Paylaşım

Leonardo DiCaprio Kimdir? En İyi Unutulmaz Filmleri Listesi


 

Sinemanın yakışıklı yıldızı Leonardo DiCaprio kimdir, daha yakından tanışmaya hazır mısınız? Beğenimizi kazanan Leonardo DiCaprio filmleri listesi ve kısaca hayatı, sizleri bu yazıda bekliyor:

Leonardo DiCaprio kimdir, desek; “saçmalama elbette o muhteşem oyuncuyu tanıyoruz,” diyeceksiniz. Hatta şöyle dönüp arkamıza yaslanıp, sinema dünyasının gördüğü en yakışıklı oyuncuları sayacak olsak, kuşkusuz Leonardo DiCaprio’nun adı herkes tarafından telaffuz edilecektir. Üstelik Leonardo DiCaprio’nun unutulmaz filmleri hangisi diye sorsak; eminim tereddüt etmeden takır takır sayarız.

Ahenkle dans eden sarı saçları, kusursuza yakın vücudu, boyu, posu, endamı ve insanın içine işleyen bakışlarıyla o, tek başına bir görsel şölen adeta. Tabii ki Leonardo DiCaprio’yu bu denli başarılı yapan, yıllar yılı popülaritesini asla kaybetmemesine olanak sağlayan durum yalnızca yakışıklılığından ibaret değil. Aksine o, yakışıklı olduğu kadar da yetenekli ve istisnasız her filmiyle başarısını taçlandıran muazzam bir oyuncu.

Şimdi Leonardo DiCaprio’nun kısaca hayatı hakkında bilgilere göz atıp, unutulmaz ve en iyi filmleri listesi içinde kaybolalım:

Navigasyon

Leonardo DiCaprio Kimdir?

Leonardo DiCaprio Kimdir?Tam ismiyle anmak gerekirse Leonardo Wilhelm DiCaprio, İtalyan asıllı bir babanın çocuğu olarak 1974 yılında Kaliforniya’da dünyaya geldi. Ona hamile annesinin İtalya’da Leonardo Da Vinci’nin resimlerinin bulunduğu bir sergiyi gezdiği sırada, ilk tekmesini atan DiCaprio’ya bu nedenle Leonardo ismi verilmiştir. Çocukluğunu Almanya-Amerika arasında mekik dokuyarak geçiren küçük Leonardo, ilk olarak 11 yaşında oyunculuğa atılmak istemiş; ancak adının Lenny Williams olarak değiştirilmesi talep edilince oyunculuk için bir süre daha beklemeye karar vermiştir. Nitekim daha sonrasında, henüz 13 yaşındayken reklamlarda gözükmeye başlayan Leonardo, 15 yaşında ilk televizyon dizisi için kamera karşısındaki yerini alıyordu.

Genç yaşında izleyici önüne çıkan ve deyim yerindeyse ekranlarda büyüyen Leonardo DiCaprio, 1991 yılında çekilen ve ikinci sınıf bir korku-komedi filmi olan Critters 3’te küçük bir rolde yer alarak sinema kariyerine adım atmıştır. Nitekim bu küçük rol, onun beyazperdede son kez bir yan karakter olarak görüleceği ve efsaneler arasına adını yazdıracağı ilk adım olarak da kayıtlara geçmiştir. 1993 yılına geldiğimizde ise Robert De Niro gibi tarihin en önemli oyuncularından biriyle kamera karşısına geçen Leonardo DiCaprio, bir bakıma ilk başrol tecrübesini de bu filmde tadıyordu. Bir biyografi filmi olan This Boy’s Life’daki performansı, esasen onun gümbür gümbür gelen ayak seslerinin de ilk habercisi olacaktır. Nitekim bu filmden sonra genç Leonardo, bir kez olsun arkasına bakmamış ve her daim üzerine koyarak ileri gitmeyi başarmıştır.

Sinema kariyeri boyunca kült olmuş birçok filmin altına imzasını atan Leonardo DiCaprio, son yıllarda özellikle ödül konusunda yaşadığı basiretsizlikle de gündeme gelmiştir. Nitekim What’s Eating Gilbert Grape ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüne adaylığıyla başlayan Akademi serüveni, daha sonrasında The Aviator, Blood Diamond, The Wolf of Wall Street filmleriyle devam etmiş. Ancak bir türlü istediği ödüle uzanamamasıyla durum adeta mizahi bir hal almıştır.

Gelgelelim 2016 yılında düzenlenen 88. Akademi Ödülleri’nde The Revenant filmindeki rolüyle bir kez daha En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde aday gösterilen Leonardo DiCaprio için, nihayet ödülü kucaklama vakti gelip çatmıştı. Keza, 88. Akademi Ödülleri’nin en merak edileni, sokakta, dost meclislerinde konuşulan olayı da Leonardo’nun sonunda Oscar’ı alıp alamayacağıydı. Her ne kadar The Danish Girl’deki performansıyla Eddie Redmayne’nin de ödülü fazlasıyla hak eden isimlerin başında geldiğini söyleyebiliyor olsak dahi, The Revenant’ta ayılarla savaşan, yerlerde sürüklenen ve acıyı iliklerinde hisseden Leonardo DiCaprio’nun oldukça haklı bir şekilde ödülü kucakladığını da bir kez daha belirtmemiz gerekir.

