Paylaşım

Mendilleri Hazırlayın: Yeşilçam’ın En Çok Ağlatan 13 Türk Filmi


 

Ağlatan Türk filmleri; izleyenlerini hep bir ağızdan ağlatan, mendil israfına neden olan yapıtlardır. Onlar yeri geldi amansız bir hastalığa tutuldu, yeri geldiğinde ise çocuğunun arkasından göz yaşlarını tutamadı. Ama her ne olursa olsun, bizlere her zaman duygu seli yaşatmayı başardı. İşte en duygusal ve en acıklı Türk filmleri karşınızda...

Ağlatan Türk filmleri, hakkında ne düşünüyorsunuz? İzlerken ciğerlerimiz parçalanıyor; ama yine de kendimizi alıkoyamıyoruz değil mi? Her ülke sinemasının altın çağı olarak değerlendirdiği bir dönemi muhakkak ki vardır. Alman Sineması dışavurumculuğuyla, İtalyan Sineması yeni gerçekçiliğiyle, Fransız Sineması ise yeni dalgasıyla övünür ve haklı bir tanınırlığa sahiptir. Tabii ki bahsi geçen bu dönemler, yalnızca kendi ülkeleriyle sınırlı kalan zaman dilimlerini temsil etmezler. Aksine hepsi, dünya sinemasını temelden sarsan ve birçok sinemacının gelişmesine katkı sağlayacak derecede değerli akımlardır.

İşin Türkiye boyutuna baktığımızda ise elle tutulur, altın çağımız olarak nitelendirebileceğimiz tek dönemin Yeşilçam dönemi olduğunu görmekteyiz. Bu dönem ise en acıklı ve en çok ağlatan Türk filmleri ile anılıyor. Nitekim İtalyan yeni gerçekçiliğinin ortaya çıktığı İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarında, ülkemiz henüz sinemayla yeni yeni tanışan ve bırakın bir akım ortaya koymayı, kendi kimliğini bile tanıyamamış bir sinemaya sahipti. Tabii ki dönemin aydınları dünyadaki gelişmeleri yakinen takip etmekte ve milli bir sinema bilinci oluşturmak için çaba sarf etmekteydi. 50’lerin ortasına geldiğimizde ise Ömer Lütfü Akad, Metin Erksan gibi güçlü isimlerin önderliğinde Türk Sineması, yavaş yavaş nitelikli eserler üretmeye başlıyor ve kendini geleceğe taşıyacak ilk adımları atıyordu.

Türkiye’de Sinemanın Gelişimi

Türkiye'de Sinemanın Gelişimi1960’lı yıllara gelindiğinde ise sinema artık iyiden iyiye üzerinden rant sağlanabilecek bir kavram olarak görülmeye başlanmıştı. Tam da bu sırada, “İzleyiciyi en kolay sinemaya nasıl çekeriz?” mantığından yola çıkan yapımcılar melodram türünü Türkiye’ye entegre etmeye çalışıyorlardı. Nitekim bu hamlenin Yeşilçam’ın temellerini atmada öncü olduğunu da dile getirebiliriz.

Evet, Yeşilçam sineması; güldürü ve dramın içe içe geçtiği bir dolu melodram ile adından söz ettirmeyi başardı. Belki ününü tüm dünyaya yayamadı ama ülke sınırları içerisinde duygu yüklü, naif birçok bireyin yetişmesine olanak sağladı. Hala 70’leri, 80’leri kucak dolusu sevgiyle anıyorsak, bunda Yeşilçam’ın hiç mi payı yok?

Pekâlâ, yıllarca Yeşilçam’ın güldüren tarafı irdelendi durdu. Ya ağlatan Türk filmleri; mendilleri hunharca kullanmamıza neden olan o filmler? Sonuç olarak, Asya ile İlyas’ın imkânsız aşkını izlerken hangimizin içi burkulmadı ki? Dilerseniz, bunun örneklerini çoğaltalım ve Yeşilçam döneminin en çok ağlatan, mendil israfına neden olan filmlerine hep birlikte göz atalım.

