Paylaşım

Angelina Jolie Kimdir? En İyi Unutulmaz Filmleri Listesi


 

Güzellik, yetenek ve altın gibi bir kalp... Hepsinin tek vücutta birleştiği ender insanlardan biri olan Angelina Jolie'yi daha yakından tanıyıp, yer aldığı filmleri hatırlamaya ne dersiniz? En iyi filmleri ile güzeller güzeli Angelina Jolie karşınızda.

Sinema tarihine şöyle bir dönüp baktığımız zaman, yalnızca güzelliği ile değil; oyunculuğu ve kişiliği ile de hayranlık uyandıran çok fazla aktris olmadığı gerçeği ile yüzleşmekteyiz. Bazısı güzel olur, yeteneksizdir. Kimi bu iki unsuru da barındırır ancak insani olarak sınıfta kalmıştır. Bu üç ana başlığı da bünyesinde toplayan ve taraflı-tarafsız herkesin saygısını kazanmayı başarmış ender isimlerden biri de şüphesiz Angelina Jolie’dir.

Halihazırda, gezegenin en meşhur simalarından olan ve attığı her adım olay olma potansiyeline taşıyan güzeller güzeli oyuncu, özellikle yardıma muhtaç çocuklara verdiği değerle muadillerinden ayrılıp, kendine has bir yerde konumlanmayı başarmıştır. O, kimi zaman Jane Austen filmleri gibi aşkı konu almış yapımlarda, kimi zaman Denzel Washington filmleri gibi aksiyonun zirvede olduğu yapımlarda boy göstermiştir. Sizlerle daha önce en pahalı Angelina Jolie filmlerini paylaşmıştık. Bu listede ise Angeline Jolie’nin unutulmaz filmlerine ve hayatından kısa kesitlere yer verdik. Magazin sayfalarını devamlı olarak süsleyen Angelina Jolie kimdir daha detaylı öğrenip, en iyi filmleri hangileridir göz atmaya ne dersiniz?

Navigasyon

Angelina Jolie Kimdir?

Angelina Jolie Kimdir?1975 Haziran’ında Kaliforniya’da doğan ve gerçek adı Angelina Voight olan ünlü, oyuncu kökenli bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmiştir. Babası 1978 yapımı Coming Home filminde rol almış ve bu rolüyle Akademi Ödülü’nü kucaklamış ustalardan Jon Voight’ın ta kendisidir. Keza annesi Marcheline Bertrand’ın da gençlik yıllarında oyunculuk ile ilgilenmesi, esasen Angelina’nın daha doğduğunda alın yazısını ortaya koymaktaydı.

Henüz bir yaşındayken annesi ile babasının boşanması üzerine New York’a taşınan Angelina, burada annesi ile sık sık vakit geçirmiş ve onunla birlikte bolca film seyretmiştir. Keza yıllar sonra verdiği demeçlerde, sinema sevgisinin bu günlerde doğduğuna işaret etmiş ve kati suretle babasından etkilenmediğini dile getirmiştir. Nitekim Angelina’nın babasıyla yaşadığı sorunlar da her daim gündemi meşgul etmiştir. Bilindiği üzere dünyaya Angelina Voight olarak gelen oyuncu, babası ile yaşadığı problemlerden ötürü henüz genç yaşlarda soyadını değiştirmiş ve Angelina Jolie ismiyle anılmak istediğini beyan etmiştir.

Güzelliği ile henüz genç yaşlarda ilgi çekmeye başlayan Angelina, modellik yaparak adını duyurmaya başlamıştır. Bu süre zarfı içerisinde birçok video klipte de boy gösteren güzel isim, daha sonrasında yapımcıların da dikkatini çekmiş ve beyazperdeye hızlı bir geçiş yapmıştır. 1995 yapımı Without Evidence ve Hackers filmlerinde başrolü üstlenen Angelina, esasen güzelliği kadar yeteneğini de konuşturarak, babasından daha meşhur olacağının ilk sinyallerini de bu tarihlerde vermiştir.

