Paylaşım

Tek Mekanda Geçen 25 Unutulmaz Film


 

Anlatısını tek mekanla sınırlandıran ve böylelikle izleyicisi ile yakın bir bağ kurmayı hedefleyen filmleri sevenlerden misiniz? İşte sinema tarihinin 25 unutulmaz tek mekan filmi;

Bazı filmler vardır, hikayesini geniş coğrafyalara yaymak yerine tek mekanla kısıtlamayı tercih eder. Ancak bu kısıtlama, anlatının büyüsünü daraltmak yerine kocaman hale getirir ve izleyicisi ile sıkı bir bağ kurmasının önünü açar. Sinema literatürüne “tek mekan filmleri” diye de geçen bu yapımlar, çoğu zaman tek bir günü, hatta gerçek zamanı merkezine alır. Bu nedenle gerçekçiliği oldukça kusursuz ilerleyen bu yapımlar, hayatın içinden hikayeleri de huzurlarımıza getirir.

Sinema tarihine geçmiş, kült olmuş birçok tek mekan filmiyle yıllar boyunca karşılaştık, karşılaşmaya da devam ediyoruz. Özellikle anlatının gerilim dozajını oldukça yüksek bir noktaya konumlandırması hasebiyle her daim ilgi odağı olan bu alt türün en iyi örneklerini sizler için listeledik. Yer yer klostrofobik tarzıyla ekran başına geçenlere bambaşka lezzetler vadeden, tarihin unutulmaz 25 tek mekan filmi sizlerle…

1 Rope (1948)

Rope (1948)Gerilim sinemasının öncü isimlerinden olan ve çektiği her filmle hayran kitlesini katlayan duayen Alfred Hitchcock’un imzasını taşıyan Rope, yönetmenin ilk renkli filmi olmasının yanı sıra, gerilimi doruk noktasına hissettiren anlatısıyla da tadına doyulmaz bir seyirlik armağan etmektedir. Harvard’da okuyan Brandon ile Philip, Nietzsche’nin üst insan kavramından etkilenmiş iki öğrencidir.

Günün birinde kendileri kadar yaşamayı hak etmediklerini düşündükleri David’i öldürüp, cesedini evin içindeki bir sandığa koyarlar. Tabii bizim uslanmaz ikilimiz bununla da yetinmez. İçlerinde David’in ailesinin de bulunduğu birtakım insanla birlikte bir parti düzenler ve işler iyice çığırından çıkar.

Bu dakikadan itibaren usta yönetmen Alfred Hitchcock’un “Şimdi ne olacak” sorusunu anbean diri tutmasını ve oluşturduğu karanlık atmosferle gizemi doruk noktasına çıkarmasına tanıklık ettiren Rope, bu yönüyle de sinema tarihinin “en”lerinden biri olmayı başarmıştır. Özellikle tek mekan filmlerinin unutulmaz örneklerinden olan film, bir cinayet anlatısından daha fazlası olabilmesiyle fark yaratmaktadır.

2 Rear Window (1954)

Rear Window (1954)Gerilim filmleri denilince ala gelen usta yönetmen Alfred Hitchcock bir kez daha anlatısını tek mekana sığdırıyor ve heyecan dozajını doruk noktasına çıkarmayı başarıyor. Nevi şahsına münhasır bir anlatı olan Rear Window, özgünlüğü ile de tarihin unutulmaz yapımları arasındaki yerini çoktan almış durumda.

Rear Window sahnelerHayatını fotoğrafçılık yaparak idame eden L.B. Jeffries, ayağını kırmasından ötürü bir süre evinde istirahat etmek zorundadır. Bu zamanda tek aktivitesi ise camdan dışarıya bakmak ve insanları gözlemlemektir. Ancak günün birinde, bir cinayete tanık olması, onu bambaşka bir maceranın ortasına bırakacaktır.

Bu dakikadan itibaren sıkıştığı tek mekanda, gerilim dozajını anbean yukarı çekmeye çalışan Rear Window, kült olmuş birçok sahnesinin yanı sıra, anlatısının geneliyle de harikulade bir seyirlik armağan etmeyi başarıyor. Günümüzün dahi en popüler suç-gizem filmlerinden olan Rear Window, Alfred Hitchcock filmografisinin de en iyilerinden biri olarak kabul görmektedir.

3 12 Angry Men (1957)

12 Angry Men (1957)Tek mekan filmi denildi mi akla gelecek ilk işlerden biri olan 12 Angry Men, tam anlamıyla bir başyapıt. Her bir saniyesiyle adalet sistemini sorgulatan, bununla da yetinmeyerek izleyenlerini büyük bir gizemin ortasına bırakan film, tarihin de en iyi filmleri arasında gösterilmektedir.