Yeşilçam’ın En Çok Ağlatan 13 Türk Filmi

Duygu yüklü, en acıklı, en insansı senaryolarla karşımıza gelen bu filmleri zaten hepiniz biliyorsunuz. Yine de eğer mendilleriniz hazırsa işte Yeşilçam’ın en çok ağlatan Türk filmleri listesi sizlerle:

13 Garip (Memduh Ün – 1986)

En başta dediğimiz gibi, Yeşilçam dönemi güldürü ve dramın iç içe geçtiği yapımlarla dolu. Bunların en somut örneklerinden biri de hiç şüphe yok ki Kemal Sunal’ın başrolü oynadığı Garip. Tam bir Beşiktaş fanatiği olan ve geçimini sağlamak için türlü işler yapan Kemal, günün birinde terk edilmiş bir çocuk bulur. Önce bulduğu bu çocuktan kurtulmaya çalışan Kemal, nihayetinde ise onu sahiplenmeye karar verir. Aradan geçen yıllarda çok iyi anlaşan bir baba-kızdan öte çok yakın iki arkadaş olmayı başaran Kemal ve Fatoş, adeta ayrılmaz bir ikili hüviyetine bürünür. Ancak, her şey bu kadar güllük gülistanlık giderken, Fatoş’un gerçek ailesinin ortaya çıkması hikâyenin yüzlerde tebessüm bırakan tarafını bir anda gözyaşına çevirir. Kemal ile Fatoş’un birbirinden ayrılmamak için verdiği mücadele, izleyen herkesin bam teline dokunmayı başarmaktadır.

Kemal Sunal’ın eşsiz yeteneği ile bir kez daha gönülleri fethettiği, küçük Fatoş rolündeki Ece Alton’un ise o sevimli duruşunun altından sunduğu hüzünle hayranlık uyandırdığı Garip, yer yer Charlie Chaplin’in efsanevi filmi The Kid’ten aldığı referanslarla da içimizi ısıtmayı başarmıştır.

12 Bizim Aile (Engin Orbey – 1975)

Münir Özkul’un hayat verdiği Yaşar Usta’nın sarf ettiği efsanevi tiratla hala hafızalarımızdaki güncelliğini koruyan Bizim Aile; birlik olmanın, birbirine sıkı sıkıya bağlanmanın ve de en önemlisi aile olabilmenin önemini irdeleyen, eşsiz bir eser olarak sinemamızın kültleri arasındaki yerini çoktan almış durumda. Filmin hikâyesine değinecek olursak, üç çocuklu Melek Hanım ile dört çocuklu Yaşar Usta’nın evlenmesi, yaşını başını almış 7 çocuğun tek bir çatı altında yaşamak zorunda olmasıyla açılışını yapmaktadır. Bu 7 çocuk, en başta birbirlerine, yeni anne-babalarına alışmakta zorluk çekse de, tek çatı altında yaşamanın getirdiği mecburiyetten dolayı biraz da zorunlu olarak birbirlerine katlanmaktadırlar. Tam da bu sırada evin büyük oğlu Ferit’in fabrikatör Saim Bey’in kızı Alev ile olan aşkı, birbirine alışma sürecindeki bu aileyi büyük bir felaketin eşiğine getirir.

“Bir musibet bin nasihatten iyidir” mottosuyla, birbirine iyiden iyiye kenetlenen bu insanlar için, artık gerçek bir aile olma vakti gelip çatmıştır. Özellikle Münir Özkul ve Adile Naşit’in insanın içine işleyen oyunculukları ile devleştiği Bizim Aile, her ne kadar yer yer ağlatsa da mutlu sonuyla da bizlere gerçek bir melodram örneği nasıl olmalı dersini vermektedir.

İşte Yaşar Usta’nın muhteşem sahnesi:

11 Ah Müjgan Ah ( Memduh Ün – 1970)

Hüsnü ile Müjgan’ın imkânsız aşkına tanıklık etmeye hazır mısınız? Esasen film ilk açılışını yaptığında, her şey onlar için yolunda gitmektedir. Sahil kenarında gazozlarını yudumlarken Hüsnü’nün tek bir hayali vardır; o da sevdiği kadınla, Müjgan’la evlenmektir. Güzeller güzeli Müjgan ise bu amaç uğruna canını dişine takarak çalışmaktadır. Ancak onun zenginlerin yanında çalışmaya başlaması, yavaş yavaş kafasının karışmasına sebebiyet verir. Tam da bu sırada bir fabrikatör oğlu olan Faruk’un Müjgan’a yakın davranışları, olayların akışını bambaşka bir yöne çeker. Müjgan’ın paragöz annesi Sıdıka’nın da Faruk’un tarafını tutması, Müjgan’ı Hüsnü’den, bu fukara mahalleden koparır. Geriye ise hüzünlü mü hüzünlü, kederli mi kederli bir Hüsnü kalır.