Özellikle George Wallace isimli bir televizyon filminde hayat verdiği karakterle adından söz ettiren Angelina, burada kazandığı Golden Globe ödülü ile de gümbür gümbür gelen ayak seslerini tüm dünyaya duyurmayı başarmıştır. Keza bu performanstan sonra, ardı arkası kesilmeyen rol teklifleri de onu beklemekteydi. Tabii onun bir süperstar evresine yükselmesini müjdeleyen proje ise hiç kuşkusuz bir bilgisayar oyunu uyarlaması olan Tom Raider olacaktı. Burada hayat verdiği Lara Croft tiplemesi ile birçoklarının takdirini kazanan güzel oyuncu, başarısız olarak addedebileceğimiz filmin parlayan yıldızı olarak öne çıkmayı başarmaktaydı.

Angeline Jolie, esasen ödül konusunda da yüzü gülenlerden. İlk Oscar’ını Girl, Interrupted filmindeki rolüyle 2000 yılında kazanan oyuncu, 2009 yılında Changeling filmindeki performansı ile bir kez daha aday gösterilmiş ancak ödülü kucaklayamamıştır. Ancak onun aldığı en değerli ve maneviyatı yüksek ödülün 2014 yılında Akademi tarafından takdir edilen “Jean Hersholt Onur Ödülü” olduğunu söylemekte yarar var. Keza birçoklarının da bileceği gibi, yalnızca güzelliği ve yeteneği ile değil, aynı zamanda dünyevi olaylara verdiği destekle de tanınan oyuncu, bu ödülle de tescilli bir yardımsever olarak kayıtlara geçmiştir.

Tabii, Angelina Jolie denildiği zaman akıllara yalnızca sinema gelmez. Onu özel kılan yegâne hususun taşıdığı altın değerindeki kalp olduğu aşikâr. Keza güzel oyuncu, nerede bir yardıma muhtaç görse koşar ve birçoklarını görmezden geldiği kişi ya da ülkelere asla sırtını dönmez. Dünyanın birçok noktasında yardım çalışmalarına birebir iştirak eden ve bu yönüyle de Birleşmiş Milletler’den İyi Niyet Elçisi nişanını almaya hak kazanan Angelina Jolie, evlat edindiği çocuklarla da sık sık gündeme gelmektedir.

Böylesine göz önünde olan bir ismin, magazinel olaylarla manşet olmaması da esasen imkânsız bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Keza Brad Pitt ile yaşadığı aşk ve evliliğin uzun süre gündemi meşgul etmesi de onun tüm dünyadaki şöhretinin bir uzantısı niteliğindedir. Daha öncesinde John Lee Miller ve Billy Bob Thornton ile evlilikler geçiren güzel oyuncu, en uzun soluklu ilişkisini Brad Pitt ile yaşamış ancak ne var ki onunla olan birlikteliğini de 2016 yılında sonlandırmıştır.

En İyi Angelina Jolie Filmleri

Her yönüyle bir popüler kültür ikonu olan ve attığı her adımla gündem olmayı başaran Angelina Jolie, şüphesiz şimdilerdeki şöhretini iyi niyet elçisi olmasına borçlu. Yine de yer aldığı filmlerle sıkça gündeme gelmeyi başarmış ve yeteneği ile göz kamaştıran bir isim olarak öne çıkmıştır. Hal böyle olunca da onun yer aldığı filmleri hatırlamak ve geçmişe doğru küçük bir yolculuğa çıkmak istedik. Dilerseniz, en iyi Angelina Jolie filmleri hangileri, zarafeti ile büyülediği yapımlar nelerdir, hep birlikte göz atalım ve geçmişi en güzel şekilde yâd edelim.

George Wallace (1997)

George Wallace (1997)Bir televizyon filmi olarak çekilen, ancak buna rağmen birçok başarının altına imzasını atan ve birçok otorite tarafından pozitif eleştirilerle karşılanan George Wallace, aynı zamanda güzeller güzeli Angelina Jolie’nin de ilk parladığı projelerden biri olma özelliği taşımaktadır.

George Wallace, 1970’lerin Amerika’sında başkan olmayı hedefleyen ve bu doğrultuda emin adımlarla ilerleyen bir siyasi figürdür. Tabii onun bu oldukça zor olan macerası, birçok sürprize gebe olmasının yanı sıra George Wallace’ın çalkantılı özel hayatıyla da hayli ilgi çekici bir hal almaktadır. Aşkları, siyasi yürüyüşü, evlilikleri ve işine çomak soktukları derken, ayakları yere sağlam basan bir biyografik hikâyeyi karşımıza getiren film, aynı zamanda birçok ödülü kucaklamasıyla da başarısını taçlandırmıştır.

Angelina Jolie’nın güzelliği ile büyülediği ve George Wallace’ın ikinci eşi olan Cornelia’ya hayat verdiği film, aynı zamanda başarılı oyuncuya ilk Golden Globe’unu kazandırması hasebiyle de oldukça farklı bir noktada konumlanmaktadır. Yönetmenliğini John Frankenheimer’ın yaptığı film, üç saati bulan süresine rağmen, sağlam bir biyografik anlatı olarak karşımıza geliyor. Amerika tarihinin bir dönemki önemli siyasi figürlerinden olan George Wallace’ı tüm yönleriyle işleyerek takdir toplayan en iyi biyografi filmleri arasında yer alıyor.

Gia (1998)

Gia (1998)Bir önceki filmi George Wallace’ta yakaladığı başarının akabinde, yapımcıların kapısını sıkça çalmaya başladığı Angelina Jolie, bu sefer başrol olarak karşımıza geliyor. Güzelliğinin yanı sıra gelişmeye başlayan oyuncu ile de taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanmayı başarıyor.

Amerika’nın ilk top modeli olan Gia Carangi’nin biyografik hikayesini karşımıza getiren film, özellikle karaktere hayat veren Angeline Jolie’nin kendine güvenen duruşuyla daha fazla değer kazanıyor ve adeta görsel bir şölene dönüşmeyi başarıyor. Keza Angelina’nın gençliğinin baharında olması da karakteri daha dişe dokunur bir hale getiriyor ve filmin inandırıcılık dozajına birebir etki ediyor.

Gia’nın henüz 17 yaşında şöhrete uzanmasıyla başlayan hikaye, onun bu yolculuk sırasında yaşadığı tüm iniş, çıkışları aktarıyor ve öldüğü 1986 yılına değin uzanarak tam tamına bir biyografik eser olma özelliği taşıyor. Özellikle henüz çocuk denilebilecek yaşta, omuzlarına şöhretin ağır yükünü yükleyen ve bu nedenle birçoklarının merakını cezbeden Gia’nın yaşadığı psikolojik gelgitler, filmin ana damarını oluşturuyor ve anlatının anbean diri kalmasına olanak sağlıyor.

Angelina Jolie’nin henüz kariyerinin başında yer aldığı film, esasen onun filmografisine göz attığımızda en doyurucu performanslarından biri olarak da öne çıkıyor. Keza Jolie’nin bu filmde ortaya koyduğu performans, güzel oyuncunun bir kez daha Golden Globe uzanmasına olanak sağlıyor ve onun başarısının bir kez daha tescillenmesini dosta düşmana müjdeliyor. Yönetmenliğini Michael Cristofer’ın yaptığı Gia, bir televizyon filminin ucuzluğundan öte seyreden ve bir an olsun sıkmayan yapısıyla yalnızca Angelina Jolie’nin filmografisinin değil, biyografik anlatılar içerisindeki sürükleyici yapımlardan biri olarak da arz-ı endam etmektedir.

Girl, Interrupted (Aklım Karıştı – 1999)

Girl, Interrupted (Aklım Karıştı – 1999)Angelina Jolie’nın artık yavaş yavaş dev bütçeli filmlere geçişini müjdeleyen Girl, Interrupted esasen güzel oyuncunun başrolden ziyade yardımcı rolde karşımıza çıktığı bir film olarak belirmektedir. Her ne kadar Jolie, hikâyenin üzerine kurulduğu kadın olmasa dahi, bütüne hizmet edişi ile en az başrolde yer alan Susanna kadar efektif ve değerli bir haleti ruhiyeye bürünmeyi başarmaktadır.

Girl, Interrupted için yapılabilecek en güzel tanımlama, Jack Nicholson’ın efsanevi performansı ile kültleşen One Flew Over the Cuckoo’s Nest yani Guguk Kuşu’nun farklı ve kadınları odak noktasına alan bir versiyonu olmasıdır. Keza Susanna, kişilik problemleri yaşayan ve bu nedenle de alkol ile yakın temasta bulunan bir kadındır. Onun kendi rızasıyla akıl hastanesine yatması, karakterin yaşacağı değişimin başlangıcı olacak ve burada hiç tatmadığı hayat tecrübeleriyle onu bambaşka bir insan haline getirecektir. Bu özelliği ile psikoloji filmleri arasında da özel bir yerin sahibi oluyor.

Susanna Kaysen’ın aynı adlı romanından uyarlanan ve duygu yüklü anlatısıyla ilgi çekmeyi başaran film, bir yandan Susanna karakterinin yaşadıklarına odaklanırken bir yandan da toplumun dayattığı normları kendine has bir şekilde eleştirerek takdir toplamayı başarıyor. Yönetmenliğini James Mangold’un yaptığı film, aynı zamanda Angelina Jolie’ye ilk Oscar’ını kazandırması vesilesiyle de özel bir yerde durmaktadır. Jolie, bu filmde ortaya koyduğu performans ile 2000 yılında düzenlen Akademi Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü kucaklayarak, başarısını taçlandırmıştır.

Gone in Sixty Seconds (60 Saniye – 2000)

Gone in Sixty Seconds (60 Saniye – 2000)Angelina Jolie’nın kazandığı ödüller ve güzelliğinin dilden dile yayılması ile Hollywood’un gediklilerinden olması kaçınılmaz bir süreç halini almıştır. Ancak bu noktada o, radikal bir kararla aksiyon filmleri senaryolarına geçiş yaptı ve belki de biz sinemaseverlere bambaşka tatlar yaşatmayı başardı.

Angelina Jolie’nin başrolü Nicolas Cage ile paylaştığı Gone in Sixty Seconds, emekli olmuş bir araba hırsızının zoraki olarak mesleğe geri dönüşünü ve bu noktadan sonra başına gelenleri odak noktasına alıyor. Daha sonra dur durak bilmeyen temposu, merkezine aldığı gösterişli arabaları ve tabii ki Angelina’nın güzelliği ile büyülemesiyle adından söz ettirmeyi başarıyor. Her ne kadar çok üst düzey bir film olmasa dahi, çıtır çerez sınıfının çalışkan öğrencilerinden biri olarak arz-ı endam eden film, dinamik anlatısıyla seyir zevkini yukarılarda tutmayı başarıyor. Aynı zamanda soygun filmleri arasında da beğeni kazanıyor.

Yönetmenliğini Dominic Sena’nın yaptığı Gone in Sixty Seconds, Angelina Jolie filmografisinin geçiş filmi olması hasebiyle, onun özelinde oldukça değerli bir noktada durmaktadır. Keza bu filmde ortaya koyduğu performans, ona Lara Croft olma yolunu fazlasıyla da açmıştır.

Lara Croft: Tomb Raider (2001)

Lara Croft: Tomb Raider (2001)Bilgisayarların yavaş yavaş evimize girmeye başladığı 2000’lerin başında oldukça popüler olan ve o dönem çocukluğunu yaşayan hemen hemen herkesin bir kez dahi olsa oynadığı oyunlardan biri olan Tomb Raider, şüphesiz milenyumun en popüler ikonlarından biriydi. Tabii durum böyle olunca da, onun beyazperdeye aktarılması mecburi bir hal almıştır.

Önünde sürebileceği rahat ve ferah bir hayat olmasına rağmen, içindeki adrenalin aşkıyla türlü aksiyonun içine atılmaya seçen Lara Croft, bu sefer tüm dünyanın kaderini değiştirebilecek bir tarihi eserin peşindedir. Onun bu macerası, yerinde durmayan, dinamik ve güzelliği ile büyüleyen Angelina Jolie ile birleştiğinde seyir zevki yüksek bir kovalamacayı önümüze getirmektedir. En iyi süper kahraman filmleri gibi Lara Croft da listemize dahil oluyor.

Özellikle yarattığı popülaritenin etkisiyle beklentisinin altında kalan ve bariz yönetmenlik eksileri olan Lara Croft: Tomb Raider, tüm bu negatif yönlerine rağmen kendini izletmeyi başarıyor. Kült olamasa dahi akılda kalıcı bir aksiyonu izleyenlerine armağan ediyor. Angelina Jolie’nin karakter ile bütünleşmesini simgeleyen ve Lara Croft dendi mi onun suretinin akıllara gelmesine öncü olan film, bu nedenle güzel oyuncu için bir dönüm noktası niteliği de taşımaktadır. Keza bu filmden sonra Angelina Jolie’yi daha sık aksiyon filmleri içerisinde görmek de mümkün hale gelmiştir. Yönetmenliğini Simon West’in yaptığı filmin başrollerinde Jolie’ye bir dargın bir barışık olduğu babası Jon Voight ile usta oyuncu Daniel Craig eşlik etmektedir.

Beyond Borders (Sınırların Ötesinde – 2003)

Beyond Borders (Sınırların Ötesinde – 2003)Malum, Angeline Jolie’nın yardımsever kişiliğini sağır sultan dahi duymuştur. Onun popüler olmaya başladığı andan itibaren dışa vurduğu bu özelliğinin sinemaya yansıyışını pek fazla görmeyiz. Ancak Beyond Borders, tam da onun kişiliğine uygun bir film olarak karşımıza gelmektedir.

Angelina Jolie’nın hayat verdiği Sarah Jordan, İngiliz bir burjuva ile evli, genç bir kadındır. Onun günün birinde tanıştığı Nick Callahan ise tüm ömrünü Afrika’daki yardıma muhtaç insanlara adamış idealist bir doktordur. Özellikle Nick’in hayat amacından fazlasıyla etkilenen ve bu yakışıklı adama git gide güçlü duygular beslemeye başlayan Sarah, evli olmasına karşın içinde yükselen duyguları engelleyememektedir. Bu dakikadan sonra, oldukça tutkulu ve romantizmin sınırlarını zorlayan bir aşk hikayesine tanıklık ettiren Beyond Borders, arka planda sunduğu insanlık portresi ile de takdir toplamayı başarmaktadır.

Özellikle Angelina Jolie’nin reel dünyadaki yaşantısına paralel bir şekilde başlayan ve bu nedenle oyuncuya fazlasıyla yakın olan hikâyesiyle ilgi çeken film, iki hayat arasında gidip gelen bir kadının vurucu anlatısını ortaya koymasıyla da seyir zevkini yukarılara çekmeyi başarmaktadır.

Yönetmenliğini Casino Royale filminden tanıdığımız Martin Campell’ın üstlendiği filmin başrolünde Angelina Jolie ile birlikte Clive Owen yer alırken, tüm romantik işleyişin yanında aks ettirilen politik göndermeler de filmi muadillerinden ayıran en önemli husus olarak öne çıkmaktadır.

Mr. & Mrs. Smith (Bay ve Bayan Smith – 2005)

Mr. & Mrs. Smith (Bay ve Bayan Smith – 2005)Angelina Jolie için bir başka dönüm noktası olan filmin Mr. & Mrs. Smith olduğu aşikâr. Nitekim beyazperdenin gördüğü en yakışıklı isimlerden biri olan Brad Pitt ile buluşmasını müjdeleyen film, aynı zamanda bu iki başarılı oyuncunun, özel hayatlarında başlayacak birlikteliğinin de ilk habercisi niteliği taşımaktadır.