Tabii ki o yalnızca, yarattığı kült karakterlerle yahut Oscar yarışındaki mizahi duruşuyla gündeme gelen biri değil. Aksine Leonardo DiCaprio, yaşadığımız dünyanın gerçeklerine sırtını çevirmeyen aktivist kişiliğiyle de takdir toplayan bir isim. Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın üyesi olan ve bu konuda yıllardır bir dolu çalışma ortaya koyan ünlü oyuncu, 2016 yılında görücüye çıkan belgesel Before the Flood ile de insan eliyle değişen iklimlerin, ekosisteme ne denli büyük zararlar verdiğini açık bir şekilde ortaya koymuştur.

En İyi Leonardo DiCaprio Filmleri

Oynadığı filmlerle taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanan ve bebeksi imajıyla şimdilerde bile dünyanın sayılı yakışıklıları arasında sayılan Leonardo DiCaprio’nun çok sevdiğimiz, her izlediğimizde hayran olduğumuz filmlerine hep birlikte göz atmaya ne dersiniz? O, yeri geldiğinde serseri bir aşık, yeri geldiğinde ise fütursuzca para ezen bir multimilyoner olarak karşımıza gelen ve her defasında da rolünün hakkını fazlasıyla veren tarihin en önemli oyuncularından biri. Madem öyle, onun için düzdüğümüz methiyeleri bir kenara bırakıp, unutulmaz filmleriyle sizleri baş başa bırakıyoruz. Karşınızda Leonardo DiCaprio ve unutulmaz filmleri listesi:

This Boy’s Life (Bu Çocuğun Hayatı -1993)

This Boy’s Life (Bu Çocuğun Hayatı -1993)Tobias Wolff’un otobiyografik eserinden sinemaya uyarlanan This Boy’s Life, henüz çocuk yaşlarında olan Leonardo DiCaprio’nun ilk kez başrol olarak karşımıza geldiği film. Annesiyle birlikte oradan oraya sürüklenen genç Toby’nin yolu, donanmadan emekli Dwight ile kesişir. Annesinin, bu adamı doğru insan olarak kabul edip evlenmesi, Toby için bambaşka bir hayatın da kapılarını açacaktır. Nitekim en başta göze oldukça hoş biriymiş gibi gelen Dwight, gün geçtikte gerçek kişiliğini ortaya çıkaracak ve adeta sadist kimliğini dışa vuracaktır. Bu dakikadan itibaren Şemsi İnkaya’nın Üvey Baba’da ortaya koyduğu performansı sık sık akıllara getiren Robert De Niro, neden büyük oyuncu olduğu her defasında hatırlatarak adeta filmi tek başına sırtını yüklemektedir.

Tabii ki bu noktada, ilk oyunculuk tecrübelerinden birini ortaya koyan Leonardo DiCaprio’nun da hakkını vermek gerekir. Henüz toyluk döneminde dahi, ne denli büyük bir oyuncu olacağının sinyallerini sonuna kadar veren genç Leonardo, Robert De Niro ile karşılıklı oynamasına rağmen bir an olsun sırıtmıyor ve takdir toplayan performansıyla arz-ı endam etmeyi başarıyor. Yönetmenliğini Michael Caton-Jones’un yaptığı film, nitelikli bir dram olarak hala hafızlarımızdaki yerini korumaktadır.

What’s Eating Gilbert Grape (Gilpert’ın Hayalleri – 1993)

What's Eating Gilbert Grape (Gilpert’ın Hayalleri – 1993)Bir film ne kadar dokunaklı olabilir? Yahut ne denli en derinimize temas edebilir? İşte tüm bu soruların cevaplarını What’s Eating Gilbert Grape içinde bulmak mümkün. Genç yaşta hayatın tüm yükünü sırtına yükleyen; obez annesi ve otistik kardeşiyle ilgilenmek durumunda kalan Gilpert, bir yandan da hayatın ona karşı hazırladığı sürprize engel olamaz ve aşkın tertemiz yüzüyle tanışır. Bu dakikadan sonra, Gilpert’ın hayallerinin tam merkezine izleyenlerini ışınlayan film, bir yandan da Leonardo DiCaprio’nun hayat verdiği Arnie Grape vesilesiyle hüzünlendirmekten ve tebessüm ettirmekten kendini alamaz.

Her ne kadar filmin başrolü ve odağındaki kişi Johnny Depp’in hayat verdiği Gilpert Grape olsa dahi, filmi bu denli güçlü kılan kuşkusuz ki Leonardo DiCaprio’nun genç yaşına rağmen herkesin içine işleyen performansı. Nitekim altından kalkması oldukça zor olan bu rolle genç yaşında Akademi’de En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorisinde adaylık almış, ödülü kucaklayamamasına rağmen gönüllerin şampiyonu olmayı başarmıştır.