Sadri Alışık’ın adeta gözleriyle oynadığı, yer yer gülümsettiği, yer yer ağlattığı Ah Müjgan Ah; bir aşk hikâyesinden daha fazlası olabilmeyi başarmış, sinemamızın yüz akı filmlerinden biri olarak arzı endam etmektedir.

Tavsiye Ederiz: Aklımıza Yer Etmiş 60 Unutulmaz Efsane Film

10 Hayat mı Bu? (Orhan Aksoy – 1972)

Henüz daha sitemkâr ismiyle ağır bir dramın geleceğinin sinyallerini veren, buna rağmen her bir saniyesiyle boğazda bir düğüm oluşturmayı başaran, Yeşilçam’ın kendine özgü yapısıyla beliren bir film var sırada. İyiyle kötünün siyah ve beyaz kadar ayrılabilir olduğu Hayat mı Bu? gizemli yapısıyla izleyenlerini içine çeken bir yapım. Filmin konusuna geldiğimizde ise, vaat edilen bir aşk hikâyesinin yanı sıra iki çocuğundan hangisinin öz evladı olduğunu anlamaya çalışan bir annenin dramı ile karşılaşmaktayız. Tabii, işin içine katılan ölümcül hastalık sosuyla da filmin dramatik yapısı oldukça yukarılarda seyretmektedir.

Zeynep Değirmencioğlu, Sertan-Serkan Acar ve Semra Sar’ın başrolü paylaştığı film, özgün olarak kabul edebileceğimiz senaryosu ve finaline doğru vuruculuğunu taçlandırmasıyla, Yeşilçam’ın en ağır dramlarından biri olarak hatırlanmaktadır.

9 Boş Beşik (Orhan Elmas -1969)

Necati Cumalı’nın aynı isimli tiyatro oyunundan sinemaya aktarılan Boş Beşik, çocuğu olmayan kadınların toplum tarafından dışlandığı bir Yörük obasını odak noktasına alırken; tüm film boyunca izleyenlerine nakşettiği hüznü finalde öldürücü bir yumruğa çevirerek, sinema tarihine adını altın harflerle yazdırmasını bilmiştir. Fatma Girik’in bir kartalla kavga ettiği sırada, gözyaşlarınıza hakim olamayacak ve başka bir filmde olsa absürt olarak nitelendirebileceğiniz bu sahnenin boğazınızda bir yumru halini aldığını hissedeceksiniz.

Yönetmenliğini Orhan Elmas’ın yaptığı Boş Beşik, Fatma Girik’in her bir saniyesinde oyunculuk dersi verdiği destansı performansıyla hafızlarımıza kazınmış, sinemamızın en duygu yüklü filmlerinden biri olarak kabul görmektedir.

8 Zavallı (İlyas Salman – 1990)

İlyas Salman’ın senaryosunu yazıp, yönettiği; aynı zamanda başrolünde yer aldığı Zavallı, belki de sinemamızın gördüğü en rahatsız edici dramlardan bir tanesi. Hikâyenin tüm film boyunca ajite eden havasını buram buram hissederken, bir yandan da İlyas Salman’ın hayat verdiği Ali’ye fütursuzca üzüleceksiniz. Zihinsel engelli olan Ali, ona her daim kol kanat geren annesi ve kendisine zulüm eden üvey abisi Osman arasında, oradan oraya savrulan bir gençtir. Günün birinde kendisi gibi zihinsel engelli Gülperi ile evlenmesi, Ali için olumlu bir adım olarak gözükse de, yaşanan bir hadise iyiden iyiye ipleri kopma noktasına getirecektir.

A’dan Z’ye bir İlyas Salman filmi olan Zavallı, kalbi olanlara önermeyeceğimiz derecede acı bir hikâye sahip olmasının yanı sıra, sinemamızın pek fazla bilinmeyen filmlerinden biri olarak da hala keşfedilmeye açıktır.