Mr. & Mrs. Smith, en başta kadrosu ile ilgi çekmeyi başaran bir film. Keza Brad Pitt’in içinde bulunduğu ve başlı başına rezalet olan bir işe rastlamak neredeyse yok denecek kadar az. Keza, Angelina Jolie’nin de mayasının tuttuğu isimlerle nasıl işler ortaya koyduğu aşikar. Hal böyle olunca, bu iki ismin birleşmesi, en başta fazlasıyla merak uyandıran bir film olarak doğmaya başlamıştı. Keza, film vizyona girdiği ilk zamanlar oldukça ilgi çekmiş, bir başyapıt hüviyetine yükselemese dahi, izleyenlerine keyifli dakikalar vaat ederek, beklentileri fazlasıyla karşılamıştır.

Filmin konusuna gelecek olursak; John ve Jane, sıradan bir hayat süren, hayatlarında rutin dışı hadiseye pek fazla izin verecek cinsten durmayan evli bir çifttir. Ancak ikisinin de birbirinden gizlediği sırları olduğu gün gibi ortadadır. Esasen onlar, sağlam birer kiralık katildir ve günün birinde birbirlerini öldürmek için kiralanırlar. Monoton ilerleyen hayatlarına, en büyük eğlenceyi katan bu ikilinin macerası bu dakikadan itibaren, bolca aksiyon, romantizm ve eğlenceyi de beraberinde getirecektir.

İkisinin de en olgun çağlarında olduğu ve güzellikleri ile hayranlık uyandıran yaşlarını sürdükleri 2005 senesinde çekilen Mr. & Mrs. Smith, hem kendine has bir kovalamaca hem de yer yer üzerine giydiği kara mizah zırhıyla ilgi çekmeyi başaran bir film. Keza çekildiği senenin en fazla konuşulan işlerinden biri olmayı da başaran Mr. & Mrs. Smith, deyim yerindeyse tam bir popcorn filmi olarak hala güncelliğini korumaktadır.

The Good Shepherd (Kirli Sırlar – 2006)

The Good Shepherd (Kirli Sırlar – 2006)Yalnızca Hollywood’un değil, tüm zamanların en iyi oyuncularından biri olarak lanse edebileceğimiz Robert De Niro’nun yönetmen koltuğunda oturduğu The Good Shepherd, deneyimli ismin A Bronx Tale’dan sonra ikinci yönetmenlik tecrübesini tatması hasebiyle değerli bir noktada durmaktadır. Yine de vadettiği anlatısıyla sınıfla kalmaktan kurtulamamıştır. Ancak tüm eksi yönlerine rağmen, gerek hikâyesi gerekse başrolünde yer alan popüler isimlerle meraklısının ilgisini çekmeyi başaran film, Angelina Jolie filmografisinin ise kalburüstü işlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

Türkiye’de Kirli Sırlar ismiyle vizyona giren ve adıyla müsemma bir şekilde, CIA’nın iç yapısını kendine özgü bir şekilde deşifre eden film, tüm dünyaya hükmettiği söylenen bu istihbarat teşkilatının ilk yıllarını doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Merkezine aldığı Edward Wilson vesilesiyle merak uyandıran bir hikaye servis ediyor. Edward’ın üniversite yıllarında başlayan ve sonrasında birçok zor görevin altına girmesini konu alan film, bir adamın tüm zorluklara nasıl göğüs gerdiğini anlatırken, bir yandan da CIA’nın karmaşık yapısına parantez açıyor.

İlginizi Çekebilir :

Forrest Gump ve Munich gibi başarılı filmlerin senaryosunu yazan Eric Roth’un kaleminden çıkan film, her ne kadar ilgi çekici bir hikayeye sahip olsa da Robert De Niro’nun yönetmenlikteki toyluğu nedeniyle dişe dokunur bir film olamıyor ve beklentisinin altında kalıyor. Ancak Angelina Jolie ve Matt Damon arasında vuku bulan uyumunun, filmin güçlü taraflarından birini yansıttığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Nitekim bu iki ismin, göründükleri her bir sekansta filmin temposuna birebir etki ettiklerini ve seyir zevkini yukarı çekme adına, ellerinden geleni fazlasıyla yaptıklarını söylemekte yarar var.

Changeling (Sahtekâr – 2008)

Changeling (Sahtekâr – 2008)Clint Eastwood’un oynadığı yahut çektiği filmler, her daim sinema dünyası için çok özel işler olmuştur. Keza onu tüm dünyaya tanıtan, İyi Kötü Çirkin’deki performansı dün gibi aklımızdadır. Esasen Eastwood, oyunculuktaki başarısını yönetmenliğe de taşımayı başaran ender isimlerden biri. Hatta kimilerine göre, yönetmenliği, oyunculuğundan bile daha iyi! Unforgiven, Gran Torino, Million Dollar Baby gibi her biri ayrı ayrı kült olmaya aday filmlerin yönetmen koltuğunda oturan Eastwood, 2008 yılında ise Angelina Jolie’nin başrole yerleştirdiği Changeling filmi için motor diyordu.

Angelina Jolie filmografisinin zirve noktası olarak kabul edebileceğimiz işlerinden biri olarak beliren film, izleyenlerini 1920’lerin Los Angeles’ına doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Christine, işten geldiği bir akşam çocuğunun evde olmadığını fark eder. Hemen polise haber veren acılı anne, ne yapacağını bilmez bir şekilde oradan oraya savrulmaktadır. Ancak ne var ki polis dahi çocuğunu bulamamaktadır. Bir zaman sonra, polisin Christine’in oğlu olduğunu iddia ettiği bir çocuğu eve getirir. Christine onun oğlu Walter olmadığını bilir ama bu duruma ses çıkaramaz. Bu dakikadan sonra acılı bir annenin, acısının daha da katlanmasına şahitlik ettiren film, izleyen herkesin bam teline dokunmayı da başarmaktadır.

Özellikle Angelina Jolie’nin üst düzey performansı ile akıllara kazınan film, güzel oyuncunun güzelliğini ikinci plana ittiği ve duygusal tarafını ön plana çıkardığı ender işlerden biri olarak da belirmektedir. Başından sonuna değin dramatik yapısını doğru bir noktada konumlandıran ve izleyen herkese hüzünlü dakikalar vadeden film, bir yandan da gizemli atmosferiyle seyir zevkini her daim diri tutmayı başarmaktadır.

Angelina Jolie’nin 2009 yılında düzenlenen Akademi Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülüne de aday gösterilmesine vesile olan film, anlatısıyla hayranlık uyandırırken, aynı zamanda sinematografisi ile izleyenlerin pür dikkat filmi takip etmesine de olanak sağlamaktadır.

Wanted (2008)

Wanted (2008)Uzun yıllardır devam filmi çekilmesi gündemde olan ancak bir türlü gerekli adımları atamayan Wanted, ilginç bir suç filmi olarak arz-ı endam etmektedir. Kimisine göre fazla abartı olan kimisine göre ise filmde cereyan eden bu fantastik yaklaşımın aksiyon biçimini bambaşka bir boyuta taşıdığı iddia edilen Wanted, en kaba tabirle kurşuna falso veren karakterleri vesilesiyle unutulmazlar arasındakini yerini almıştır.

Babasının bir kiralık katil olduğunu öğrenen ve onun izinden gitmek için çabalayan Wesley’in hikayesi, Fox ve Sloan ile yolunun kesişmesiyle bambaşka bir boyuta taşınacaktır. Keza o artık eğitimli bir katil olacaktır ama bu sandığı kadar basit gerçekleşmeyecektir. Bu dakikadan itibaren aksiyon dozajını bir an olsun düşürmeyen ve kendine has detaylarla seyir zevkini diri tutmayı başaran Wanted, en başta dile getirdiğimiz gibi aksiyon sinemasına başka bir boyut getirmeyi amaçlayan ancak bunu pek de gerçekleştiremeyen bir film olarak hatırlanmaktadır.

Bir roman uyarlaması olan ve karakter derinliğini bir nebze de olsa buna borçlu olan film, kilometrelerce öteden adam öldüren kiralık katillerin kendine has dünyasından, sağlam bir seyirlik çıkarmaya çalışıyor. Yer yer aksayan kurgusuyla tökezliyor ancak yine de olduğu yerden ayağa kalkmayı başarıyor.

Angelina Jolie’nin daha önceki aksiyon filmlerinden alışılagelmiş şekilde, güzelliğini hırslı ile perçinlediği Wanted, aynı zamanda Morgan Freeman ve James McAvoy gibi başarılı oyuncuları da bünyesinde barındırarak ilgi odağı olmayı başarıyor.

Salt (Ajan Salt – 2010)

Salt (Ajan Salt - 2010)Angelina Jolie’nin son yıllarda ortaya koyduğu dişe dokunur işlerden biri olan ve yeniden ajan tiplemesiyle sevenlerini selamladığı filmi Salt, aksiyon ile gizemi başarılıyla harmanlayan bir suç filmi olarak karşımıza gelmektedir.

Evelyn Salt, ülkesine hizmet eden, bayrağına sadık bir CIA ajanıdır. Ancak onun günün birinde, Rusya için çalışan bir muhbir olduğu iddia edilmesi, olayları bambaşka bir boyuta taşıyacaktır. Artık Salt için tek bir amaç vardır; o da suçsuz olduğunu ve ülkesine gönülden bağlı olduğunu ispat etmek. Tabii bu hiç de sandığı kadar kolay olmayacak ve masumiyetini ispat etmek için, fazlasıyla dolambaçlı yolları dönmek zorunda kalacaktır.

Esasen çok özgün bir hikayesi olmayan, buna rağmen Angelina Jolie’nin cazibesi sayesinde izleyenlerin merakını cezbetmeyi başaran Salt, sonu tahmin edilebilir. Buna karşın kendisini rahatlıkla izleten, ekran başındakileri sıkmayan, tadında bir seyirlik olarak hafızlarımızda yer etmektedir. Yönetmenliğini Phillip Noyce’un yaptığı film, Evelyn Salt’ın gizemli yaşamını açıkça gün yüzüne vururken, bir yandan da kafa dağıtmak adına izlenebilecek bir film olarak öne çıkmayı başarıyor.

Maleficent (Malefiz – 2014)

Maleficent (Malefiz – 2014)Angelina Jolie’nin alışılmışın dışındaki bir görünüşle arz-ı endam ettiği film, artık klasikleşmiş Uyuyan Güzel masalının kötü kalpli perisi Maleficent’i odak noktasına alırken, fantastik bir anlatıyı heyecan ve kendine has bir samimiyet içinde vererek, tatlı bir seyirlik olmayı başarıyor. Böylece fantastik filmler arasına girmeyi başarıyor ve yine herkesin beğenisini kazanıyor.

Malefiz’in genç, saf ve masum bir kadından, taş kalpli bir cadıya dönüşmesinin hikayesi olan film, onun nasıl bu denli kindar biri olduğuna parantez açarken, bir yandan da sinematografisi ile büyülemeyi başarmaktadır. Keza görsel efektleri ile izleyenleri bambaşka bir yolculuğa çıkaran film, Angelina Jolie’nin karakteri yaşayan haleti ruhiyesiyle de herkesi içine çekmeyi başarmaktadır.

Yönetmenliğini Robert Stromberg’in üstlendiği film, herkesin nefretle yaklaştığı bir masalsı karaktere farklı bir çerçeveden yaklaşarak, sinemaseverlere farklı bir hikaye sunuyor ve bu yönüyle de ilgi odağı olmayı başarıyor. Keza Angelina Jolie’nin de Maleficent kostümü içerisinde ortaya koyduğu performansın, takdiri hak edecek olması, filmi değerli kılan ve son yılların en gözde fantastik Hollywood filmlerinden biri olarak öne çıkmasına olanak sağlamaktadır.


SIFIR RİSK!
VİOP'ta 100.000 TL Sanal Para ile Dolar ve Altın Alın - Satın!
Ücretsiz Denemek için Tıklayın!




Diğer yorumlar ( 0 )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunu okuyan bunları da okur