The Quick and the Dead (Hızlı ve Ölü – 1995)

The Quick and the Dead (Hızlı ve Ölü – 1995)Daha önceki filmlerinde Robert De Niro ve Johhny Depp gibi iki başarılı oyuncuyla çalışan Leonardo DiCaprio için, bu sefer daha kalabalık bir castla çalışmanın vaktidir. Nitekim diğer iki filmine oranla rolü bu sefer bir nebze daha azalmış olsa da, en az başrolü paylaştığı Gene Hackman, Sharon Stone ve Russell Crowe kadar hikayenin gidişatına etki eden The Kid rolüyle, bir kez daha adından söz ettirmeyi başarmıştır. Western soslu bir aksiyon-gerilim filmi olan The Quick and the Dead, odak noktasına aldığı bir kasabada gerçekleşecek düelloyu incelikle işlemektedir. Özellikle üst düzey oyuncularıyla ilgi çekmeyi başaran filmin yönetmen koltuğunda ise daha sonrasında Spider-Man serisini çekecek olan Sam Raimi oturmaktadır.

The Basketball Diaries (Günlük – 1995)

The Basketball Diaries (Günlük – 1995)Leonardo DiCaprio’nun hikayenin merkezinde yer aldığı ve tek başına başrol hüviyetine büründüğü ilk film olma özelliği taşıyan The Basketball Diaries, gerçek hayattan uyarlanan bir senaryo ile karşımıza gelmektedir. Okulun en iyi basketbol oyuncularından olan ve geleceğini bu spor üzerine inşa etmek isteyen genç Jim Caroll, biraz da yaşının getirdiği toyluktan ötürü kötü alışkanlıklar edinecek ve çok sevdiği basketboldan git gide uzaklaşacaktır. O artık muazzam bir basketbol oyuncusu değil, suça meyilli bir sokak serserisinden farksızdır. Ancak yine de yazmaktan, günlük tutmaktan vazgeçmemesi onun bu bataktan çıkması için bir umut ışığını da beraberinde getirme ihtimalini taşımaktadır.

Tavsiye Ederiz: En İyi Uyuşturucu Filmleri Listesi

Yönetmenliğini Scott Kalvert’ın yaptığı ve ülkemizde Günlük adıyla vizyona giren film, kuşkusuz Leonardo DiCaprio’nun eşsiz performansıyla hafızalara kazınan ve bu yolla vuruculuğunu taçlandıran bir film olarak akıllarda yer etmiştir.

Total Eclipse (Tutkunun Şairleri – 1995)

Total Eclipse (Tutkunun Şairleri – 1995)İki önemli Fransız şair olan Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’in ilişkisini merkezine alan Total Eclipse, hayatın anlamını birbirinde bulan bu iki insanın duygu yüklü yaşantısını konu almaktadır. Bu iki ismin birbirleri için yazdığı şiir ve mektuplardan senaryolaştırılan film, kuşkusuz Leonardo DiCaprio’nun tüm yeteneğini ortaya koymasıyla akıllarda yer ediyor. Nitekim senaryonun yer yer boşluğa izin veren duruşu ve duyguyu karşı tarafa aktarmadaki eksikliği, genç Leonardo’nun ayakları yere sağlam basan tavrıyla ancak ikinci plana itilebiliyor.

Özellikle ilk defa eşcinsel bir karakteri canlandıran ve buna rağmen bir an olsun sırıtmayan Leonardo DiCaprio’nun  Arthur Rimbaud ile özdeşleşen haleti ruhiyesi, filmi popüler kılan bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Yönetmenliğini Polonyalı Agnieszka Holland’ın yaptığı film, her ne kadar Leonardo’nun filmografisinin kıyıda köşede kalmış işlerinden biri olsa dahi, sırf onun bu muazzam performansı için görülmeye değer.

Romeo + Juliet (1996)

Romeo + Juliet (1996)Malumunuz, William Shakespeare’in trajik aşk hikayesi olan Romeo ve Juliet, çağımızın en popüler hikayelerinden birini temsil etmektedir. Pekala, bu dillere destan aşk hikayesi günümüzde ve silahların hüküm sürdüğü bir coğrafyada geçse nasıl sonuçlar doğururdu? İşte bu çıkış noktasından filizlenen ve 1996 yılının Florida’sında geçen film, hem hayal gücümüzü zorlamamızı öğütlüyor hem de bizlere sunduğu bu sıra dışı aşk hikayesiyle bir kez daha sinemanın büyüsüne kendimizi bırakmamıza olanak sağlıyor. Leonardo DiCaprio’nun başrolü dönemin güzellerinden Claire Danes ile paylaştığı filmin yönetmen koltuğunda Avusturalyalı Baz Luhrmann otururken, bu klasik hikayeye getirilen farklı yorumla da adından başarıyla söz ettirmeyi başarmıştır Romeo+Juliet.