Bir cinayet zanlısının suçunu netleştirmek yahut onu temize çıkarmak için birbirini hiç tanımayan 12 jüri üyesi hararetli bir tartışmanın içine girer. En başta zanlının, suçlu olduğu kanısı ağır bassa da birbirleri arasında güttükleri tartışma, zamanla olaya başka bir pencereden bakmalarına olanak sağlayacaktır.

Bu dakikadan sonra, suçlu-suçsuz kavramlarını derinlemesine irdeleyen ve filmin özelinden çıkarak hayata dair türlü çıkarımlar yaptırmayı başaran 12 Angry Men, bir an olsun düşmeyen temposu ve her daim diri tuttuğu gizem sosuyla, öncü işlerden biri olarak gösterilmektedir. Sidney Lumet’ın yönetmenliğini üstendiği film, aradan geçen uzun yıllara rağmen büyüsünden zerre ödün vermeyişiyle de her daim takdirle hatırlanmaktadır.

4 Das Boot (1981)

Das Boot (1981)İkinci Dünya Savaşı yıllarını konu alan ve savaşmakta zorunda kalan askerlerin psikolojik gelgitlerine parantez açan Das Boot, türünün en iyi örneklerinden biri olmakla yetinmiyor aynı zamanda tek mekan anlatıları içerisinde de hatırı sayılır bir övgüye nail oluyor. Film, İkinci Dünya Savaşı yıllarında U-96 adındaki bir Alman denizaltısına kamerasını çeviriyor ve buradaki mürettebatın verdiği amansız mücadeleyi izleyenlerine aktarıyor.

Das Boot Özellikle denizaltı gibi klostorofobik ögeleri fazla olan bir metadan, harikulade bir anlatı çıkarmayı başaran Das Boot, savaş-insan ilişkisini ustalıkla işleyen özgün yapımlardan biri olarak hatırlanmaktadır. Anlatının yalnızca denizaltında geçtiğini düşündüğümüzde ise, karakterlerle daha yakından bir bağ kurmak mümkün hale geliyor onların yaşadığı buhran daha kanlı canlı bir şekilde karşımıza geliyor. Yönetmenliğini Wolfang Petersen’in yaptığı film, şimdilerde dahi sinema tarihinin en önemli başyapıtlarından biri olarak gösterilmektedir.

5 Breakfast Club (1985)

Breakfast Club (1985)Gençlik filmlerinin öncüsü olarak kabul edebileceğimiz, özgün ve bir o kadar da naif filmlerden biri olan Breakfast Club; aynı zamanda anlatısını tek mekana sığdırarak diyaloglarını daha da vurucu hale getiren bir iş. Birbirinin tamamen zıttı karaktere sahip beş lise öğrencisi, cezalı oldukları bir cumartesi gününü okulun kütüphanesinde beraber geçirmek zorundadır. Onlar bir yandan kendilerini disipline etmek için canhıraş uğraşan okul müdürü ile uğraşırken, diğer yandan da birbirleri ile kaynaşmaya çabalayacaktır.

Breakfast ClubAncak onların tüm bu süre zarfı içerisinde tek mekanda olması, aralarında karşı konulamaz bir çekimin doğmasına da sebebiyet verecektir. Bir gençlik filminden fazlası olmayı başaran ve her bir anıyla izleyicisinin yüzüne tatlı bir tebessüm yerleştiren Breakfast Club, aynı zamanda tek mekan anlatılarının da en keyiflilerinden biri olarak hatırlanmaktadır.

6 Misery (1990)

Misery (1990)Stephen King’ın aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan Misery, gizemli ve bir o kadar da heyecan dozajı yüksek bir hikayeyi huzurlarımıza getirmektedir. Paul Sheldon, yazdığı bir dizi romanla ün salmış popüler bir yazardır. Günün birinde serinin son romanını yazmak için gittiği Silver Creek’ten geri dönerken, bir trafik kazası geçirir. Onu kurtaran Annie, Sheldon’u eve alır ve iyileştirmeye başlar.

Ancak Annie’nin amacı, Sheldon’u iyileştirmekten de fazlasıdır. Bu dakikadan itibaren ünlü yazar Paul Sheldon’ın, Annie isimli bir sosyopatın evine hapsoluşuna tanıklık ettiren film, gerilimli yapısını anbean yukarıya taşımayı başarıyor ve izleyicisini de tek göz odaya hapsetmeyi başarıyor. Ürkütücü ama bir o kadar da sürükleyici bir film olarak lanse edebileceğimiz Misery’nin yönetmenliğini Rob Reiner üstlenirken başrollerinde ise Kathy Bates ve James Caan yer almaktadır.

7 Funny Games (1997)

 Funny Games (1997)Usta yönetmen Michael Haneke imzası taşıyan Funny Games için, sinema tarihinin en sert ve rahatsız edici filmlerinden biri yakıştırmasını rahatlıkla yapabiliriz. Nitekim filmi izlerken, bir an olsun sakin bir an yaşamak yahut anlatının farklı yapısı karşısında büyülenmemek neredeyse imkânsız!

Filmin konusuna değinecek olursak, iki yakın arkadaş gözlerine kestirdikleri bir aileye öncesinde dost canlısı olarak yaklaşır. Ancak onların amacı tamamen sadistçedir ve bu aileye acı çektirmeyi istemektedirler.

Funny GameBu dakikadan itibaren tıkıldıkları evden, harikulade bir anlatı çıkarmayı başaran bu iki arkadaş,  izleyenin kabusuna girmesi muhtemel bir performansla arz-ı endam etmektedir. Nitekim her bir anıyla başyapıt olan ve Haneke’nin rahatsız edici üslubunu tüm dünyaya tanıtmasına vesile olan Funny Games, yalnızca tek mekan filmlerin değil aynı zamanda suç temasının da en özgün işlerinden biri olarak gösterilmektedir. 2007 yılında re-make’i de çekilen Funny Games, sinema tarihinin en muazzam başyapıtlarından biri olarak hatırlanmaktadır.

8 The Dinner Game (1998)

The Dinner Game (1998)Tek mekan anlatılarının unutulmaz komedilerinden biri olan Le Dinner De Cons ya da bilinen adıyla anmak gerekirse Salaklar Sofrası, bir tiyatro oyunun sinemaya uyarlamasıdır. Bir grup burjuva, her Çarşamba buluşmakta ve bu güne de Salaklar Günü adını vermektedir. Olay oldukça basit; hepsi yanında birer salak getirecek ve en salağı getiren ödüllendirilecektir.

Pierre Brochant ise aradığı salağı gökte ararken yerde bulur. Ancak bu noktada ufak bir sorun vardır; Francois Pignon adındaki bu salak, karşısındakinin başına bela açma konusunda da adeta bir uzmandır. Bu dakikadan itibaren Pignon’un dur durak bilmeyen tavırlarıyla baş etmek zorunda kalan Brochant’ın zor ve eğlenceli anlarını izleyenlerine aktaran film, anbean kahkaha attırmayı da başarmaktadır.

Tarihin en özel komedilerinden biri olan ve anlatısını sığdırdığı tek mekandan harikulade bir mizah çıkarmayı başaran Salaklar Sofrası, kendi içerisinde yer verdiği taşlama unsurları ile de hatırı sayılır bir övgüyü hak etmektedir. Her ne kadar teatral ilerlemesi hasebiyle eleştirilse de, Salaklar Sofrası için tarihin en iyi komedilerinden biri yakıştırmasını yapmak fazlasıyla mümkün.

9 Gemide (1998)

Gemide (1998)Serdar Akar önderliğinde kurulan Yeni Sinemacılar’ın ilk uzun metrajı olma özelliği taşıyan Gemide, aynı zamanda yakın dönem Türk sinemasının da en önemli örneklerinden biri. Dört gemi mürettebatının kafaları çektikleri günlerden bir gün Laleli’ye inmeleri, onarılması pek mümkün olmayan yaralar açacaktır. Nitekim burada bir hayat kadınını zorla alıkoyan ve onu gemide tutmak zorunda kalan bu dört mürettebat bu noktadan sonra kendi içinde de büyük bir anlaşmazlığın içine düşecektir.

GemideUyuşturucunun ve argonun revaçta olduğu, realist ve bir o kadar da özgün anlatısıyla izleyenlerini selamlayan Gemide, özellikle vurucu diyalogları ile hafızlarda yer etmektedir. Anlatısını, adıyla müsemma bir şekilde bir gemiye hapseden ve izleyenlerini bu geminin kaotik atmosferine ortak eden film, şüphesiz ki inandırıcılık dozajını yükseğe konumlandırmasıyla tadına doyulmaz bir seyirlik halini almaktadır. Serdar Akar’ın yönetmenliğini üstlendiği filmin başrollerinde ise Erkan Can, Haldun Boysan ve Naci Taşdöğen gibi isimler yer almaktadır.

10 Das Experiment (2001)

Das Experiment (2001)Alman sinemasının en önemli gerilimlerinden biri olan ve ilk dakikada takındığı karanlık atmosferini son ana kadar terk etmeyen Das Experiment, vurucu yapısıyla da dikkat çeken bir film. Filmin konusuna değinecek olursak, seçilen bir grup denek, 14 gün boyunca yapay bir hapishanede kalacaktır. Onların gardiyan ve suçlu diye ayrılması, en başta bu deneyi gayet masumane bir duruma yerleştirse de zamanla herkesin rolünü ciddiye alması onarılması pek de mümkün olmayan yaraların açılmasına neden olacaktır.

Das ExperimentBu dakikadan itibaren şiddetin revaçta olduğu bir anlatıyı huzurlarımıza getiren Das Experiment, rahatsız ediciliği fazlasıyla yüksek olan ve buna ek olarak “Şimdi ne olacak?” sorusunu her daim gündemde tutması ile keyifli bir seyirlik halini alıyor. Anlatısını tek mekana yığan ve kaotik atmosferini klostorofobik öğelerle süsleyen filmin yönetmenliğini Oliver Hirschbiegel üstlenirken, başrolde ise Almanya’nın popüler oyuncularından Moritz Bleibtreu yer almaktadır.

11 Panic Room (2002)

Panic Room (2002)Gerilim sinemasının usta ve duayen yönetmeni David Fincher‘ın imzasını taşıyan Panic Room, heyecan dozajı yüksek ve sürükleyici bir anlatıyı huzurlarımıza getirmektedir. Meg Altan, eşinden yeni boşanmış ve aldığı nafaka parasıyla kızıyla birlikte Manhattan’da gösterişli bir eve taşınmıştır. Bu evde yer alan bir oda ise, tehlike anında oraya sığınmaları için tasarlanmıştır. Bu oda deyim yerindeyse, onları her tehlikeden koruyacak bir kale edasıyla belirmektedir.

Ancak günün birinde Meg ile kızının bu odaya sığınmak zorunda olmaları, birbirinden ilginç ve heyecan sosu yüksek hadiseyi de beraberinde getirecektir. David Fincher’ın alıştığımız anlatım dilinden kesitleri huzurlarımıza getiren ve merak sosunu her daim diri tutmasıyla dikkat çeken Panic Room, aynı zamanda anlatısını sığdırdığı tek mekandan da harikulade bir şekilde beslenmeyi başarmaktadır.

Jodie Foster, Kristen Stewart, Forest Whitaker gibi tanınmış oyuncuların başrolleri paylaştığı film, karanlık atmosferde geçen tek mekan filmlerini sevenlerin kaçırmaması gereken türden bir iş olarak öne çıkmaktadır.

12 Dogville (2003)

Dogville (2003)Çektiği her filmle olay yaratma potansiyelini taşıyan usta ve özgün yönetmen Lars von Trier imzası taşıyan Dogville, bir kez daha yönetmenin farklı çalışan düşünce yapısından kesitleri huzurlarımıza getirmektedir. Grace, şehirde yaşadığı kötü günlerin ardından Dogville isimli küçük bir kasabaya sığınır. En başta her şey iyiye gitse de onun varlığı zamanla büyük problemler açılmasına neden olacaktır.

DogvilleTabii bu süre zarfı içerisinde anlatısını hayali birçok meta ile süsleyen Lars von Trier, izleyicisine daha önce karşılaşmadıkları türden bir anlatı vaat etmeyi başarıyor ve tek mekana sığdırdığı hikayesinden muazzam bir yabancılaşma alt metni armağan ediyor. Başrolünde güzeller güzeli Nicole Kidman’ın yer aldığı Dogville, özgünlüğü ve finale doğru yükselen vurucu atmosferi ile sinefillerin kaçırmaması gereken türden bir iş olarak belirmektedir.

13 Saw (2004)

Saw (2004)Tarihin en çok ses getiren korku filmlerinden biri olan Saw ya da herkesin bildiği adıyla anmak gerekirse Testere, sıra dışı bir seri katilin kurbanlarıyla oynadığı oyunu odak noktasına almaktadır. Dr. Lawrance Gordon ve Adam, gözlerini açtıklarında bir odanın içinde, kilitli bir şekilde durmaktadır. Onlarla oyun oynamak isteyen ve bu yolla yaşamak için neleri feda edebileceklerine şahitlik etmek isteyen bir seri katil ile baş başadırlar.

Saw sahneBu dakikadan itibaren gerilim dozajını konumlandırdığı noktadan bir an olsun düşürmeyen ve heyecanlı yapısını anbean katlayarak ilerlemeyi başaran Testere, vurucu diyalogları ve unutulmaz sekansları ile kült filmler sınıfına yerleşmeyi başarmıştır. Daha sonrasında bir seri halini alsa da, ilk filmin yakaladığı özgün yapıyı bir türlü tutturamayan Testere buna rağmen hali hazırda dahi saygı duyulan işlerin başında yer almaktadır.

Özellikle tek mekana sığdırdığı anlatımından muazzam bir hikaye servis etmeyi başaran ve klostrofobik ögeleri adeta başrol hüviyetine yerleştirmesiyle dikkat çeken Testere’nin yönetmenliğini James Wan üstlenirken, başrollerde ise Cary Elwes ve Leigh Whannell yer almaktadır.

14 The Terminal (2004)

The Terminal (2004)Steven Speilberg ve Tom Hanks’i bir araya getiren bir film olma özelliği taşıyan The Terminal, başından sonuna dek kahkaha vadeden ve özgün hikayesiyle fark yaratan bir yapım. Viktor Navorski, kendisi için oldukça özel bir hadiseyi neticeye kavuşturmak için Amerika’ya gelir. Ancak bu sırada ülkesi Krakozhia’da iç savaş çıkması nedeniyle vizesi geçersiz olur ve Amerika’ya kabul edilmez. Navorski bu nedenle ne ülkesine geri dönebiliyordur ne de Amerika’ya girebiliyordur.

O, havaalanında mahsur kalmıştır ve burada hayatını idame etmek zorundadır. İşin ilginci, Navorski tek kelime dahi İngilizce bilmemektedir! Bu dakikadan itibaren Navorski’nin hayatta kalmak için verdiği uğraşı odak noktasına alan The Terminal, bu sıra dışı adam vesilesiyle bir yandan güldürürken, bir yandan da kendisine has bir dramayı huzurlarımıza getirmeyi ihmal etmemektedir. Yakın dönemin en özgün komedilerinden biri olan ve Tom Hanks‘in performansıyla büyülediği bir film olan The Terminal, tüm anlatısını havaalanına hapsederek de vuruculuğunu güçlendirmeyi başarmaktadır.

15 Barda (2006)

Barda (2006)Serdar Akar’ın Gemide’den sonraki ikinci tek mekan filmi olma özelliği taşıyan Barda, başından sonuna dek takındığı rahatsız edici üslubu, argoyla süsleyen ve izleyenlerine rahat yüzü vermeyen bir iş olarak hatırlanmaktadır.

Hayatın henüz başında olan ve hayalleri ile geleceğe pozitif bakmayı bilen bir grup genç, müdavimi oldukları barda her zaman ki gibi bir gece geçirmektedir. Son biralarını içip, mekanı terk etmeye hazırlanırken Egzozcu Selim önderliğinde içeriye girenler ise onların hayatında ölene kadar unutmayacakları bir travmaya yol açacaktır. Bu dakikadan itibaren acımasızlığın kol gezdiği ve şiddetin her daim gün yüzünde olduğu bir anlatıyı izleyenlerine sunan Barda, izlemesi zor olan ancak bir o kadar da sürükleyiciliği yüksek bir anlatı olarak huzurlarımıza gelmektedir.

Milenyum sonrası ortaya çıkan en çarpıcı filmlerden biri olan Barda, yalnızca tek mekan yapımları içerisinde değil aynı zamanda yerli sinemanın da en spesifik işlerinden biri olarak belirmektedir. Serdar Akar’ın yönetmenliğinde karşımıza gelen ve insanın içini sızlatan hikayesiyle fark yaratan filmin başrollerinde ise Nejat İşler, Hakan Boyav, Erdal Beşikçioğlu, Serdar Orçin, Melis Birkan gibi isimler yer almaktadır.

16 The Man From Earth (2007)

The Man From Earth (2007)Hak ettiği övgüyü bir türlü alamayan ve tarihin en underrated filmlerinden biri olarak tanımlayabileceğimiz The Man From Earth, tam anlamıyla bir tek mekan başyapıtı olarak öne çıkıyor. John Oldman, üniversitede tarih profesörlüğünü görevini başarıyla yürüten bir akademisyendir. Günün birinde, beklenmedik bir şekilde işini bırakması ve bulunduğu yerden taşınacak olması, arkadaşlarının meraklı bakışlarını üzerine çeker.

The Man From EarthOnun taşınmaya hazırlandığı gün, evlerine misafir olan akademisyen arkadaşları ile girdiği sohbet ise, birbiri ardına gelişecek gizemli hadiseleri beraberinde getirecektir. John, yaklaşık 14.000 yıldır yaşayan ve asla yaşlanmayan bir insan olduğunu hatta bunun da ilerisine geçerek tarihi etkileyen birçok önemli figürün kendisi olduğunu iddia etmektedir. En başta John‘a deli muamelesi yapan arkadaşları, onun öne sunduğu argümanlar karşısında şoke olacaktır.

Bu dakikadan itibaren izleyenlerini büyük bir sorgulama sürecine iten ve tüm dünyevi hadiselerin büyük bir yalandan ibaret olabileceğini düşündüren The Man From Earth 85 dakika gibi kısa sayılabilecek bir süresinde, bir saniye olsun sıkmıyor ve vurucu diyalogları ile izleyenlerinin aklına mıh gibi yerleşmeyi başarıyor. Richard Schenkman’ın yönetmenliğini üstlendiği  David Lee Smith, Tony Todd, John Billingsley başrolleri paylaştığı film, tek mekan anlatılarını sevenlerin baş ucu filmi yapmaları gereken türde bir iş olarak öne çıkıyor.

17 Hunger (2008)

Hunger (2008)Rahatsız edici sekansları ile adından söz ettiren ve izlemesi hayli zor olan filmlerden olan Hunger, yakın dönemde karşımıza çıkan en gerçekçi filmlerden biri. Bobby Sands İrlandalı bir cumhuriyetçidir. Siyasi görüşü ile hapse atılması, onun açlık grevi yapmasına neden olur. Bu dakikadan itibaren gardiyanların, mahkumlara yaptığı işkenceleri olanca realitesi ile karşımıza getiren Hunger, bir yandan Bobby Sands‘in geçirdiği sancılı süreci ele alırken, öbür yandan ise dönemin politik atmosferini ve kaotik yapısını tüm çıplaklığı ile izleyenlerine aktarmaktadır.

Anlatısını bir hapishaneye odaklayan ve buradan fazlasıyla rahatsız eden bir anlatı çıkaran Hunger, özellikle tekniği ve diyalogsuz yapısıyla dikkatleri üzerine çeken bir film. Steve McQueen imzalı filmin başrolünde Michael Fassbander yer alırken, oyuncunun karakteri anbean yaşayan tavrı Hunger’ı yücelten yegane hususlardan biri olarak öne çıkmaktadır.

18 Moon (2009)

Moon (2009)Bir bilim-kurgu olarak başlayan ancak sonrasında anlatısını şizofrenik detaylarla süsleyen Moon, sürprize açık yapısı ve tek mekana sığdırdığı klostrofobik anlatısıyla fark yaratan bir iş olarak öne çıkmaktadır.

Sam Belly, uzun süredir görevde olan bir astronottur. O, görevin sonuna yaklaşsa da zamanla yalnızlığını sorgulamaya başlamıştır. Bu dakikadan itibaren yalnız olduğunu bildiği gemide başkalarını görmesi ve gördüğü kişilerin de kendisinin klonu olması Sam’i içinden çıkılması zor bir bulmacanın içine bırakacaktır. Acaba o deliriyor mudur?

 MoonBu dakikadan itibaren anlatısını bu soru üzerine kuran ve sürprizli yapısıyla izleyenlerine oldukça özgün bir anlatı armağan etmeyi başaran Moon, sade bir bilim-kurgunun ötesine geçiyor ve soru işaretleri ile örülü yapısını ilgi çekici bir hale büründürmeyi başarıyor. Sam Rockwell‘in başrolünde yer aldığı ve deyim yerindeyse tek kişilik bir resital sunduğu Moon, alanının da en iyilerinden biri olarak anılmaktadır. Duncan Jones‘un yönetmenliğini üstlendiği bu gizemli bilim-kurgu, tek mekan filmleri kadar bilim-kurgu anlatılarını sevenlerin de kaçırmaması gereken türden bir iş olarak öne çıkıyor.

19 Celda 211 (2009)

Celda 211 (2009)İspanyol suç sinemasının dünyaya armağan ettiği en güzide anlatılardan biri olan Celda 211, merkezine aldığı hapishaneden çıkardığı vurucu anlatımıyla dikkatleri üzerine çeken bir iş. Juan, gardiyan olarak işe başlamak üzeredir. Bunun için çalışacağı yere bir gün önceden giderek, arkadaşlarıyla tanışmak ve hapishaneyi görmek ister. Hapishaneyi gezdikleri süre içerisinde tavandan düşen bir parçayla yaralanan Juan, 211 numaralı hücreye götürülür.

Bu sırada hapishanede ayaklanma çıkması, olayları bambaşka bir boyuta taşır. Artık Juan, gardiyan kimliğini herkesten gizlemek ve mahkum rolü oynamak zorundadır. Bu dakikadan itibaren Juan’ın ayaklanmanın başı ürkütücü Malamadre ile yakınlaşmasına parantez açan film, bir yandan da o küçücük hapishaneden çıkardığı kocaman anlatıyla takdir toplamayı başarmaktadır. İspanyol sinemasının son yıllarda çıkardığı en leziz filmlerden biri olan Celda 211 ilk dakikasından itibaren takındığı sert üslubu son dakikasına kadar terk etmiyor ve ekran başına geçenlere oldukça özel bir film armağan etmeyi başarıyor.

20 127 Hours (2010)

 127 Hours (2010)Gerçek bir hayat hikayesinden esinlenilerek sinemaya uyarlanan 127 Hours, eğlenceli başlayan ve maceraperest bir şekilde ilerleyen anlatısını zamanla bir kabusa çeviriyor ve izleyenlerine merak sosu yüksek bir anlatı sunmayı başarıyor.

Aron Ralston, başına buyruk ve fazlasıyla neşeli bir dağcıdır. Günün birinde kimseye haber vermeden çıktığı yolculuğu, her zaman ki gibi sıradan ve adrenalin seviyesi yüksek bir şekilde başlamıştır. Ancak bu sefer ters giden bir olay sonucu Aron‘un kolu bir kayaya sıkışmıştır ve onu oradan kurtaracak kimse yoktur. Bu dakikadan itibaren bu sıra dışı dağcının kendisiyle baş başa kalma hikayesine tanıklık ettiren ve Aron’un her şeye rağmen yaşam enerjisinden zerre ödün vermeyişini merkezine alan 127 Hours, bir hayatta kalma mücadelesi olarak huzurlarımıza gelmektedir.

Özellikle Aron’a hayat veren James Franco’nun nevi şahsına münhasır oyunculuğu ile hafızlara kazınan film, küçücük bir alandan çıkardığı özgün ve bir o kadar da anlamlı hikayesiyle dikkat çekmeyi başarıyor. Trainspotting’in de yönetmeni olarak hatırladığımız Danny Boyle‘un imzasını taşıyan 127 Hours, en az hikayesi kadar biçimiyle de fark yaratmaktadır.

21 Nar (2011)

Nar (2011)Sinemamızın usta kalemlerinden Ümit Ünal‘ın yönetmenliğini yaptığı Nar, ürkütücü ve bir o kadar da merak uyandırıcı bir anlatıyı huzurlarımıza getirmektedir. Farklı dünya görüşlerine sahip birtakım insanın aynı ev içerisinde yarım güne yayılan süre zarfı içerisindeki hesaplaşmalarını gün yüzüne çıkaran Nar, etkileyici diyalogları ve çarpıcı üslubuyla seyir zevkini doruk noktasına çıkaran bir film.

Özellikle başrolünde yer alan Serra Yılmaz ve Erdem Akakçe‘nin üstün oyunculukları ile hafızlarda yer eden Nar, burjuvaziden muhafazakar kesime kadar getirdiği özgün eleştiri ve bunu kapalı kapılar ardında yapmasıyla fark yaratan bir iş. Sinemamızdaki en özel tek mekan filmlerinden biri olan Nar’da Ümit Ünal’ın üstün gözlem yeteneğine tanıklık etmek mümkün.

22 Carnage (2011)

Carnage (2011)Komedi-drama türünde karşımıza gelen Carnage, büyümekte güçlük çeken ve yer yer çocuklaşan dört yetişkinin çözülmesini merkezine alır. 11 yaşlarındaki iki çocuğun kavga etmesi üzerine, olayı neticelendirmek için ebeveynleri bir evde toplanır. İlk olarak oldukça medeni ve saygı çerçevesinde başlayan bu buluşmada, zamanla egoların gün yüzüne çıkması neticesinde bambaşka bir boyuta taşınır.

Bu dakikadan itibaren bir yandan güldürürken öbür yandan da fazlasıyla düşünmeye sevk eden anlatısıyla fark yaratan Carnage, orta-üst sınıfa getirdiği özgün eleştiri ile de dikkat çekmeyi başarmaktadır. Jodie Foster, Kate Winslet, Christoph Waltz ve John C. Reilly  gibi usta oyuncuları bünyesinde barındıran ve Venedik Film Festivali’nden kazandığı Altın Ayı ödülü ile dikkat çeken film, tek mekan komedilerinin de en özel örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

23 Le Prenom (2012)

Le Prenom (2012)Fransız sinemasının farklı ve bir o kadar da eğlenceli tek mekan filmlerinden olan Le Prenom, aynı zamanda yaptığı siyasi taşlamalarla da dikkat çeken oldukça neşeli bir film. Vincent, kardeşinin evinde düzenlenen akşam yemeğinde ailesi ve dostlarıyla bir araya gelir. Gecenin konularından biri de, Vincent’in doğacak çocuğuna koyacağı isimdir. Ancak Vincent’in ismi açıklaması, ardı arkası kesilmeyen tartışmaları ve siyasi sürtüşmeleri de beraberinde getirir.

Bu dakikadan itibaren oldukça masumane başlayan akşam yemeğinin çığırından çıkmasına tanıklık ettiren film, bir yandan da siyasi göndermeleriyle tadına doyulmaz bir taşlamayı huzurlarımıza getirmektedir. Özellikle politik mizahi sevenlerin kaçırmaması gereken türden bir iş olan Le Prenom, basit gibi görünen olayların ne denli büyük çıkmaza sürükleyebileceği konusunda da güzel bir örnek oluşturmaktadır. Bir tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanan Le Prenom, başarılı diyalogları ve ikili ilişkilere getirdiği farklı bakış açısı ile izlenmeyi fazlasıyla hak eden bir iş olarak öne çıkmaktadır.

24 Perfetti Sconosciuti (2016)

Perfetti Sconosciuti (2016)Geçtiğimiz yılın dikkat çeken filmlerinden biri olan Perfetti Sconosciuti, İtalyan sinemasının tüm sıcaklığını yansıtmasının yanı sıra, modernizme getirdiği yerinde eleştiriyle de seyir zevkini iki katına çıkarmayı başarıyor.

Akşam yemeği için toplanan bir grup arkadaş, masumane başlayan bu yemeği daha da hareketlendirmek adına bir oyun oynamaya karar verirler. Oyuna göre, herkes cep telefonlarını masanın üzerine koyacak; gelen mesajları sesli okuyacak, aramaları ise hoparlör üzerinden yapacaktır. Bir başka deyişle çağımızın kara kutusu olan telefonun gizliliğini rafa kaldıracaklardır. Başta oldukça ilgi çeken ve adrenalin seviyesini yükselten bu oyun, zamanla karakterlerin büyük sırlarının ortaya çıkmasına ve birbirleri arasında büyük kırılmaların yaşanmasına neden olacaktır.

 Perfetti SconosciutiHer bir anıyla teknolojinin insanoğlunu ne denli ele geçirdiğini açık bir şekilde resmeden ve getirdiği burjuvazi eleştirisiyle de izlenmeyi fazlasıyla hak eden film, bir yemek masasından çıkardığı muazzam anlatısıyla dikkat çeken bir iş olarak beliriyor. Yakın zamanda Serra Yılmaz‘ın yönetmenliğinde ülkemizde de bir versiyonu çekilecek olan Perfetti Sconosciuti herkesin izlemesi ve gerekli çıkarımları yapması gereken harikulade bir taşlama olarak belirmektedir.

25 7 Anos (2017)

 7 Anos (2017)Son yıllarda ürettiği özgün içeriklerle dikkatleri üzerine çeken Netflix’in, İspanya’da çektiği filmlerden biri olan 7 Anos, İspanyol gerilimini anbean hissettiren bununla da yetinmeyerek insanoğlunun ne denli canavara dönüşebileceğini açık bir şekilde resmeden bir film olma özelliği taşıyor. Dört ortak olan Marcel, Vero, Luis ve Carlos mali olarak yaptıkları bir hatanın pahalıya patlayacağı haberini aldıktan sonra bir araya gelirler.

Onların ödeyeceği bedel ise, aralarından birinin 7 yıl boyunca hapis yatmasıdır. Bu dakikadan itibaren bu dört ortağın, kimin hapse gideceğini belirlemek adına giriştiği amansız tartışma sürecini huzurlarımıza getiren 7 Anos, bir yandan tek mekana sığdırdığı anlatısıyla izleyenlerini büyülerken, diğer yandan da zorda kalınca insanların ne denli çirkinleşebileceğinin açık bir göstergesini huzurlarımıza getirmektedir. Netflix‘in kıyıda kalmış en önemli örneklerinden biri olan 7 Anos, tek mekan anlatılarından haz alanların büyük bir keyifli izleyeceği film olarak öne çıkmaktadır.

Paratic Piyasalar


Yorumları Görmek İçin Tıklayın