7 Dönüş (1972 – Türkan Şoray)

Dönüş (1972 – Türkan Şoray)

Sinemamızın Sultan’ı Türkan Şoray’ın ilk yönetmenlik tecrübesi olan Dönüş, aynı zamanda dramatik yoğunluğu ile de dikkat çeken bir film. Türkan Şoray-Kadir İnanır ikilisini bir araya getiren film, kocası İbrahim’in çalışmak için Almanya’ya gitmesinden sonra, köyde küçük oğluyla bir başına kalan Gülcan’ı odak noktasına alır. Tabii, köylük yerde böylesine güzel bir kadın yalnız kalırsa, muhakkak ki talipleri de sıraya girecektir. Onun için deli divane olan ve evlenmek için varını yoğunu ortaya koyan isim ise köyün ağası Reşit’tir. Bilal İnci’nin hayat verdiği ve her bir saniyesinde “ben buraların kötü adamıyım” diye bas bas bağıran Reşit; amacına ulaşmak için her yolu deneyecek tipte birisidir. Nitekim onun Gülcan’ı elde etmek için yaptıkları da, kendi halindeki bu kadının hayatını tepetaklak edecek ve Gülcan’ı içinden çıkılmaz bir dramın ortasına bırakacaktır.

Türkan Şoray’ın oyunculuk dersi verdiği ve buna ek olarak yönetmenlikteki iddiasını da ortaya koyduğu Dönüş, duygu yüklü yanıyla dikkat çeken ve finaline doğru gözyaşının şiddetini git gide arttıran yapısıyla öne çıkan bir film. İddia ediyorum; Gülcan’ın yaşadıklarına şahit olduktan sonra, uzun süre filmin etkisinden çıkamayacak ve acıyı en derininizde hissedeceksiniz!

İlginizi Çekebilir: En İyi Beyin Yakan – Kafa Açan 60 Film Listesi ve Önerileri

6 Aile Şerefi (Orhan Aksoy – 1976)

Aile Şerefi (Orhan Aksoy – 1976)

“Adım Murat. Burası bizim evimizdir. Kederle sevincin ortak olduğu, acı tatlı ama yine de çok güzel günler yaşadığımız; evimiz, yuvamızdır burası. Biz bir aileyiz, hem de kalabalık bir aile, güzel bir aile ve şerefli bir aile!”

Hikâyenin ilahi anlatıcısı olarak beliren Murat (Ahmet Sezerel) Aile Şerefi’nin açılışını böyle yapar. Sonrası ise ajite etmeyen, aksine her bir saniyesiyle derinliklerimize işleyen, naif bir hikâyenin önümüze gelişini müjdeler. Rıza (Münir Özkul) at üzerinde ömrü geçen, İstanbul’un ara sokaklarında su satarak, rızkını kazanmaya çalışan bir aile babasıdır. Kıt kanaat geçinen bu şerefli ailenin en küçük bireyi Murat’a günün birinde araba çarpması ise asla ve asla mutluluğunu kaybetmeyen bu ailede adeta bomba etkisi yaratır. Bu dakikadan sonra zengin-fakir çatışmasını son raddede hissettiren Aile Şerefi, her ne olursan olsun hayata karşı dimdik durabilmeyi öğütlediği gibi, başından sonuna dek de etkileyici bir hikâye nasıl anlatılır sorusunun cevabını önümüze getirmektedir.

Münir Özkul ve Adile Naşit’in adeta devleştiği ve final sahnesiyle gözyaşlarının sel olduğu film; Arzu Film ekolünün en dramatik yapımlarından biri olarak da tarih sayfalarındaki yerini almıştır.

5 Şaka ile Karışık (Osman Seden – 1995)

Şaka ile Karışık (Osman Seden – 1995)

“Bu film; yenik, ezik ve beceriksiz bir gencin hikâyesidir. Adı Osman’dır. Bütün ömrü boyunca hiç gol olacak bir iş yapamadığından Ofsayt Osman demişlerdi adına. Kazandığı birkaç kuruşla gününü gün etmesini iyi bilen, hayatı hep iyi tarafından görmeye çalışan; can düşmanını, kendisiyle alay eden ipsizi bile yürekten seven sevimli bir serseridir Osman. Ofsayt Osman, beceriksiz Osman…”

Şaka ile Karışık, adıyla müsemma bir şekilde ilerleyen; başından sonuna dek kahkaha ve hüzün vadeden bir film olarak sinema tarihimizin kültleşmiş yapımlarından bir tanesidir. Yani bir yandan güldüren ama çoğunlukla en acıklı Türk filmleri listesinin zirvesini zorlayacak bir yapıttır. Hayatı boyunca hiç gol olacak bir iş yapamadığından mütevelli adına Ofsayt denilen Osman, günün birinde gol atma fırsatını eline geçirmiştir. Adanalı iki milyonerin tutuştuğu enteresan iddiaya göre, rastgele seçtikleri bir berduşun cebine 1 milyon lira koyacaklar ve o parayı harcayıp harcamamasına göre iddia neticelenecektir.

Gelin görün ki bu şanslı talihli de Ofsayt Osman olmuştur. Anck bizim Osman asla emanete ihanet edecek birisi değildir. Tabii, yardıma muhtaç birisi mevzu bahis değilse… “Bu da mı gol değil Hâkim Bey” repliği ile tarihe adını altın harflerle yazdıran ve Sadri Alışık’ın adeta okullarda ders olarak okutulacak performansıyla hafızalarımıza kazınan Şaka ile Karışık, tüm film boyunca önümüze sunduğu eğlencesini finalde öyle büyük bir hüzne dönüştürüyor ki, mendillerin peşi sıra tükenmemesini imkânsız hale geliyor. Eğer ki Ofsayt Osman’ın destansı hikâyesini hala izlemediyseniz, en azından Sadri Alışık’ın gözleriyle içimizi ısıtan üst düzey performansının hatırına, bu filmi kaçırmamanızı şiddetle tavsiye ediyoruz.

4 Yusuf ile Kenan (Ömer Kavur – 1979)

Yusuf ile Kenan (Ömer Kavur – 1979)

En duygusal Türk filmleri listesi hazırlayıp, bu iki kardeşin hikayesinden bahsetmemek olmaz! Babalarını yitirdikten sonra, köyden kente göç etmek zorunda kalan iki küçük kardeşin, İstanbul gibi bir metropolde var olma mücadelesine hazır mısınız? Yusuf ile Kenan 12 Eylül darbesine merdiven dayamış Türkiye’nin siyasi atmosferine ışık tutan, bununla da yetinmeyerek dönemin sosyo-ekonomik yapısını, çocukların gözünden önümüze getiren oldukça değerli bir yapım. Tabii ki film tüm bu alt metninin yanında, duygu yüklü bir hikâye anlatmayı da ihmal etmiyor.

İstanbul’a geldikten sonra sütten çıkmış ak kaşığa dönen Yusuf ile Kenan’ın evsiz, yurtsuz, beş parasız bir şekilde sokakta var olmak için verdikleri mücadele, adeta izleyen herkesin yüreğine dokunacak cinsten. Cem Davran’ın ilk oyunculuk tecrübesini yaşadığı ve sinemamızın auteur yönetmenlerinden Ömer Kavur’un çektiği Yusuf ile Kenan, aradan geçen yıllara rağmen hala sinemamızın en özgün ve minimalist eserlerinden biri olarak anılmaktadır.

3 Selvi Boylum Al Yazmalım (Atıf Yılmaz – 1975)

Selvi Boylum Al Yazmalım (Atıf Yılmaz – 1975)

Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti…

Sinema tarihimizin en romantik Türk filmi ne diye sorsak, her halde alacağımız en popüler cevap Selvi Boylum Al Yazmalım olacaktır. Cengiz Aytmatov’un efsanevi hikâyesinden Atıf Yılmaz tarafından beyazperdeye uyarlanan film; köylü güzeli Asya ile kamyon şoförü İlyas’ın imkânsız aşkını konu alırken bir yandan da “Sevgi neydi?” sorunsalını önümüze getiriyor. Malumunuz, Asya ile İlyas birbirlerine delicesine âşık olup, evlenen bir çifttir. Ancak İlyas’ın karısını aldatması, Asya’nın onu terk etmesiyle sonuçlanır. Oğlu Samet ile bir başına kalan Asya’yı ise kalbinin güzelliği yüzüne yansıyan Cemşit sahiplenir. Ancak günün birinde İlyas’ın geri dönmesi, her şeyin en baştan şekillenmesine neden olacaktır. Sahi sevgi neydi?

Türkan Şoray ile Kadir İnanır ikilisinin destansı uyumu ve Ahmet Mekin’in onları tamamlayıcı performansıyla hafızlarımıza kazınan Selvi Boylum Al Yazmalım; müzikleriyle, sinematografisiyle, her bir anıyla sadece ağlatmayan üstüne üstlük yürek dağlayan bir film olarak da karşımıza gelmektedir. Kendisini Türk yapımı duygusal aşk filmleri listesinin başına koyuyoruz.

Buna da Bakın: Bollywood’un Yıldızı Aamir Khan’ın En İyi 10 Filmi

2 Uçurtmayı Vurmasınlar (Tunç Başaran – 1989)

Uçurtmayı Vurmasınlar (Tunç Başaran – 1989)

-Niye uçmuyor İnci?