Marvin’s Room (Marvin’in Odası – 1996)

Marvin's Room (Marvin’in Odası – 1996)Leonardo DiCaprio’nun This Boy’s Life filminde birlikte çalıştığı Robert De Niro ile tekrardan yolunun kesişmesini müjdeleyen Marvin’s Room, aynı zamanda başrolünde yer alan iki güçlü kadın oyuncu Meryl Streep ve Diane Keaton ile de adından sıkça söz ettirmeyi başarmıştır. Sağlam bir dram örneği olarak karşımıza gelen ve Diane Keaton’ın hayat verdiği Bessie’nin lösemi olmasıyla gelişen olaylar silsilesinde, dağılmış bir ailenin tekrardan bir araya gelme mecburiyeti konu alınır. Birbirinin neredeyse zıttı iki kız kardeşi odak noktasına alan ve Bessie’nin tedavi sürecindeki dış etmenlere eğilen Marvin’s Room, Leonardo DiCaprio’nun da hikayenin dramatik yapısına uygun bir şekilde hayat verdiği, oldukça ciddi Hank karakteriyle karşımıza gelmesi hasebiyle de değerli bir hal almaktadır. Yönetmenliğini Jerry Zaks’ın yaptığı film, güçlü oyuncu kadrosu ve anbean insanı kedere sürükleyen hikayesiyle kaçırılmaması gereken bir film.

Titanic (Titanik – 1997)

Titanic (Titanik – 1997)Leonardo DiCaprio filmleri arasında en unutulmaz hangisi desek, hepimiz Titanik deriz sanırım. Titanik için kainatın en popüler birkaç filminden biri desek hata etmiş olmayız herhalde. Nitekim 200 milyon dolar bütçesiyle gümbür gümbür geldiğinin sinyallerini ilk anda veren ve muazzam bir aşk hikayesinin yanı sıra, tarihin en büyük trajedilerinden olan Titanik faciasını da odak noktasına alan film, 3 saat 14 dakikalık uzun sayılabilecek süresine rağmen bir an olsun sıkmayan ve sürükleyici yapısıyla fark yaratmaktadır. Sahi, Rose ve Jack’in dillere destan aşkından hangimiz bihaberiz ki? Bir yanda “Tanrı bile batıramaz” denilen geminin, gitgide okyanusun ortasındaki çöküşü, diğer tarafta ise yeni tanışmış olmalarına rağmen birbirlerine sıkı sıkıya sarılan ve tüm güçlüklere birlikte göğüs germeye çalışan taze aşıklar.

İşte bu iki hikayenin kesişimini bizlere sunan film, yönetmen James Cameron’ın ustaca anlatımıyla da ilk günkü lezzetini korumaktadır. Nitekim 98 yılında düzenlenen 70. Akademi Ödülleri’nde, rekor bir sayıyla tam 14 dalda adaylık elde eden ve bunların 11’ini kazanarak tarihi bir başarı elde eden Titanik, Leonardo DiCaprio efsanesinin gerçek anlamda doğmasıyla da farklı bir yere sahip. Evet, genç Leonardo Titanik’e kadar birçok farklı rolün altından başarıyla kalkmıştı. Ancak Titanik için onu gerçek anlamda şöhrete kavuşturan ve tüm dünya tarafından sevilmesine olanak sağlayan film de diyebiliriz. Nitekim o, Titanik’te gençliğinin en güzel döneminde deyim yerindeyse tüm çıtırlığıyla arz-ı endam ederken, izleyen herkesin de yüreğine bir kıvılcım düşürmeyi ihmal etmemiştir.

Celebrity (Şöhret – 1998)

Celebrity (Şöhret – 1998)Leonardo DiCaprio, artık popüler bir oyuncu olarak usta yönetmenlerle çalışmaya başlamış ve bunun ilk halkalarından biri olarak da lanse edebileceğimiz Celebrity’de boy göstermiştir. Nitekim tarihin en üretken sinemacılarından olan ve her yıla bir film sığdırmasıyla meşhur Woody Allen’ın yeni filminin başrollerinden biri olmuştur. Usta yönetmenin, kendine has bir üslupla Hollywood ve sanat dünyasına yaptığı göndermelerle adından söz ettiren Celebrity, eğlenceli bir taşlama örneği olarak da karşımıza gelmektedir.

İlginizi Çekebilir: Woody Allen Filmleri Listesi

Leonardo DiCaprio’nun Brandon Darrow rolüyle arz-ı endam ettiği film, kuşkusuz oyuncunun o ana dek içinde bulunduğu en farklı ve ilginç yapım olarak da kayıtlara geçmiştir. Film, en az Leonardo DiCaprio kadar ünlü olan Charlize Theron, Kenneth Branagh ve Judy Davis gibi isimlerle de popülaritesini taçlandırmıştır.

The Beach (Kumsal -2000)

The Beach (Kumsal -2000)Artık çağımızı ele geçiren ve bizi iyiden iyiye kendine hapseden teknolojiden, bilgisayarlardan kurtulup; sakin ve huzurlu bir deniz kenarına yerleşme ütopyasını hangimiz kurmuyoruz ki? İşte Danny Boyle’ın yönetmenliğinde karşımıza gelen The Beach, her şeye sırtını çeviren maceraperest Richard’ın kendi hayatını dilediğince yaşama hikayesini konu almaktadır. Tabii bu hikayede, henüz ayak basılmamış, bakirliğini koruyan bir kumsalın varlığı da, filmi tadına doyulmaz bir seyirlik olarak karşımıza gelmesine olanak sağlamaktadır. İlgi çekici konusuyla izleyenlerini selamlayan ve içinde barındırdığı gizem sosuyla da sürükleyiciliğini taçlandıran film, Leonardo DiCaprio’nun standardının altına düşmeyen oyunculuğuyla da başarısını süslemektedir.

Gangs of New York (New York Çeteleri – 2002)

Gangs of New York (New York Çeteleri – 2002)Sinema tarihinin en iyi hikaye anlatıcılarını sıralasak, kuşkusuz Martin Scorsese’nin adını anmadan geçemeyiz. Nitekim tarih boyunca çektiği onlarca filmle her daim zevkle izlediğimiz ve kült olmuş birçok filmi bizlere armağan eden bir yönetmendir o. Esasen Scorsese’ye özel yapan detaylardan biri de benzer oyuncularla çalışma arzusu. Nitekim Robert De Niro ile bir dönem kurdukları bağ, onları ayrılmaz bir ikili hüviyetine büründürmüş ve tüm sinemaseverlerden olumlu geri dönüş aldıkları filmlerin ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır. 2000’lere geldiğimizde ise Scorsese dönemin popüler oyuncularından Leonardo DiCaprio ile Gangs of New York’ta çalışmak istemiş ve bu istek onların daha sonrasında birlikte ortaya koyacakları başarılı filmlerin ilk halkası olarak kayıtlara geçmiştir.

Filmin konusuna gelecek olursak 1800’li yılların New York’unda karşı karşıya gelen ve birbirlerini gırtlaklamak için hazır kıta bekleyen iki çetenin savaşına şahitlik etmekteyiz. Nitekim birbiri ardını izleyen hamleler, bir yandan New York’ta yer alan bu çetelerin savaşını daha keskin bir hale sokacak bir yandan da izleyenlerine doyumsuz bir aksiyon armağan etmeyi de ihmal etmeyecektir. Leonardo DiCaprio’nun yanı sıra; Daniel Day-Lewis, Cameron Diaz ve Liam Neeson gibi başarılı oyuncuların yer aldığı film, gizemli yapısıyla da hafızlarda yer etmiştir.

Catch Me If You Can (Sıkıysa Yakala – 2002)

Catch Me If You Can (Sıkıysa Yakala – 2002)Tarihin en büyük dolandırıcılarından olan Frank Abagnale Jr. ile tanışmaya hazır mısınız? Henüz daha 20 yaşını dahi doldurmadan tanınmış bir havayolu şirketinde pilot olan ve bununla da yetinmeyip doktor ve savcı olmayı başarabilen bu genç sahtekarın, FBI ile olan mücadelesi; izleyenlerini hem soluksuz bir kovalamacanın içine bırakacak hem de fütursuzca atılacak kahkahaları beraberinde getirecektir. Leonardo DiCaprio’nun başrolü Tom Hanks ile paylaştığı film, Frangk Abagnale Jr.’ın gerçek hayat hikayesinden beyazperdeye uyarlanmış bir kedi-fare oyunundan da öte, muazzam bir melodram örneği olarak da karşımıza gelmektedir.

Göz Atın: En İyi Soygun Filmleri

Catch Me If You Can’i izlerken, yer yer gülecek, yer yer adrenalin seviyenizin tavan yaptığını hissedecek, çoğu zaman ise, “Bu kadar da olmaz be” diyeceksiniz. Ancak, izleyenlerine gerçek dışı gelen olayların hepsi ama hepsi gerçek. İşte bu muazzam hikayenin sinemaya aktarımı olan film, başrolünde yer alan oyuncuların uyumunun yanı sıra, usta yönetmen Steven Spielberg’in de destansı anlatımıyla şahlanmayı başarıyor.

The Aviator (Göklerin Hakimi – 2004)

The Aviator (Göklerin Hakimi – 2004)Kariyerinin en parlak günlerini yaşayan, ileride döneme damga vurduğu söylenecek olan Leanordo DiCaprio, bir başka kült olmuş film için kamera karşısına geçmekteydi. Martin Scorsese ile ikinci kez çalıştıkları film olan The Aviator, film yapımcısı olan ve uçaklara düşkünlüğü ile bilinen milyarder Howard Hughes’un hayatını odak noktasına almaktadır. Scorsese’nin en sevdiği filmlerden biri olan ve bunu her fırsatta dile getirdiği Hell’s Angels’ın yönetmenliğini yapan; sıra dışı hayat hikayesiyle ilgi konusu olan Howard Hughes’ı anlattığı film, kuşkusuz Leonardo DiCaprio’nun destansı oyunculuğuyla da kalitesini yukarılara çekiyor. Nitekim ödül konusundaki şanssızlığı ile bilinen Leonardo, her ne kadar bu rolüyle Oscar’ı kucaklayamamış olsa da, Golden Globe’dan En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü almayı bilmiştir.

The Departed (Köstebek – 2006)

The Departed (Köstebek – 2006)The Departed, Scorsese-DiCaprio ikilisinin, sinemaseverlere armağan ettiği en muazzam örneklerden biri. Nitekim film, Çin yapımı Infernal Affairs’ın yeniden uyarlaması olsa da, orijinalinden daha iyi olmayı başaran ve taraflı-tarafsız herkesi içine çekebilmeyi başaran bir film olarak sinema tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. Bu filmde kimler kimler yok ki? Jack Nicholson, Matt Damon, Mark Wahlberg ve daha niceleri…

A’dan Z’ye bir ustalık eseri olan The Departed polis-mafya arasındaki çatışmanın içine dahil olan iki köstebekle, hem heyecanlı yapısını her dakikasında yukarılara çekiyor, hem de seyir zevkiyle adeta sinemasal anlamda bir hazzı beraberinde getiriyor. Sadece Leonardo DiCaprio’nun değil, oynayan her oyuncunun adeta döktürdüğü film için Scorsese’nin ustalık eseri benzetmesini de yapabiliriz. Ayrıca hikayenin özgünlüğü birçok farklı uyarlamayı da beraberinde getirmiştir. Şimdilerde ülkemizde yayınlanan, rating listelerinin zirvesinde yer alan, Çağatay Ulusoy ve Aras Bulut İynemli’nin başrolü paylaştığı İçerde dizisi de esasen The Departed yani Infernal Affairs’ın yeniden uyarlaması.

Blood Diamond (Kanlı Elmas – 2006)

Blood Diamond (Kanlı Elmas – 2006)Bir başka unutulmaz Leonardo DiCaprio filmi… Bir elmasın peşindeki bir sürü insan ve onların bu macerada başlarına gelenler… Klasik anlatının oldukça uzağında olan ve dram ile aksiyonun iç içe geçmesi olarak tanımlayabileceğimiz Blood Diamond, Danny Archer ile Solomon Vandy’nin değerli bir elması bulma yolunda kesişen hikayesini konu almaktadır. Üst düzey bir macera olan ve izleyenlerini her bir dakikasında diken üstünde tutmayı başaran film, şüphesiz ki başrolünde yer alan ve Danny rolünde harikalar yaratan Leonardo DiCaprio’nun eşsiz performansıyla taçlanmaktadır. Tabii bu noktadan yönetmen Edward Zwick’in de hakkını vermek gerekir. Nitekim Zwick, duranlığa izin vermeyen, dramatik yapısını her daim üst düzeyde tutabilmeyi başaran böylesi bir yapımda, üstüne düşeni fazlasıyla yerine getirerek, izleyenlerine gözlerini kırpmadan seyredecekleri bir film armağan etmeyi başarmıştır.

Body of Lies (Yalanlar Üstüne – 2008)

Body of Lies (Yalanlar Üstüne – 2008)Blade Runner, Allien ve Gladiator gibi çektiği üst düzey filmlerle sinema dünyasında haklı bir şöhrete sahip olan usta yönetmen Ridley Scott’ın, aksiyon türündeki Body of Lies’ın başrolü için seçtiği isimse artık dönemin en iyi oyuncularından biri olarak anılmaya başlayan Leonardo DiCaprio’dur. Tam bir istihbarat filmi olarak tanımlayabileceğimiz Body of Lies, ajanların fink attığı, kovalamacanın bir an olsun durmadığı, dinamik bir aksiyon filmi olarak arz-ı endam etmektedir. Özellikle Ridley Scott’un favori oyuncularından olan Russell Crowe ile Leonardo DiCaprio’nun uyumu, kuşkusuz filmin çıtasını yukarı çeken hususların başında yer almaktadır. Adrenalin seviyenizi yükseltmek istiyor ya da usta işi bir ajan filmi izlemek istiyorsanız, Body of Lies’ı kaçırmamanızı şiddetle tavsiye ediyoruz.

Revolutionary Road (Hayallerin Peşinde – 2008)

Revolutionary Road (Hayallerin Peşinde – 2008)Eğer ki şimdilerde dahi, Titanik’i efsaneler arasına koyuyorsak, kuşkusuz bunda Leonardo DiCaprio-Kate Winslett ikilisinin tutan kimyasının payı oldukça büyüktür. Nitekim 1997’den beri, bu ikiliye yeniden bir film yapmak için çabalayan yapımcılar, nihayetinde 2008 yılında bunu başarmış ve karşılıklı oynamaya aşina olan bu iki ismi Revolutionary Road’da bir araya getirmiştir. Filmin konusuna gelecek olursa; Frank ve April, birbirini severek evlenen ve lüks sayılacak yeni evlerinde yaşayan örnek bir çifttir. Ancak April’in monotonluktan şikayet etmesi ve Frank’in kendine daha fazla zaman ayırmasını istemesi, bu çiftin Paris’e taşınma kararı almasına neden olacaktır.

En başta kulağa oldukça hoş gelen ve Avrupa’nın bu şahane şehrinde başlayacak yeni hayatları için fazlaca heyecanlı olan Frank ve April için ise olayların gelişimi birçok sürprizi de beraberinde getirecektir. Modern çağ insanın çıkmazına eğilen, bir yandan da taze fikirlerin cazibesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğine parantez açan Revolutionary Road, özgün konusuyla izleyenlerine muazzam bir film armağan ederken; Leonardo DiCaprio ve Kate Winslett’ı da tekrardan bir araya getirmesiyle ilgi odağı olmayı başarıyor.

Shutter Island (Zindan Adası – 2010)

Shutter Island (Zindan Adası – 2010)Gerilim dozajı yüksek bir zihin bulmacasına hazır mısınız? Birçok tehlikeli akıl hastasının bulunduğu Ashecliffe Hastanesi’ne,  kaybolan bir hastanın durumunu soruşturmak için adaya giden Teddy Daniels ve Chuck Aule çok geçmeden burada meydana gelen olaylardan fazlaca tedirgin olmaya başlarlar. Nitekim birbiri ardını izleyen bu ilginç hadiseler, izleyenleri filmin finaline doğru ince ince hazırlarken sona gelindiğinde ise öldürücü darbesini bir boksör edasıyla indirecektir.

Shutter Island, beyazperdenin son yıllarda gördüğü en bol soru işaretli filmi olmasının yanı sıra, şimdiden de kült mertebesine ulaşmış bir yapım olarak da anılmaktadır. Yönetmenliğini Martin Scorsese’nin yaptığı ve Leonardo DiCaprio ile birlikte Mark Ruffalo ve Ben Kingsley’in başrolleri paylaştığı film, tartışmaya açık finaliyle hala dost meclislerinde bahsi geçmeye devam etmektedir.

Inception (Başlangıç – 2010)

Inception (Başlangıç – 2010)Her filmiyle izleyenleri büyüleyen, kendisine hayran bırakan Leonardo DiCaprio için, belki de kariyerinin en önemli filmi olan Inception için kamera karşısına geçme vaktiydi. Nitekim Leonardo bu sefer, sivri zekasıyla muadillerinden ayrılan ve kendi hayran kitlesini çoktan yaratan yönetmen Christopher Nolan ile birlikte çalışmaya hazırlanıyordu. Bu iki yetenekli ismin bir araya gelmesi, daha en baştan heyecan uyandırıcı bir durumu temsil ederken, Inception’ı izledikten sonra ise bu heyecanın yerini hayranlığa bıraktığını açıkça söylemekte yarar var. Nitekim Inception, daha önce beyazperdede gördüğümüz herhangi bir işe benzememekteydi.

Tavsiye Ederiz: Beyin Yakan Filmler Listesi

Rüyaların içinde gezen, rüyadan rüyaya koşan ve bunu gerçek hayata entegre eden Dom Cobb’un hikayesi kuşkusuz hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir durum olarak birçok sinemaseverin aklını bulandırmayı başarmıştır. Inception her ne kadar özgün senaryosuyla adından söz ettirse de, kuşkusuz Leonardo DiCaprio’nun performansı da filmi bu denli başarılı olarak addetmemize olanak sağlayan durumlardan biri. Başından sonuna dek üst düzey bir çalışmanın eseri olduğunu belli eden ve A’dan Z’ye doğru tasarlanmış bir planlamanın eseri olan Inception, ne kadar methedersek edelim övgünün az kalacağı başyapıtlardan biri olarak sinema tarihini adını altın harflerle yazdırmıştır.

Django Unchained (Zincirsiz – 2012)

Django Unchained (Zincirsiz – 2012)Quentin Tarantino’nun nevi şahsına münhasır kişiliğinden muazzam bir western filmi izlemeye hazır mısınız? Siyahi köle Django ve ödül avcısı Dr. King Schultz’un yolu, Leonardo DiCaprio’nun hayat verdiği Calvin Candie’nin çiftliğine düşer. Bu dakikadan sonra rahatsız edicilik dozajı yüksek olan ve yer yer istismar sinemasını akıllara getiren duruşuyla karşımıza çıkan Django Unchained, kanın göl olup aktığı, şiddetin ise doruk noktasında yaşandığı bir film olarak karşımıza gelmektedir.

Quentin Tarantino’nun bütün filmleri içerisinde, gördüğümüz nüansların sıkça yer ettiği filmde, Leonardo DiCaprio ise kalitesine yaraşır bir şekilde arz-ı endam ederken bir kez daha takdir toplamayı başarıyor. Etkileyici diyalogları, vahşet sekansları ve oynayan tüm oyuncuların birbirini tamamlayan duruşuyla sürükleyiciliğini arttıran film, Tarantino sinemasının da en özgün işlerinden biri olarak belirmektedir.

The Great Gatsby (Muhteşem Gatsby – 2013)

The Great Gatsby (Muhteşem Gatsby – 2013)Ünlü yazar F. Scott Fitzgerald’ın kitabından sinemaya ikinci kez uyarlanan The Great Gatsby, Amerikan rüyasını ve çöküşünü odak noktasına alır. 1920’lerde geçen hikayede, New York’a yazar olmak için gelen Nick Carraway’ın yolunun zengin mi zengin Jay Gatsby kesişmesi, birbiri ardını izleyecek birçok hadiseye de gebedir. Bir yandan o dönemin Amerika’sını rengarenk bir şekilde aktaran ve şaşalı yaşantısıyla kendine hayran bırakan film, bir yandan da izleyenlerini çıkardığı yükseklerden aşağı bırakmayı ihmal etmiyor. Leonardo DiCaprio’nun performansının zirvesiyle arz-ı endam ettiği filmde ona Örümcek Adam rolüyle hafızlarımıza kazınan Tobey Maguire eşlik ederken, filmin yönetmen koltuğunda ise Baz Luhrmann yer almaktadır.

The Wolf of Wall Street (Para Avcısı – 2013)

The Wolf of Wall Street (Para Avcısı – 2013)3 saat boyunca hiç sıkılmayacağınız bir film mi arıyorsunuz? O zaman The Wolf of Wall Street tam size göre! Oldukça hırslı bir yatırım uzmanı olan Jordan Belfort’un gerçek hayat hikayesinden Martin Scorsese tarafından beyazperdeye uyarlanan film; uyuşturucu, seks ve eğlencenin cirit attığı bir yükseliş ve çöküş hikayesi olarak karşımıza gelmektedir. Sıfırdan dahil olduğu Wall Street borsasının gitgide en zenginlerinden biri haline gelen Jordan Belfort’un bir kötü alışkanlığı vardır ki başına türlü işler açacaktır. O da para harcamaktır!

Tavsiye Ederiz: En İyi Borsa Filmleri

Yaşayacağı zevkten asla taviz vermeyen ve daha fazlası için her şeyi yapacak olan Jordan’ın hikayesi, amiyane bir tabirle ibretlik bir durumu temsil etmektedir. Leonardo DiCaprio’nun alıştığımız üst düzey performansıyla karşımıza geldiği filmin en dikkat çeken yanlarından biri de, güzelliği ile birçok erkeğin kalbini fetheden Margot Robbie’nin tüm endamıyla karşımıza gelmesidir.

The Revenant (Diriliş – 2015)

The Revenant (Diriliş – 2015)Yıllar yılı, dost meclislerinde konuşulan bir konudur; Leonardo DiCaprio’nun ne zaman Oscar’ı kucaklayacağı. Nitekim onca başarılı, üstesinden kalkılması zor rolle karşımıza gelmesine rağmen Akademi heyeti tarafından bir türü onurlandırılmamıştı Leonardo. Ancak tarihler 2016 Şubat’ını gösterdiğinde, Akademi dahi bu eşsiz performansı göz ardı edemeyecek ve Leonardo DiCaprio’ya yıllardır hak ettiği Oscar ödülünü nihayet takdim edecekti. Leonardo bu ödül için neler yapmadı ki? Ayılarla savaştı, karda kışta yerlerde sürüklendi, bir damla suya hasret kaldı… Ancak sonunda çok arzuladığı Oscar heykelciğine de sıkı sıkıya sarıldı.

İşin mübalağasını bir kenara bırakırsak, The Revenant en başta Alejandro Iñárritu’nun üst düzey yönetmenlik becerisiyle şahlanan bir film. Onun oyuncuya özgürlük tanıyan kamera hareketleri, kuşkusuz yetenekli oyuncuların tüm becerisini ortaya koyma konusunda oldukça işlevsel. Durum böyle olunca da Leonardo DiCaprio gibi bir ismin adeta damarlarında gezen oyunculuk yeteneğini dışa vurmaması imkansız bir süreç halini alıyor. Tabii ki senaryonun da üst düzey oluşu ve filmin doğru tasarlanmış bir şablonun içinde izleyicilere sunulması, The Revenant’ı başından sonuna dek usta işi bir film haline getiriyor. Nitekim film, yalnızca Leonardo’nun başarısıyla sınırlı kalmamış, birçok festivalin ödüllerine ambargo koyarak da adından sıkça söz ettirmiştir.

Belgesel Bonusu: Before the Flood (Tufandan Önce – 2016)

Belgesel Bonusu: Before the Flood (Tufandan Önce – 2016)Leonardo DiCaprio, yalnızca oyuncu kimliği ile takdir kazanan bir isim değil. Nitekim Dünya Doğayı Koruma Vakfı üyesi olan ünlü oyuncu, bir çevre aktivisti olarak da Birleşmiş Milletler barış elçilerinden biri olarak seçilmiştir. Leonardo’nun barış elçisi olmasıyla başlayan ve ekolojik olaylardan etkilenen yerleri teker terek ziyaretiyle gelişen olaylar bütününde; o yalnızca doğa olaylarına maruz kalan yerlere gitmiyor üstüne üstlük dönemin Amerikan Başkanı Barack Obama gibi dünyada söz sahibi olan isimlerle bir araya geliyor ve iklim değişikliklerinin ne denli büyük felaketlere sebep olabileceği konusunda fikir alışverişi yapıyor.

Onun dünya üzerinde yaşayan her bir bireyi ilgilendiren böylesi hassas bir konuda, farkındalık yaratmak adına yaptığı çalışmanın belgeseli olan Before the Flood, kuşkusuz herkesin izlemesi gereken ve üzerine düşen dersi almak mecburiyetinde olduğu etkileyici bir çalışma olarak karşımıza gelmektedir.

Paratic Piyasalar


Yorumları Görmek İçin Tıklayın

Diğer yorumlar ( 0 )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir