasına bırakırken, diğer yandan da Musa Rami’nin nevi şahsına münhasır kişiliği sayesinde ortaya koyduğu doyumsuz anlatısıyla ilgi çekmektedir.

Alıştığımız polis portresinin bir hayli dışında seyreden ve her bir anıyla Musa Rami’ye olan hayranlığı top noktasına çıkarmayı hedef edinen Polis, yer yer güldüren ama fazlasıyla hüzünlendiren bir polisiye olarak karşımıza gelmektedir. Filmin en büyük artısının Onur Ünlü olduğu aşikar. Ancak şimdi dönüp geriye baktığımızda, Musa Rami’yi Haluk Bilginer’den başkası hayat verse, karakterin eksik kalacağı da gün gibi ortada. Nitekim usta oyuncu, gülüşüyle, ağlayışıyla, aşkı hissedişiyle, Musa Rami’ye öylesine fazla şey katıyor ki, bu efsanevi polise gönülden bağlanmamak imkânsız bir süreç halini alıyor. Bu da açıkçası Polis filmini, özel kılan en önemli hususlardan biri olarak öne çıkıyor.

Film, her ne kadar Onur Ünlü’nün ilk filmi olma özelliği taşısa da her bir sekansında deneyimli bir yönetmenin elinden çıkmış izlenimini de yaratmaktadır. Özellikle cast konusundaki doğru seçimlerin, bu ayakları yere sağlam basan tavrı pozitif bir şekilde etkilediği aşikar. Haluk Bilginer’in yanına monte edilen, Özgü Namal, Ragıp Savaş, Sermiyan Midyat gibi oyuncular, kendilerine biçilen süre zarfı içerisinde ellerinden geleni fazlasıyla yerine getiriyor ve Musa Rami’nin bu sıra dışı macerasını fazlasıyla izlenebilir bir hale getiriyor. Bu da Polis’in ne denli bir ekip işi olduğunu anlamamız konusunda bizlere bir kez daha yardımcı oluyor.

Devrim Arabaları (2008 – Tolga Örnek)

Devrim Arabaları (2008 – Tolga Örnek)Adı Devrim olan bir otomobilin, sokakta dolaşmasına zaten izin vermezlerdi!

Yakın tarihimizin en önemli hadiselerinden biri olan ve ilk yerli otomobilimizi hurdaya çıkarmamızın anlatısını taşıyan Devrim Arabaları, önceleri belgesel yönetmeni olan Tolga Örnek’in araştırmacı kişiliği sayesinde, tarihsel bir belge konumuna yükselirken, duygusal anlatısı ile de insanın bam teline dokunmayı başarmaktadır.

Cemal Gürsel’in Cumhurbaşkanı olduğu 1960’ların Türkiye’sindeyiz. Cemal Paşa, ilk yerli otomobilin üretilmesi talimatını mühendislere vermiş ancak bu karar tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Bir taraf, buraya aktarılacak ödeneğin gereksiz bir masraf olduğunu düşünürken, bir taraf ise bunun iktisadi bir özgürlük olduğunu defaatle ortaya koymaktaydı. Neticede Cemal Paşa’nın isteği olur ve TCDD’de çalışan bir grup mühendis bir araya gelir ve ilk yerli otomobilimiz olan “Devrim”i yola koymak adına iş başına koyulur. Kısıtlı sürede, kısıtlı maddi olanakla, imkansızı başaran mühendis ekibi, Devrim’i 29 Ekim törenlerine yetiştirir; ancak arabanın içine benzin koymayı unutunca olanlar olur…

Realist anlatısı ile sinema tarihimizin milenyum sonrası ortaya koyduğu en muazzam filmlerden biri olan ve tarihi bir belge niteliği taşıyan Devrim Arabaları, Tolga Örnek’in gerçekçi anlatısı ile taçlanırken, bünyesinde barındırdığı birçok usta isimle de takdir toplamayı bilmektedir. Haluk Bilginer’in konuk oyuncu olarak yer aldığı ve Devrim’in yapımında çalışan en genç mühendis Necip’in günümüzdeki haline hayat verdiği film, onun duygusal duruşu vesilesiyle sağlam bir açılış ve kapanış yaparak izleyenlerini etkilemeyi başarmaktadır.

Güneşin Oğlu (2008 – Onur Ünlü)

Güneşin Oğlu (2008 – Onur Ünlü)Onur Ünlü’nün ikinci uzun metrajı olan ve “Fantastik bir mavra” olarak nitelendirdiği filmi Güneşin Oğlu, ruhları özgür kalan bir grup insanın hikâyesini merkezine alırken, güldürmeyi ve sıra dışı hadiseleriyle şaşırtmayı da ihmal etmemektedir. Bir başka deyişle Güneşin Oğlu, Onur Ünlü’nün farklı çalışan kafasının kanlı canlı göstergesidir.

Emekli bir edebiyat öğretmeni olan Fikri Şemsigil, hayatı boyunca gerçekleşecek bir mucizeyi beklemektedir. Onun bu mucizeye ulaşacağı gün ise, Amerika’yı dahi teyakkuza geçirdiği söylenen güneş tutulmasının olduğu gündür. Nitekim güneş tutulması ile birlikte Fikri Şemsigil’in ruhu özgür kalacak ve farklı bedenlerin içine girmeye başlayacaktır. Bu yolculuğu sırasında kendisi ile ilgili yeni bilgileri keşfedecek olan Fikri Şemsigil, gün bitmeden tüm bu karmaşıklığa son vermek ve ilginç şekilde ilerleyen hadiseleri çözmekle mükelleftir. Bu dakikadan itibaren kahkahanın bir dakika eksik olmadığı, üstüne üstlük bir bulmacayı andıran anlatısı ile de seyir zevkini diri tutabilen Güneşin Oğlu, doludizgin eğlencesiyle gönülleri fethetmeyi bilmektedir.

Haluk Bilginer, Bülent Emin Yarar, Özgü Namal, Hümeyra ve Köksal Engür gibi usta oyuncuların başrolünde yer aldığı film, bedenler arasında seyahat gerçekleştiren ruhların sıra dışı anlatısı ile ilginçliğini anbean yukarı çekmektedir. Ayrıca üstesinden gelmesi zor rollerin adamı Haluk Bilginer’in ortaya koyduğu performans ile de alkışı fazlasıyla hak etmektedir. Nitekim o, en başta Alper Canan olarak karşımıza gelse de bedenine giren ruhlar vesilesiyle her defasında farklı birine hayat vermekte ve bunun da üstesinden fazlasıyla gelmektedir. Esasen bu bile, Haluk Bilginer’e olan hayranlığı arttıran yegâne unsur olarak öne çıkmaktadır.

Kış Uykusu (2014 – Nuri Bilge Ceylan)

Kış Uykusu (2014 – Nuri Bilge Ceylan)Türk Sineması’nın yetiştirdiği en büyük değerlerden biri olan ve kazandığı ödüllerle göğsümüzü kabartan Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi olma özelliği taşıyan Kış Uykusu, bir kitap edasıyla ilerleyen, asla dikkat kaybına mahal vermeyen, sinematografisi ile büyüleyen üst düzey bir iş olarak karşımıza gelmektedir. Uzun sayılabilecek süresine rağmen su gibi ilerleyen, bu yönüyle de yerli-yabancı tüm otoritelerden geçer not alan Kış Uykusu, aynı zamanda Yılmaz Güney’in Yol’undan sonra, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye Ödülü’nü kazanan ilk Türk filmi olma özelliği de taşımaktadır.

Emekli bir tiyatro sanatçısı olan Aydın, işi gücü bıraktıktan sonra Kapadokya’ya yerleşir ve burada babadan kalma butik oteli işletmeye başlar. Yıllarca şehrin gürültüsünden bıkmış bir adam için böylesine sessiz bir kasaba bulunmaz bir Hint kumaşı niteliğindedir. Ancak o kendi iç çatışması içerisinde kendisini kaybetmiş bir adam olmaktan da kurtulamaz. Bir yanında iletişim problemi yaşadığı genç karısı Nihal, diğer tarafta ise kardeşi Necla dururken, o iki kadın arasından pek dış dünyaya kafasını çıkarmayı başaramaz. Esasen o bir “Kış Uykusu”ndadır ve bu uykudan uyanmak için ne yapacağını bilmemektedir.

Malum, Nuri Bilge Ceylan filmleri genellikle diyalogun az olduğu, biçemi ile anlatmak istediğini anlatan işleri karşımıza getirmiştir. Gelgelim ki Kış Uykusu, ustaca yazılmış bir roman edasıyla karşımıza gelen ve su gibi akan diyalogları ile büyülemeyi başaran bir film olma özelliği taşımaktadır. Özellikle Haluk Bilginer’in Aydın karakteri ile bütünleşmesi ve bu eski tiyatrocuyu deyim yerindeyse yaşaması, filme pozitif anlamda en büyük değeri katan husus olarak öne çıkmaktadır. Nitekim başından sonuna dek Aydın’ın çıkmazına tanıklık ettiren Kış Uykusu, Haluk Bilginer’in ustaca performansıyla büyümeyi başarıyor ve seyir zevkini her daim diri tutarak takdir topluyor.

Tabii, filmin Haluk Bilginer’in üst düzey performansından ibaret olmadığını da söylemekte yarar var. Nitekim Kış Uykusu, Gökhan Tiryaki’nin görüntü yönetmenliğinde şahlanan ve Nuri Bilge Ceylan’ın hikâye anlatmadaki uzmanlığı ile insanın içine işleyen bir film olarak öne çıkmaktadır. Keza tüm bu ustaca dokunuşları topladığımızda da karşımıza Altın Palmiye ödüllü bir film çıkmaktadır.





Abone Ol

Muhteşem Paratic içerikleri e-posta adresinizde.
Söz veriyoruz spam yapmayacağız :)






Diğer yorumlar ( 0 )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunu okuyan bunları da okur