-Uçar bir gün…

En acıklı Türk filmleri diyip de Küçük Barış’ın cezaevi avlusundan İnci’ye seslenişini hangimiz unutabiliriz ki! Bazı filmler vardır, sadece izlendiği an değil, akla düştüğü her an can yakar, hüzünlendirir. İşte Uçurtmayı Vurmasınlar, tam da böyle bir filmdir. Feride Çiçekoğlu’nun aynı adlı kitabından, Tunç Başaran tarafından sinemaya uyarlanan Uçurtmayı Vurmasınlar, yalnızca ağlatan filmler listesinin en iyilerinden biri değil, Türk Sineması içerisinde üretilen en iyi yapımlardan biri olarak da kabul görür. Henüz 5 yaşında olmasına rağmen, annesinin cezasını çekmek zorunda kalan Barış, diğer kader mahkûmları ile birlikte demir parmaklıkların ardındadır. Ona annesinden bile daha fazla sahip çıkan, koruyup, kollayan ise, siyasi hükümlü İnci’dir. Esasen Barış İnci’ye âşık değildir, çünkü onun ki aşktan da öte bir sevgidir. Tanımlanması güç olan ancak en derinlerde hissedilen bir duygudur bu.

Barış’ın her İnci diye bağırışında yürek hoplatan ve finaliyle adeta kalplere sert bir yumruk inmiş hissi yaratan Uçurtmayı Vurmasınlar; anlattığı yahut izleyenlerine bıraktığı her bir sekansıyla sinemamızın en değerli filmlerinden bir tanesidir. Küçük Barış’a hayat veren Ozan Bilen’in yaramaz ama oldukça sevimli duruşuyla gönüllerimizi kazandığı, Nur Sürer’e İnci karakteri ile hayran olmamıza vesile olan film; bir an olsun ajite etmeyen ancak insan olan herkesin en derinlerine temas eden yapısıyla muadillerinden ayrılan eşsiz bir eser olarak öne çıkmaktadır.

1 Canım Kardeşim (Ertem Eğilmez – 1973)

Canım Kardeşim (Ertem Eğilmez – 1973)

Eğer ki günümüzde Yeşilçam’a methiyeler düzebiliyorsak, hiç şüphe yok ki bunun mimarlarından birisidir Ertem Eğilmez. Yalnızca çektiği Hababam Sınıfı serisi ile değil, kurduğu Arzu Film ile de bir ekol olmayı başaran ve aile sinemasını önümüze getiren, sinemamızın en nevi şahsına münhasır isimlerinin başında gelir o. Yeri geldiğinde yönetmen koltuğunda gördük onu, yeri geldiğinde yapımcı, yeri geldiğinde de senarist. Ancak değişmeyen tek bir şey vardı; o da Ertem Eğilmez’in elinin değdiği bir filmi hayranlıkla izleyişimiz. Peki, sinemamızın güldüren adamı, bir dram filmi çekse nasıl olurdu? İşte Canım Kardeşim, tam da bu sorunun cevabını taşımaktadır. Hem de ne taşımak! Tarık Akan ve Halit Akçatepe’nin başrolü küçük oyuncu Kahraman Kıral ile paylaştıkları film, sinemamızın başyapıt değeri taşıyan yapımlarından bir tanesi.

Ertem Eğilmez’in vuruculuğunu finale doğru yavaş yavaş arttırdığı ve hüznü adeta damarlarımızda hissetmemize vesile olduğu Canım Kardeşim; masumane duruşu, her şeye rağmen neşesini kaybetmeyişi ile dram nedir, nasıl etkileyici olur sorularının adeta tek başına cevabı niteliğinde bir film. Küçük Kahraman’ın hastalığı sonrası abisi Murat ve onun yakın arkadaşı Halit’in, sırf bu küçük çocuğu mutlu edebilmek için çırpınışları mendilin her daim elimizde olmasına neden olmaktadır. Evet, belki Canım Kardeşim finali tahmin edilebilen bir filmdir ancak buna rağmen dramatik yapısını doğru kurmuş ve ajiteye izin vermeyen havasıyla da etkileyiciliğini her bir an yaşatmıştır. Böylelikle bizleri güldüren adam olarak tanıdığımız Ertem Eğilmez, bu seferde yürekleri dağlamayı başarmıştır. Sen var ol Ertem Hoca!




Yorumları Görmek İçin Tıklayın

Diğer yorumlar ( 2 )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir