NBA Tarihinin Gelmiş Geçmiş En İyi “Big 3″leri


 

NBA... Dünyanın bir numaralı basketbol organizasyonu. Birçok starın yer aldığı bu ligde bazı takımlar var ki, adeta yıldızlar topluluğunun sözlük karşılığı hüviyetinde. Pekala, özellikle son yıllarda artan ve 3 süperstarın bir araya gelmesiyle oluşan "Big 3"lere hep birlikte göz atmaya ne dersiniz?

Malumunuz, NBA para dolanım hızının en fazla olduğu liglerin başında geliyor. Takımlar her yıl onlarca sporcuya yüklü kontratlar önerip, sonrasında ise onlardan maksimum verim almayı umut ediyor. Ancak NBA’de, diğer branşlara ya da liglere oranlara sistemin biraz daha farklı işlediğini söylemekte yarar var.

Ücret tavanı ya da bilinen adıyla söylemek gerekirse Salary Cap; NBA’deki herhangi bir kulübün, takımda yer alan tüm oyunculara yıl boyunca ödeyeceği toplam maaşın limitini belirlemektedir. An itibariyle içinde bulunduğumuz 2016-2017 sezonunda, herhangi bir NBA takımı, bünyesinde yer alan oyuncuların toplamına, yıl içerisinde en fazla 92 milyon dolarlık kontrat önerebiliyor. Bu da NBA’deki her takımın maddi olarak eşit şartlarda lige başlamasına olanak sağlıyor. Burada takımsal başarıyı sağlayacak olan etmen ise, sezon başında kurulan kadronun ne denli doğru bir mühendisliğin eseri olup olmamasında gizli.

Pekâlâ, ücret tavanı takımlara böylesine sınırlar koyarken, “Big 3” olarak adlandırılan ve maksimum maaşlara imzasını atan 3 süperstarın bir araya gelmesiyle oluşturulan takımlar nasıl meydana geliyor? Burada da kulüplerin imdadına, minimum kontratlar yetişiyor. Özellikle yaşını başını almış ve “veteran” olarak adlandırdığımız oyuncu topluluğunun bahsi geçen minimum kontratların müdavimi olması, kulüplerin “Big 3”leri oluştururken en büyük yardımcısı oluyor.

İşin iktisadi boyutuna bir parça göz attıktan sonra, dilerseniz basketbola geri dönelim ve spektaküler oyuncularla oluşturulmuş, heyecan verici “Big 3”lere birlikte göz atalım. Nitekim üç süperstarın bir araya gelme süreçlerinin çoğu zaman hiç de masumane bir şekilde gerçekleşmediği bilinmektedir. Keza LeBron James’in Miami Heat’e geçmek adına yaptıkları hala hafızlarımızda güncelliğini koruyor. Tabii tüm kulüpleri de zan altında bırakmak olmaz. Çünkü bu süreçte bazı takımlar da kendi “Big 3”lerini içlerinden çıkarmayı bildi ve taraflı tarafsız herkesin takdirini topladı. Ancak bahsettiğimiz “Big 3”ler nasıl oluşursa oluşsun, hepsinin tek bir ortak özelliği oldu; o da göze hitap eden basketbol ile takımlarını başarıdan başarıya koşturmak. Madem durum bu kadar heyecan vadediyor, o halde gelin tarihin en iyi “Big 3”lerini hep birlikte hatırlayalım. Karşınızda NBA’in gelmiş geçmiş en iyi trioları…

10 Jason Kidd – Vince Carter – Richard Jefferson (New Jersey Nets)

Jason Kidd - Vince Carter - Richard Jefferson (New Jersey Nets)

Jason Kidd, takımı New Jersey Nets’i 2002 ve 2003 yıllarında finale taşımış, ancak ilk yıl Los Angeles Lakers’a, ikinci yıl da San Antonio Spurs’e yenilmekten kurtulamamıştı. Jason Kidd-Richard Jefferson ve Kenyon Martin’in başı çektiği “üçlü” ile hedefe emin adımlarla giden Nets, 2004’ün sonlarına doğru ise tüm NBA’i etkileyecek spektaküler bir transferin altına imzasını attı. Sakatlıklarla boğuşan ama eski günlerine dönmek için çaba sarf eden “Vinsanity” Kanada’dan ayrılıp, New Jersey’nin yolunu tutuyordu. Nitekim Vince Carter’ın Jason Kidd ve Richard Jefferson ile takım arkadaşı olması, New Jersey Nets’i adeta modern bir havayolu şirketine dönüştürüyordu.

Jason Kidd’in tüm yeteneğini sergilercesine verdiği paslar, Jefferson ve Carter tarafından geri çevrilmiyor ve kalitelerine yaraşır şekilde smaç olarak geri dönüyordu. Ancak New Jersey Nets’in oluşturduğu yeni “Big 3” maalesef ki göze hitap eden basketbolunu, sonuca götüremeyerek, çok da vakit geçmeden dağılmıştı. Takımın lideri Jason Kidd ise çok istediği, çok beklediği şampiyonluk yüzüğüne ancak 2011 yılında, ilk göz ağrısı Dallas Mavericks forması altında ulaşacaktı.

İlginizi Çekebilir: Takım Değerlerine Göre En Zengin 15 NBA Takımı

9 Steve Nash – Shawn Marion – Amar’e Stoudemire (Phoenix Suns)

Steve Nash – Shawn Marion – Amar'e Stoudemire (Phoenix Suns)

Tarihler 2004’ü gösterdiğine, NBA’in o dönem ki yönünü değiştirecek, hatta ve hatta hücum anlayışına bambaşka boyut getirecek bir transfer gerçekleşiyordu. Evet, Steve Nash için, NBA’e adım attığı takım olan Phoenix Suns’a geri dönme vaktiydi! Bir önceki sezon yalnızca 29 galibiyet alabilen Phoenix Suns, 2004-2005 sezonunda ligi domine ediyor, Steve Nash ise liderlik ettiği takımın her bir oyuncusuna adeta kademe atlattırıyordu. Tabii bu noktada onun en büyük yardımcıları ise “The Matrix” lakaplı Shawn Marion ve pota altında adeta sert bir kaya gibi arzı endam eden Amar’e Stoudemire oluyordu. Bu nevi şahsına münhasır “Big 3”, Mike D’antoni’nin koçluğunda bir an olsun yerinde durmuyor, hızlı hücumu adeta bir silah gibi kullanıyordu. Steve Nash ise ilk sezonunda takımın galibiyet oranını 62-20 yapmak ile yetinmiyor bir de normal sezon MVP’liğini cebine koyuyordu.

Her ne kadar Phoenix Suns 2000’li yıların ortasına damga vuran bir takım olsa da, bırakın NBA şampiyonluğunu finale dahi yükselmeyi başaramayarak erken dağılan “Big 3”ler kervanında yerini alıyordu. Steve Nash önderliğinde kurulan bu “Big 3” somut bir başarının altına imzasını atamasa da hızlı hücuma getirdiği yeni solukla hala hafızalarımızda yer almayı sürdürmektedir.

8 Kevin Durant – Russell Westbrook – James Harden (Oklahoma City Thunder)

Kevin Durant – Russell Westbrook – James Harden (Oklahoma City Thunder)

2007 yılında Kevin Durant’in Seattle Supersonics tarafından seçilmesi, aslında bir yapılanmanın değişen kaderinin de habercisiydi. Nitekim 2008 yazında Supersonics radikal bir kararla takımı Oklahoma’ya taşımış, kulüp renginden ismine kadar da her şeyi baştan aşağı değiştirme kararı almıştı. Tam da bu sıralarda Russell Westbrook, 4.sıradan takıma draft edilmiş ve Oklahoma City Thunder bir anda ligin en genç ve heyecan verici takımlarından birine evirilmişti. 2009 senesine geldiğimizde ise takımın son ve belki de en önemli parçalarından olan “Bay Sakal” James Harden, bir başka draft seçiminden sonra takıma katılmış ve bu gencecik “Big 3”nin ayak seslerinin iyiden iyiye duyulmasına olanak sağlamıştır.

Tavsiye Ederiz: En Çok Kazanç Sağlayan NBA Beşlisi

Esasen bu üç oyuncunun 2017 itibariyle aynı takımda olduğunu düşünmek dahi tüyleri diken diken etmeye yetiyor. Çünkü onların bir arada olduğu yıllar henüz daha “çaylak” yılları olduğundan mütevelli, Oklahoma hep heyecan uyandıran ancak bir türlü onun ötesine geçemeyen bir takım olarak kalmıştır. Nitekim şimdilerin en büyük süperstarlarından olan James Harden’ın 2012 yılında Houston Rockets’a takasıyla birlikte, Oklahoma’nın “Big 3”si de tarih sayfalarındaki yerini alıyordu. Yine de bir dönem Durant, Westbrook ve Harden’ın aynı takımda olduğunu hatırlama düşüncesi dahi her basketbolseveri heyecanlandırmaya fazlasıyla yetmektedir.

7 LeBron James – Kyle Irving –Kevin Love (Cleveland Cavaliers)

LeBron James – Kyle Irving –Kevin Love (Cleveland Cavaliers)

2010 yazında, LeBron James herkesi şaşırtan bir hamleyle, doğduğu büyüdüğü Ohio’dan ayrılıp Miami Heat’in yolunu tutuyordu. Onun için her şey güllük gülistanlık olabilirdi ama geride bıraktığı Cleveland Cavaliers ise adeta bitap düşmüş durumdaydı. Onları bu çaresizlik durumundan kurtaracak isim ise 2011 draftının 1 numarası Kyle Irving olacaktı. Her ne kadar Irving, LeBron sonrası Cleveland’a sınıf atlatamasa da, şehrin kaybettiği umutlarının tekrardan yeşermesine ön ayak oluyordu. Tarihler 2014’ü gösterdiğinde ise Cavailers’ın uzatmalı eski sevgilisi LeBron James takıma geri dönme kararı alıyordu.

İlginizi Çekebilir: Tüm Zamanların En Zengin 10 NBA Yıldızı

Tabii, LeBron ve Irving’in yanına sağlam bir parça daha eklemek isteyen Cavailers yönetimi, elini çabuk tutarak Minnesota’nın All-Star uzunu Kevin Love’ı takıma katıyor ve yeni oluşacak “Big 3”nin de müjdesini veriyordu. Nitekim LeBron-Irving ve Love’ın önderliğinde ilerleyen Cavailers beklentileri fazlasıyla karşılıyor ve 2016 yılında Golden State Warriors’u finalde devirerek şampiyonluğa uzanıyordu. Bu da taraflı tarafsız herkesin Cavailers’ın “Big 3”sine saygı duymasına olanak sağlıyordu. LeBron’un Ohio’ya getirdiği şampiyonluk hiç şüphe yok ki, bir tek adam başarısından ziyade, doğru organize olmuş ve birbirini tamamlayan 3 adamın omuzlarından yeşeren bir başarı öyküsü olarak tarih sayfalarındaki yerini almıştır.

6 Stephen Curry – Klay Thomspon – Draymond Green (Golden State Warriors)

Stephen Curry – Klay Thomspon – Draymond Green (Golden State Warriors)

Listenin en “şutör” üçlüsüyle buluşmaya hazır mısınız? Basketbolun tüm dünyada en baştan sorgulanmasa neden olan, hızlı hücum kavramına bambaşka bir boyut getiren Golden State’in “Big 3”si; Stephen Curry’nin başı çektiği, ancak Klay Thompson ve Draymond Green’in de ondan rol çalmayı başardığı bir yapılanma olarak arzı endam ediyor. Modern “Big 3”si ile ilk olarak 2015 yılında Golden State şehrinin mahpus kaderini değiştirerek şampiyonluğu kazanan Warriors için, 2016 yılından beklentiler ise bir hayli fazlaydı. Onlar da artan bu beklentiyi boşa çıkarmayarak 2016 yılının normal sezonunu 73 galibiyet 9 mağlubiyetle bitiriyor ve Chicago Bulls’a ait olan 72-10’luk rekoru kırarak her bir maçı ayrı ayrı domine ediyordu.

Tabii Golden State Warriors içinse 2016 Play-Off’ları hiç de beklediği gibi gitmedi. Özellikle finalde LeBron’lu Cleavlend’a kaybetmeleri, onları bu sezon başında radikal hamleler yapmayı itti. Özellikle son yılların en çok ses getiren transferlerinden birine imza atarak Kevin Durant’i kadrosuna katan Warriors, belki ilerleyen yıllarda adından daha çok söz ettirmeyi başaracaktır ancak “orijinal” üçlüsü Curry-Thompson ve Green’in damakta bıraktığı lezzetin de yeri hep ayrı olarak kalmaya devam edecektir.

5 Larry Bird – Kevin McHale – Robert Parish (Boston Celtics)

Larry Bird - Kevin McHale - Robert Parish (Boston Celtics)

NBA tarihinin gelmiş geçmiş en büyük rekabeti ne diye sorsak, hiç şüphe yok ki alacağımız en popüler cevap Boston Celtics-Los Angeles Lakers olacaktır. Nitekim bu iki takım, 80’li yıllarda yine amansız bir mücadelenin içindeydi. Bir tarafta Magic Johnson’lı, Kareem Abdul Jabbar’lı Lakers, diğer tarafta ise ilk “Big 3” olarak adlandırabileceğimiz, Larry Bird-Kevin McHale ve Robert Parish’in başı çektiği Boston Celtics. Tabii, yiğidi öldürelim hakkını verelim.

Her ne kadar Boston Celtics’in birbirini tamamlayan oyunculardan kurduğu “Big 3” konumuzun başlığı olsa da, Lakers’ın 80’li yılları tek başına domine ettiğini de söylemekte yarar var. Onların karşısında durabilen yegâne takım ise Larry Bird önderliğindeki Boston Celtics oluyordu. 80’li yıllarda 5 şampiyonluk kazanan Lakers’a karşı, 3 şampiyonluk ile cevap veren Boston’ın “Big 3”si ise; Larry Bird önderliğinde ilerlerlerken, Robert Parish’in pota altındaki gücüyle ve Kevin McHale’in saha içindeki yüzdesiyle tarihin en retro triosu olarak hatırlanmaya devam edecektir.

4 LeBron James – Dwyane Wade – Chris Bosh (Miami Heat)

LeBron James – Dwyane Wade – Chris Bosh (Miami Heat)

Dilerseniz, ilk olarak 2003 senesine doğru bir yolculuğa çıkalım. Çünkü o sene tarihin en merakla beklenen draftlarından biri gerçekleşiyordu. Henüz daha lisede olmasına karşın, her maçı ilgi ile takip edilen ve geleceğin en büyük süperstarlarından biri olarak lanse edilen LeBron James’in birinci sıradan seçilmesi, tüm otoritelerin beklentisiydi. Ancak 2003 draftını özel yapan ve konuşulur kılan yalnızca LeBron değildi. Onun arkasından gelen Carmelo Anthony, Dwyane Wade, Chris Bosh ve hatta Sırp uzun Darko Milicic gibi isimlerle yarattığı beklentiydi. Basketbol dünyasına kazandırdığı yıldızlarla bilinen 2003 draftı, Kobe Bryant, Allen Iverson ve Steve Nash’in lige katıldığı ‘96 draftıyla birlikte tarihin en iyi seçimlerinden biri olarak lanse edilir.

Buna da Bakın: Dünyanın En Pahalı Air Jordanları

2011 senesine geldiğimizde ise, 2003 draftının ilk 5’inde yer alan 3 ismin aynı takımda yer alacağı haberi servis ediliyordu. Çoktan süperstar seviyesinde seyretmeye başlamış olan LeBron, şampiyonluk yüzüğünü parmağına geçirmek adına Dwyane Wade’in yanına, Miami’ye gidiyordu. Tabii ona eşlik eden isimlerden biri de Toronto Raptors’ın uzunu Chris Bosh’tı. Bu üç isimin bir araya gelmesi bile heyecan verici bir durumken, 4 sene boyunca ortaya koydukları basketbol ve ligi adeta tek başlarına domine edişleri hala hafızlarda güncelliğini korumaktadır. Evet, belki LeBron’un Miami Heat’e gidişi, birçok etik problemi de beraberinde getirmiştir ancak oynanan basketbolun üst düzey seviyesi, tüm sorunların unutulmasına ve bu oyuna daha fazla âşık olunmasına da olanak sağlamıştır.

3 Kevin Garnett – Paul Pierce – Ray Allen (Boston Celtics)

Kevin Garnett – Paul Pierce – Ray Allen (Boston Celtics)

Bir dönemin efsanesi Boston Celtics, 80’lerdeki görüntüsünden oldukça uzakta, Paul Pierce önderliğinde ancak Play-Off kovalayan bir takım hüviyetindeydi. Ancak 2007 yazındaki transfer hamleleri, Boston’ı eski günlerine ışınlayacak ve adeta ligde tek başına hüküm sürmesine olanak sağlayacaktı. Ligin o dönemki en iyi dört numaralarından olan Kevin Garnett ve tarihin en keskin şutörlerinden Ray Allen, Boston Celtics’in yolunu tutarken, esasen ligin değişecek kaderinin de ipuçlarını bize veriyordu.

Nitekim bu yeni ve başarıya aç “Big 3” kurulduğu ilk yıl, ezeli rakibi Los Angeles Lakers’ı finalde 4-2 ile geçerek şampiyonluk yüzüğünü parmağına geçiriyordu. Sonraki yıllarda kendini finale taşıyacak adımları atsa da başka bir şampiyonluk kazanamayan Garnett’li “Big 3” muadillerine oranla daha az başarı kazanmış olsa da, oyuncuların düzgün karakterleri ve yarattıkları sempatiyle her daim en sevilen “Big 3”lerden biri olarak hatırlanmaya devam edecektir.

2 Tim Duncan – Tony Parker –Manu Ginobili (San Antonio Spurs)

Tim Duncan – Tony Parker –Manu Ginobili (San Antonio Spurs)

İstikrar, ciddiyet, azim, takım ruhu ve daha niceleri. Hepsi Tim Duncan’ın önderliğindeki San Antonio Spurs “Big 3”si için söylenebilir. Dile kolay, 19 yılda tam tamına 5 şampiyonluk. Bunların ilki 1999 senesinde, ikiz kuleler olarak adlandırılan David Robinson-Tim Duncan ikilisiyle gelirken, diğer 4 şampiyonluk farklı zaman dilimlerinde, Tim Duncan-Tony Parker ve Manu Ginobili’nin başı çektiği “Big 3” tarafından kazanılmıştır. Buradaki farklı zaman dilimleri ibaresi önemli.Çünkü, takım ruhunu her daim koruyan ve uzun yıllara yayılan bir hanedanlığın en büyük örneğidir San Antonio Spurs.

Gregg Popovich’in koçluğunda, yıllardır çizgisini bozmayan, her daim zirvenin müdavimi olmayı başaran Spurs’u bu denli ilgi çekici yapan bir detay varsa, o da hiç şüphe yok ki içinde barındırdığı efsanevi “Big 3”dir. 2016 yazı itibariyle Tim Duncan’ın basketbolu bıraktığını anımsandıkça, Tony Parker ve Manu Ginobili’nin Teksas topraklarında yalnız kaldığını düşünmeden edemiyor insan. Taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanan ve her birini ayrı birer efsane olarak konumlandırmamıza olanak sağlayan San Antonio’nun dillere destan triosu; yıllar da geçse, asırlar da arşınlasa her zaman için istikrar abidesi olarak hatırlanmaya devam edecektir.

1 Michael Jordan – Scottie Pippen – Dennis Rodman (Chicago Bulls)

Michael Jordan-Scottie Pippen-Dennis Rodman (Chicago Bulls)

Sıra geldi listemizin zirvesine, en meşhur “Big 3”sine… Malumunuz 1984 yılında nam-ı değer Majesteleri Michael Jordan’ın Chicago Bulls’a katılması, tarihin akışını değiştiren bir hadisedir. O döneme kadar elle tutulur pek başarısı olmayan Chicago Bulls için artık tarihin en iyi oyuncusuyla, en büyük takımı olma vakti gelmiştir. İlk olarak 91-92-93 senelerinde 3 şampiyonluk kazanan Bulls, Jordan’ın erken emeklilik kararıyla bir anda bocalama dönemine girmiştir. Ne var ki Majestelerinin ayrılığının uzun sürmemesi ve basketbola geri dönmesi, Bulls efsanesinin tekrardan şahlanmasına sebebiyet verecekti. Tabii bu sefer Jordan-Pippen ikilisinin üzerine eklenen Dennis Rodman halkasıyla da Bulls gücüne güç katacaktı.

İlginizi Çekebilir: Michael Jordan’ın Servet Değerindeki Ayakkabıları

Malumunuz, Dennis Rodman oldukça nevi şahsına münhasır bir karakter. Renkli kişiliğiyle sadece basketbol sahalarında değil, gündelik hayatta da kitleleri peşinden sürükleme kabiliyetine sahip birisi. Onun Bulls organizasyonuna katılması, hem Jordan-Pippen ikilisinin popülerliğine popülerlik katmış hem de şampiyonluğa giden yolda onların büyük yardımcısı olmasına olanak sağlamıştı. Nitekim Jordan-Pippen-Rodman üçlüsü ile ligi bir kez daha domine eden Bulls, 96-97-98 yıllarında üst üste kazandığı 3 şampiyonlukla hegemonyasını da taçlandırmıştır. Jordan’ın basketbol bırakmasıyla birlikte dağılan “Big 3” ise hala gönüllerimizin en derinliklerinde varlığını sürdürmektedir.

Bonus: Gelecek Vadeden “Big 3” : Karl-Anthony Towns – Zach LaVine – Andrew Wiggins (Minnesota Timberwolves)

Karl-Anthony Towns - Zach LaVine - Andrew Wiggins (Minnesota Timberwolves)

Henüz elle tutulur bir başarısı olmamasına rağmen; yeteneği ve atletizmiyle Minnesota Timberwolves’ın yeni nesil “Big 3”si tüm basketbolseverlerde büyük bir heyecan yaratmakta. Her biri 1995 doğumlu olan ve büyük bir potansiyeli bünyelerinde barındıran Karl-Anthony Towns – Zach LaVine – Andrew Wiggins üçlüsü, ilerleyen yıllarda bizlere ne getirir bilinmez ama şimdiden beklenti çıtasını arşa koydukları aşikâr.




Yorumları Görmek İçin Tıklayın

Diğer yorumlar ( 0 )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir