Paylaşım

Yönetmenler ve Favori Oyuncuları: Başyapıt Niteliğindeki Filmlerin Ayrılmaz İkilileri


 

Kimi yönetmenlerin, aynı oyuncularla çalışma hastalığı vardır. Kimi ise favori bellediği oyuncusuyla birçok filmin altına imzasını atmıştır. Pekala, sinemanın ayrılmaz ikilileri olarak tanımlayabileceğimiz bu yönetmen ve oyuncular kimler? Dilerseniz hep birlikte göz atalım.

Herkesin hayatta çok sevdiği, ayrılamam dediği muhakkak ki birileri vardır. Bu durumun sinemaya tezahürüne baktığımız da ise birçok yönetmen ve oyuncunun adeta çay ve şekeri andırırcasına ayrılamadığını görmekteyiz. Hatta bu durum bazen öylesine ütopik bir şekilde gerçekleşmektedir ki, o oyuncu o yönetmenin adeta simgesi haline gelmiştir.

Sinema tarihine göz attığımızda, birbirlerini tamamlayan ve ayrılmaz bir bütün haline gelen yönetmen-oyuncu bileşimlerinin muazzam örnekleri olduğu gerçeğiyle karşılaşmaktayız. Nitekim David Fincher olmasaydı Brad Pitt ne denli popüler olurdu; yahut o çok sevdiğimiz Şener Şen, Yavuz Turgul’suz eksik kalmaz mıydı? Onların ki esasen, sırılsıklam aşktan bile daha fazla mutluluk yayan bir bağlılık. Yalnızca yaptıkları işlerden kendileri keyif almıyor, üstüne üstlük filmlerini izleyen herkese de eşsiz dakikalar vaat ediyorlardır.

Öncelikle şu konuda anlaşalım. Bir yönetmenseniz ve çalıştığınız oyuncudan maksimum düzeyde verim aldıysanız, muhakkak ki o oyuncuyla tekrardan çalışmak istersiniz. Ancak, o oyuncuyla olan iş ilişkiniz dostluk boyutuna geçmezse, maalesef ki yaptığınız işin realitesini karşı tarafa aktaramazsınız. Bu yüzden de tarihe baktığımız zaman, bir yönetmenin bir oyuncuyla olan üst düzey işbirliğine ender rastlamaktayız. Bu da onları özel kılan yegâne sebep olarak öne çıkmaktadır.

Pekâlâ, kim onlar? Çektikleri filmlerle taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanan ve adeta etle kemik hüviyetine bürünen o yönetmen ve oyuncular? Daha önce dünyanın en zengin yönetmenleri hangileri incelemiştik. Ayrıca iş dünyasının en zengin ikilileri hangileri onları da araştırmıştırk. Şimdi ise dilerseniz yıllar yılı hayranlıkla izlediğimiz bu ayrılmaz ikilileri hem bir çırpıda hatırlayalım hem de onların efsane olmuş filmlerine bir kez daha göz atarak, sinemanın büyülü dünyasına doğru bir yolculuğa çıkalım.

Sinemanın en iyi ve unutulmayan ayrılmaz ikilileri karşınızda…

16 Luc Besson – Jean Reno

Luc Besson – Jean RenoAksiyon sinemasının usta yönetmenlerinden Luc Besson’ın henüz gençlik yıllarında çektiği Le Dernier Combat (1983) filminde ilk defa birlikte çalıştığı Jean Reno ile dostluğu uzun yıllar boyu devam etmiştir. Bu ikiliyi asıl üne kavuşturan film ise, tarihe adını altın harflerle yazdıran ve şimdilerde kült olarak andığımız Leon: The Professional (Sevginin Gücü)’dır. Özellikle Jean Reno’nun kariyerinin zirve performansını ortaya koyduğu film, kuşkusuz Luc Besson’ın da aksiyon sekanslarındaki ustalığı ile tadına doyulmaz bir hal almaktadır.

Eğer ki günümüzde, Leon: The Professional’ın ne denli efsanevi bir film olduğundan bahsedebiliyorsak, kuşkusuz bundaki aslan payı Luc Besson ve Jean Reno arasında vuku bulan gözle görülür uyumdur. Nitekim onların arasındaki dostane ilişkilerin, genç Natalie Portman’ın performansına da birebir yansıdığı yıllar boyunca söylenegelmiştir.

Bu iki ismin sırta sırta verip çektiği en popüler film Leon: The Professional olsa dahi, birlikte birçok usta işi filmin altına da imzalarını atmışlardır. Le Dernier Combat (1983), Subway (1985), Le Grand Bleu (1988) ve Nikita (1990) filmlerini yine birlikte çeken iki isim, adeta bu projelerde ısınma turlarını atıp, öldürücü yumruğu vurmak için Leon: The Professional’ı beklemişlerdir.

15 Christopher Nolan – Michael Cane

Christopher Nolan – Michael CaneEğer ki izlediğimiz bir Christopher Nolan filmiyse, oralarda bir yerlerde muhakkak ki Michael Cane de arz-ı endam ediyor demektir. İlk defa 2005 yılında çekilen Batman Begins filminde birlikte çalışma şerefine nail olan bu iki usta isim, daha sonrasında ise adeta ayrılmaz bir ikili hüviyetine bürünmüşlerdir. Evet, belki Michael Cane çoğu zaman hikâyenin başrolü olarak belirmez Nolan filmlerinde ancak muhakkak ki, gidişata yön veren, önemli ve bilge bir karakter olarak karşımıza çıkar.

Çektiği filmlerle izleyenlerini mest eden ve aklın sınırlarını zorlayan senaryolarıyla her defasında hayranlık uyandıran Christopher Nolan, değeri genç yaşında anlaşılan ender yönetmenlerden biridir. Nitekim onun bu filmlerdeki en büyük destekçilerinden biri de güven veren duruşuyla Michael Cane’dir. Kariyerinin artık olgunluk dönemini yaşayan ve her bir sekansta ustalığını konuşturan tecrübeli oyuncu, kuşkusuz Nolan filmlerinin de en hayran olunası taraflarından birini temsil etmektedir.

Nolan’ın yönetmenliğini yaptığı ve süper kahraman filmlerine bambaşka bir boyut kazandıran Batman serisinin Alfred’i olarak karşımıza çıkan; sonrasında ise eşsiz senaryoları ile bir zihin bulmacasını andıran Inception ve Interstellar’da boy gösteren Michael Cane, şüphesiz yönetmen Nolan’ın da en iyi anlaştığı ve güvendiği isimlerin başında yer almaktadır. Her ne kadar yönetmenin bu yaz vizyona girmesi planlanan Dunkirk filminin castında Caine’ın adı bulunmasa da, gözlerimizin filmde onu arayacağı su götürmez bir gerçek.

14 Onur Ünlü – Tansu Biçer

Onur Ünlü – Tansu BiçerListemizin en enteresan ikililerinden birinde sıra… İstisnasız Onur Ünlü’nün çektiği her sinema filminde yer alan Tansu Biçer, esasen yönetmenin sinemasının da en belirgin simgelerinden biri olmuş durumdadır. Yıllar öncesinde, Onur Ünlü’nün bir söyleşisinde “Neden Tansu Biçer?” sorusunu sormuş ve cevap olarak da “Tansu’yu çok seviyorum ya, özel bir adam benim için” yanıtını almış biri olarak söyleyebilirim ki; beyazperdeye en çok yakışan uyumlardan biridir onların ki.

Nitekim Tansu Biçer’in kariyerine baktığımızda, Onur Ünlü ile birlikte adeta şaha kalktığını görüyoruz. Her ne kadar o, çoğu zaman Onur Ünlü filmlerinin başrolü olmak yerine tamamlayıcı unsuru olsa dahi varlığının filmlere ayrı bir renk kattığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Tansu Biçer’in samimi duruşu, sıcak gülüşü ve daha da önemlisi asla gizlemediği yeteneği kuşkusuz Onur Ünlü sinemasına da ayrı bir renk katmaktadır.

İlginizi Çekebilir: Ödüllü Türk Filmleri Listesi

Onur Ünlü’nün çoğu zaman dışladığı filmi olan Çocuk’ta ilk defa birlikte çalışan bu iki isim, daha sonrasında ise attıkları sağlam dostluk temelleriyle birlikte birçok projenin altına da imza atmışlardır. Dediğimiz gibi Tansu Biçer, Onur Ünlü sinemasında sokaktan geçen bir adamda olabilir, hikâyeye yön veren başat bir karakter de. Ancak ne olursa olsun Tansu Biçer, Onur Ünlü filmlerinde her daim orada yer etmektedir.

Yalnızca beyazperdede değil, aynı zamanda televizyon ekranlarında da birlikte boy gösteren bu ikili Beş Kardeş ve Şubat gibi dizilerde de birlikte çalışarak ne denli kenetlenmiş bir ayrılmaz ikili olduklarını da tekrar tekrar ispatlamışlardır. Nitekim en başta dediğimiz gibi Onur Ünlü’nün tüm filmlerinde yer alan Tansu Biçer, yönetmenin son filmi olan ve bu yıl İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek olan Kırık Kalpler Bankası’nın da oyuncu kadrosunda yer almaktadır.

13 David Fincher – Brad Pitt

David Fincher – Brad PittBir tarafta sinema dünyasının görmüş olduğu en yetenekli yönetmenlerden biri olan David Fincher, diğer tarafta ise ilerleyen yaşına rağmen birçoklarının kalbini yakışıklılığı ile fetheden Brad Pitt. Esasen bu iki ismin kariyerlerinin yükselişe geçmesi de aynı döneme, aynı filmlere tekabül etmektedir.

Birlikte yalnızca üç filmin altına imza atmış olsalar da, çektikleri filmlerin destansılığı ile ayrılmaz ikililer sınıfına dâhil olan Fincher ve Pitt, kuşkusuz kariyerlerini yakından takip ettiğimiz, Hollywood’un eşsiz değerlerindendir.

İlk olarak 1995 yapımı olan Seven filminde buluşan bu iki isim, burada ortaya koydukları yüksek enerji sonrası 1999 yılında bir başka kült olmuş film olan Fight Club’da beraber çalışmışlardır. Nitekim Fight Club için, bu iki isminde kariyerinin zirvesini temsil ediyor dersek, hata etmiş olmayız. Tarihin en iyilerinden biri olarak anılan ve Edward Norton ile birlikte başrolde adeta döktüren Brad Pitt’in eşsiz performansıyla akıllara kazınan film, aynı zamanda yönetmen David Fincher’ın bir kitap uyarlaması olan hikâyenin dramatik yapısını doğru kurmasıyla da öne çıkmaktadır. Filmi başarılı olarak addetmemizi sağlayan birçok unsuru sayabiliriz elbette ancak bunlar içerisindeki en değerlilerinden birinin de Fincher-Pitt arasındaki üst düzey uyum olduğunu dile getirmek lazım. Nitekim bu iki isim, böylesine özgün ve çarpıcı olan bir hikâyenin vuruculuğunu iki katına çıkartarak, altından kalkması zor bir görevi başarıyla sonuca ulaştırmışlardır.

Bu iki ismin birlikte çalıştığı son film ise, yine bir kitap uyarlaması olan ve 2008 yılında izleyicisiyle buluşan The Curious Case of Benjamin Button. Hayatı tersten akan bir adamın hikâyesi olan ve literatüre Benjamin Button sendromunu sokan film, Brad Pitt’in özveri isteyen bu role, ustalığına yakışır bir şekilde hayat vermesiyle hafızalara kazınmıştır.

En başta dediğimiz gibi az ama öz film çeken bu ikili, ilerleyen yıllarda yeniden bir film için birbirlerine sırtlarını dayar mı bilinmez ancak, şu zamana kadar izleyenlerine armağan ettikleri işlerle çoktan efsaneler arasındaki yerini almışlardır.

12 Ferzan Özpetek – Serra Yılmaz

Ferzan Özpetek – Serra YılmazUzun yıllardır İtalya’da yaşayan ve oranın insanıyla, İtalyanca filmler çeken Ferzan Özpetek, “İlk Türk filmim” dediği İstanbul Kırmızısı’nı yakın zamanda vizyona sokmasından dolayı gündeme gelen bir isim. Ancak sinefillerin çok yakından takip ettiği ve her filmini hayranlıkla izlediği bu samimi yönetmenin, filmlerinin öne çıkan yegâne simgelerinden biri de kuşkusuz Serra Yılmaz.

İlk olarak 1999 yılında çekilen ve harem hayatındaki entrikaları yönetmenin kendine has bir üslupla anlattığı filmi Harem Suare’de birlikte çalışan bu ikili, o tarihten itibaren ise adeta etle kemik hüviyetine bürünmüştür. Nitekim Ferzan Özpetek’in tamamı İtalyanca olan ilk filmi Le Fate Ignoranti (Cahil Periler-2001)’de de boy gösteren Serra Yılmaz, yönetmenin İtalya’da çektiği filmlerde oynayan ender Türk oyunculardan biri olmuştur.

Daha sonrasında, La Finestra di Fronte (2002), Saturno contro (2007) ve son olarak İstanbul Kırmızısı (2017)’nda beraber çalışan bu iki isim, çektikleri filmler dışında özel hayatlarında da sık sık beraber vakit geçirerek dostluklarını perçinlemektedirler.

11 Martin Scorsese – Leonardo DiCaprio

Martin Scorsese – Leonardo Di CaprioŞöyle arkamıza yaslanıp, tarihin en iyi Amerikalı yönetmenlerini saymaya başlasak, o listede yer alacak isimlerden biri de kuşkusuz Martin Scorsese’dir. O, bir döneme bağlı kalmayan ve her dönemde ürettiği başarılı filmlerle kendine sinema tarihinde özel bir yer edinen yönetmen olmasının yanı sıra, farklı zaman dilimlerinde çalıştığı favori oyuncularıyla da adından söz ettirmeyi başarmıştır.

İlk olarak 2002 yılında çekilen Gangs Of New York filminde birlikte çalışan Scorsese ve DiCaprio ikilisi bu dakikadan itibaren, sinema tarihinin ayrılmaz ikililerinden biri olmayı da başarmıştır. Nitekim filmin yakaladığı başarı ve Scorsese’nin Leonardo DiCaprio’dan aldığı pozitif enerji, yönetmenin onunla daha fazla çalışma isteğini de ortaya koymaktaydı. Bir dönem Robert De Niro ile yakaladığı uyumu, 2000’lerde de Leonardo DiCaprio ile yakalamak isteyen yönetmen, esasen çok doğru bir seçim yaptığını henüz 2000’lerin ilk yarısı gelmeden anlamıştır.

Martin Scorsese ve Leonardo DiCaprio filmleri; Aviator (2004), The Departed (2006), Shutter Island (2010) ve Wolf of Wall Street (2013) gibi her biri ayrı ayrı başyapıt olmaya aday filmlerdir. Bu başyapıtların altına imzalarını atarak, aslında ne denli uyumlu bir ikili olduklarını da dosta düşmana kanıtlıyordu. Ee bir yanda son yılların görmüş olduğu en yetenekli oyunculardan olan Leonardo DiCaprio ve diğer tarafta da yaptığı her filmle olay olmayı başaran efsanevi yönetmen Martin Scorsese’den de başka bir performans beklenemezdi.

Martin Scorsese için aynı zamanda, Leonardo DiCaprio’nun şöhretine şöhret kattığını da söyleyebiliriz. Nitekim yakışıklı oyuncuya Titanic ile birlikte yapışan yakışıklı jön yakıştırması, Scorsese’nin ona verdiği farklı tarzdaki rollerle yıkılmış ve her karakterin oyuncusu olabileceğini iyiden iyiye anlaşılmıştır.

10 Wes Anderson – Bill Murray

Wes Anderson – Bill MurrayListemizin masalsı yönetmeni Wes Anderson’a merhaba demek ister misiniz? Çektiği her filmle bam telimize dokunan ve izleyenlerine yetişkinler için yazılmış bir masal armağan eden Wes Anderson, kuşkusuz son yılların gördüğü en nevi şahsına münhasır sinemacıların başında gelmektedir.

1998 yılında çektiği ve oldukça faal bir lise öğrencisinin hayatını odak noktasına aldığı Rushmore ile izleyenlerine merhaba diyen yönetmen, aynı zamanda bu filmde birlikte çalıştığı komedyen Bill Murray ile de ilerleyen yıllarda ayrılmaz bir ikili olarak anılacaktı. Nitekim iki ismin mayasının tutması ve birlikte izleyenlerine üst düzey bir mizah armağan etmeleri, onların birlikteliğinin ebediyen baki kalmasına da olanak sağlamaktaydı.

Bir Wes Anderson filmini tanımlarken, nasıl en belirleyici özelliği olarak masalsılığını vurguluyorsak aynı zamanda Bill Murray’in de en komik olduğu filmler tanımlamasını yapabilmemiz mümkün. Çünkü hali hazırda zaten oldukça eğlenceli bir oyuncu olan Bill Murray; Wes Anderson’ın eşsiz hikâye anlatmadaki beceresi altında da daha da komik oluyor ve deyim yerindeyse izleyenlerini kırıp geçirmeyi başarıyor.

Birlikte; The Royal Tenenbaums (2001), The Life Aquatic with Steve Zissou(2004), The Darjeeling Limited (2007), Moonrise Kingdom (2012) ve The Grand Budapest Hotel (2014) filmlerinin altına imzasını atan bu iki isim; izleyenlerine bir yandan eğlenceli dakikalar vadederken bir yandan da pastel renklerle örülü sinematografisiyle adeta görsel bir şölen armağan etmektedirler.

9 Ridley Scott – Russell Crowe

Ridley Scott – Russell CroweTarih boyunca birçok öncü olacak işin altına imzasını atan ve her defasında çektiği filmlerle sinemaseverlerin takdirini kazanan usta yönetmen Ridley Scott, 2000’lerin başına gelindiğinde ise şöhretine şöhret katacak bir başka filmin altına imzasını atmaktaydı.

Russell Crowe’nin başrolü oynadığı Gladiator kuşkusuz çekildiği yılların en fazla sükse yaratan filmlerinin başında gelmekteydi. Gerek anlattığı konu, gerekse Russell Crowe’nin performansı hasebiyle uzun yıllar adından söz ettiren film, aynı zamanda bu iki ismin de başlayacak dostluğunun habercisi niteliği taşımaktaydı.

Gladiator’ün elde ettiği başarıdan sonra Russell Crowe’nin peşini bırakmayan usta yönetmen Ridley Scott; A Good Year (2006), American Gangster (2007), Body Of Lies (2008) ve Robin Hood (2010) filmlerinde başrolü Crowe’ye emanet ederek, bir nevi ona olan güvenini de ortaya koymaktaydı. Keza Avustralya oyuncu da Ridley Scott’ı bir kez bile olsun mahcup etmemiş ve kalitesine yakışır performanslardan kesitler sunmuştur.

Nasıl ki Russell Crowe, Ridley Scott’un son dönemde çektiği başarılı filmlerin mimarlarından biriyse, Ridley Scott da Russell Crowe’un yükselişe geçen kariyerinin yapı taşlarından biri. Nitekim Crowe’un 2000’lerde başlayan yükselişi, hiç hız kaybetmeden devam etmiş ve bugünlere deyin ulaşmıştır.

Yakın zamanda ülkemizde de bir film çeken ve bu nedenle yerli manşetlerde sıkça ismiyle karşılaştığımız Russell Crowe, her ne kadar işin yönetmenlik kısmında oyunculuk kadar başarılı olmasa da samimi ve cana yakın kişiliği ile kendini Türk halkına da sevdirmeyi başarmıştır.

8 Steven Spielberg – Tom Hanks

Steven Spielberg – Tom HanksGerek birlikte, gerekse ayrı ayrı çektikleri tüm filmlerle gönlümüzün başköşesine oturan ve tüm sinemaseverlerin saygısını fazlasıyla kazanan iki isim var sırada. Nitekim Tom Hanks oyunculuğu ve beyefendi duruşu ile Steven Speilberg ise üstün zekâsı ile her daim takip ettiğimiz ve adlarını tarihe altın harflerle yazdırmış iki isimdir.

Gelgelelim ki bu ikilinin birlikte çektiği filmler ise adeta iki üstün dehanın kesişim noktasını temsil etmektedir. İlk defa 1998 yapımı olan Saving Private Ryan (Er Ryan’ı Kurtarmak) filminde birlikte çalışan ve tüm sinemaseverlerin övgüsüne nail olan bu ikili, birlikte atacakları güçlü adımları da dosta düşmana duyuruyordu adeta. Nitekim Saving Private Ryan yalnızca o yılın değil, tarihin en iyilerinden biri olmayı başarmış ve hem Speilberg’e hem de Tom Hanks’e haklı bir popülarite kazandırmıştır.

Daha sonrasında Catch Me If You Can (2002), Terminal (2004) ve son olarak da Bridge Of Spies (2015) filmlerinde birlikte çalışan iki isim, zaman zaman eğlenceli zaman zaman da dramatik yoğunluğu yüksek filmlerle izleyenleri mest etmeyi başarmış ve taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanmış ender ikililerden biri olmayı başarmışlardır.

Kariyerlerine ayrı ayrı çektikleri filmlerle devam eden ve her defasında usta işi yapımlarla karşımıza gelen Speilberg ve Hanks, beraber çektikleri filmlerle efsaneler arasına adlarını yazdırmış ve deyim yerindeyse ölümsüzleşmişlerdir.

7 Woody Allen – Diane Keaton

Woody Allen – Diane KeatonSinema tarihinin en üretken yönetmenini sorsak aklınıza ilk olarak kim gelir? Korku filmlerinin duayen ismi Hitchcock mu yaşlı kurt Scorsese mi yoksa kemik çerçeveli gözlükleriyle sempati beslediğimiz dahi Woody Allen mı? Esasen kariyerine başladığını 60’ların sonundan itibaren, neredeyse her yıla bir film sığdıran ve sürekliliğini koruyan Woody Allen’ın bu sorunun net cevabı olduğunu en başta dile getirmemiz lazım.

Woody Allen, üretken olduğu kadar da çapkın bir adamdır. Nitekim bunu onun ortaya koyduğu filmlerden de anlamak mümkün. Sürekli kadın erkek ilişkilerini merkezine alan ve yaşanan ilginç diyalogların üzerine gitmeyi seven yönetmenin alışkanlık haline getirdiği bir diğer huyu da, aynı kadın oyuncularla çalışma geleneğidir. 2000’lerde Scarlett Johansson, 80’lerde Mia Forow ile sık sık çalışmayı tercih eden Woody Allen’ın 70’lerdeki gözdesi ise eski karısı Diane Keaton’dır.

Nitekim stil ikonları arasında yer alan Keaton’ı, saydığımız diğer isimlerden ayıran yegâne unsur, hem Woody Allen’ın hem de kendisinin kariyer basamaklarını hızlıca tırmandıkları yıllarda yollarının kesişmesidir. Beraber kült olmuş birçok filmin altına imza atan ikilinin şüphesiz en kusursuz filmleri ise hala tarihin en iyi romantik komedilerinden olarak anılan Annie Hall’dur. Ayrıca Woody Allen filmleri arasında en çok beğeni toplayandır.

Yaşadıkları aşkın samimiyetini filmlerine aktaran ve bu yüzden sinema dünyasının en iyi ikililerinden biri olarak lanse edilen Woody Allen ve Diane Keaton ilk olarak usta sinemacının yönetmen koltuğunda oturmadığı Play It Again, Sam (1972) filminde biraya gelmiştir. Daha sonrasında ise Sleeper (1973), Love and Death (1975), Annie Hall (1977), Interiors (1978), Manhattan (1979), Radio Days( 1987), Manhattan Murder Mystery (1993) filmlerinde birlikte çalışan ikili, aşklarını sonlandırsalar dahi, birbirlerine saygılarını asla yitirmeyerek her daim görüşmeye ve çalışmaya devam etmişlerdir.

6 Atıf Yılmaz – Müjde Ar

Atıf Yılmaz – Müjde ArSinemamızın ustalarından olan ve türler arasında gezinmeyi seven yönetmeni Atıf Yılmaz’ın yolunun 80’lerde Müjde Ar ile kesişmesi, ikisinin de toplumcu-gerçekçi filmlere daha fazla ağırlık vermesine olanak sağlamaktaydı. Nitekim o döneme kadar daha ucuz ve popcorn diye tabir edebileceğimiz filmlerde boy gösteren Müjde Ar, büyük bir dönüşüm geçirerek adeta mesajı olan ve derinlemesine irdelenmesi gereken filmlerin aranan aktristi olmaktaydı.

1981 yapımı Deli Kan ile çizgilerini değiştiren ve Türk Sineması’nda kadının yerini daha fazla belirginleştiren yapımlarıyla ön plana çıkan bu iki isim daha sonrasında şüphesiz o dönem ki sinema anlayışına farklı bir bakış açısı getirmeleriyle ön plana çıkmaktaydılar. Çektikleri bu filmden sonra; Dağınık Yatak (1984), Adı Vasfiye (1985), Dul Bir Kadın (1985), Aaahh Belinda (1986) ve Asiye Nasıl Kurtulur (1986) filmlerinin altına imza atan ikili deyim yerindeyse sinemamızın bal ve kaymağı olmaktaydılar.

Kariyerinin en olgun ve kadınsı çağlarını yaşayan Müjde Ar ve entelektüelliği ile taraflı tarafsız herkesin saygı beslediği Atıf Yılmaz’ın yollarının kesişmesi, şüphesiz sinemamızın başına gelen en güzel birkaç olaydır biridir. Kolaycılık tuzağına düşmeyen, para kazanmak yerine derdi olan filmlerin altına imzasını atan bu ikili, kâh güldürdükleri kâh düşündürdükleri yapımlarla 80’lerin en güzel taraflarından biri olmayı da başarmışlardır.

5 Tim Burton – Johnny Depp

Tim Burton – Johnny Deppİkili tanımını sonuna kadar hak eden ve birbirini tamamlayan detaylarla beliren iki fantastik isim var sırada. Tarihin en nevi şahsına münhasır bileşimini temsil eden ve çektikleri her filmle izleyenlerine adeta görsel bir şölen yaşatan Tim Burton-Johnny Depp ikilisi, kuşkusuz bu listenin en sevilen isimlerinin başında yer almaktadır.

İlk olarak Tim Burton’ın efsanevi filmi Edward Scissorhands (1990 – Makas Eller) için bir araya gelen bu ikili, orada izleyenlerine öylesine masalsı öylesine naif bir hikâye armağan etmişti ki, bir daha ayrılmaları da neredeyse imkânsız bir hale bürünmüştü. Sahi, Makas Elleri izleyip de duygu karmaşasını derinlerinde hissetmeyen kimse var mıdır?

Bu ikili, bir yandan güldürüp diğer yandan ise fantastik bir atmosfer altından izleyenlerine sağlam bir melodram servis etmeyi hiç ihmal etmedi. Ed Wood (1994), Sleepy Hollow (1999), Charlie and the Chocolate Factory (2005), Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street (2007) gibi hepsi ayrı ayrı kült olmuş birçok başarılı filmin altına imzalarını atan bu ikili, yakın dostluklarıyla da filmlerine samimiyet katmayı her zaman başarmışlardır.

Karizmatik Johnny Depp’in en özgün karakterlerine Tim Burton filmlerinde büründüğünü söylersek hata etmiş olmayız. Nitekim Burton, ona her zaman öylesine roller armağan etmişti ki Johnny Depp’in tüm yeteneği ile izleyenlerini büyülememesi neredeyse imkânsız bir durum haline geliyordu. Keza, o yeteneği ve bakışlarıyla izleyenlerini büyülerken, Tim Burton da bir yandan, kurduğu şahane mizansen ve görselliği ile hiçbir sinema filminden alınmayacak derecedeki hazzı servis etmekle meşguldü. İşte tam da bu yüzden, bu ikiliyi sinema tarihinin en iyi ikililerinden biri olarak saymamız mümkün hale geliyor. Özgünlük ve samimiyet; onların en önemli ayırt edicileridir.

4 Natuk Baytan – Kemal Sunal

Natuk Baytan – Kemal SunalŞimdi birçoklarınız diyebilir. Kemal Sunal, Ertem Eğilmez sayesinde meşhur olmuş, hayatımıza girmiş birisidir diye. Evet, bu karşı çıkılmayacak bir gerçek. Onu Ertem Eğilmez keşfetmiş ve Türk Sineması’na armağan etmiştir. Ancak şüphe getirmeyecek bir gerçek var ki; o da Kemal Sunal sinemasının Natuk Baytan ile birlikte değişen çizgisi.

Malum, Kemal Sunal her daim sinemamızın en komik oyuncularından biri olmuştur. Onun gülen bakışları yahut kırk kilometre öteden hissedilen samimiyeti, Kemal Sunal’ı muadillerinden ayıran ve onu halktan biri yapan yegâne unsurlardan biridir. Gel gelelim ki onun yolunun Natuk Baytan ile kesişmesi, Kemal Sunal sinemasına absürtlüğü entegre eden ve belki de kendisini böylesine fazla sevmemize neden olan olayı temsil etmektedir.

Birlikte 10 filmin altına imzasını atan bu ikili; Sahte Kabadayı (1976), Sakar Şakir (1977), Avanak Apti (1978), Korkusuz Korkak (1978), Gerzek Şaban (1980), Üç Kağıtçı (1981), Yedi Bela Hüsnü (1982), Tokatçı (1983), Atla Gel Şaban (1984), Tarzan Rıfkı (1986) birlikte çalışmış ve izleyenlerine doyumsuz kahkahalar armağan etmiştir.

Onları ikili olarak tanımlamamızın yegâne sebebi, Natuk Baytan’ın Kemal Sunal’ın içindeki eğlenceli tarafı tamamıyla özgür bırakmasıyla alakalıdır. Nitekim bu ikilinin çektiği filmlere baktığımız vakit, sosyal içerikten daha çok güldürmenin amaç edindiğini görmekteyiz. Bu da ister istemez onları çok sevmemize ve izlerken fütursuzca gülmemize olanak sağlamaktadır.

Birbirlerini yücelten ve tarihe adını altın harflerle kazıyan bu iki isim, kuşkusuz dönemin en eğlenceli yanlarından birini de temsil etmekteydi. Ne diyelim, iyi ki Kemal Sunal Natuk Baytan’la çalışmış ve o absürt filmleri izleyenlerine armağan etmiş.

3 Martin Scorsese – Robert De Niro

Martin Scorsese – Robert De NiroListede ikinci kez karşımıza çıkan Martin Scorsese, uzun yıllar Robert De Niro ile yaptığı iş birliği ile anılan bir yönetmendir. Nitekim bu ikilinin uyumu, sinema tarihine eşsiz filmler armağan etmiş ve deyim yerindeyse her defasında izleyenlerini mest etmeyi başarmıştır. Eğer ki şimdilerde Scorsese ve De Niro için kendi alanlarının en iyileri diyebiliyorsak, bunda kuşkusuz birbirlerine sırtlarını dayamalarının payı fazlasıyla büyüktür.

İki isminde henüz kariyerlerinin başındayken çektikleri ve birlikte çıkacakları basamakların müjdecisi olan Mean Streets (1973) onların birlikteliğinin başlangıcını simgelemektedir. Daha sonrasında, Taxi Driver (1976), New York New York (1977), Racing Bull (1980), The King of Comedy (1983), Goodfellas (1990), Cape Fear (1991) ve Casino (1995) gibi her biri ayrı ayrı kült olmuş filmlerin altına imzasını atan bu iki isim, tüm sinemaseverlerin de haklı övgüsünü kazanmaktaydı.

Birbirlerini çok iyi tanıyan ve bu uyumu filmlerine pozitif bir şekilde aktaran Scorsese – De Niro ikilisi, aralarındaki dostane ilişkiyle de adeta parmak ısıttırmaktadırlar. Tarihin en iyi ikililerinden olan ve birbirlerini yücelten duruşlarıyla her daim örnek teşkil eden bu ikili, yaptıkları filmlerle ölümsüzlüklerini kanıtlamayı başarmıştır. Sahi, bir Scorsese – De Niro filmi izlerken aldığımız hazzı, başka hangi ikiliden bu denli yüksek alabiliriz ki? Yalnızca samimiyetlerini filmlerine aktarmalarıyla değil aynı zamanda profesyonellikten de bir an olsun ödün vermeyen tavırlarıyla, her daim takdiri hak etmektedirler.

2 Quentin Tarantino – Samuel L. Jackson

Quentin Tarantino – Samuel L. JacksonBirbirlerini yücelten ve deyim yerindeyse ele ele verip zirveye doğru emin adımlarla çıkan bir başka ikilide sıra. Orta sınıf bir aktör olarak hatırlanan ve bir üst seviyeye çıkmasına imkânsız gözüyle bakılan Samuel L. Jackson’ı şaha kaldıran Tarantino, aynı zamanda ona verdiği el sayesinde de yücelmeyi başarmıştır.

Onların birlikteliği için, tarihin en kanlı buluşması yorumunu da yapmak mümkün. Nitekim Tarantino filmlerinin olmazsa olmazı şiddet ve kan, zaman zaman rahatsız edici düzeye gelse bile Samuel L. Jackson’ın ekranda görünmesiyle birlikte yerini hayranlığa bırakmaktadır. Çünkü o, Tarantino evreninin göze en hoş gelen detayı olarak öne çıkmaktadır.

İlk olarak 1994 yapımı Pulp Fiction filminde beraber çalışma şansı yakalayan bu ikili, daha sonrasında ise Jackie Brown (1997), Kill Bill: 2 (2004), Django Unchained (2012), The Hateful Eight (2015) filmlerinde omuz omuza vererek adeta başarılarını perçinlemişlerdir. En iyi Quentin Tarantino filmleri, Samuel L. Jackson ile şahlanmıştır.

Her ne kadar Samuel L. Jackson, Tarantino sayesinde Hollywood’un aranan oyuncularından biri olmayı başarmış ve sayısız filmde yer almış olsa da, Tarantino olmadan çektiği filmler hep eksik, hep kekremsi bir tat vermektedir. Nitekim onlar birbirlerini öyle tamamlamaktadır ki, bu filmleri izleyen kişinin sevdiği en leziz yemeğin tadını anımsatmaktadır.

Nitekim Tarantino’da bunun bilincinde olacak ki Samuel L. Jackson olmadan, onun yarattığı aurada yoksun pek film çekmek istememektedir. Nitekim yönetmenin filmografisine baktığımız vakit, Samuel L. Jackson olmadan çektiği film sayısının oldukça az olduğu gerçeğiyle karşılaşmaktayız. Bu nedenledir ki; onları tarihin en çok yakışan ve asla ayrılmaması gereken ikililerinden biri olarak lanse etmek mümkün hale geliyor. Ne diyelim, Tarantino yönetsin, Samuel L. Jackson oynasın; biz de hayranlıkla ekran karşısındaki yerimizi alalım!

1 Yavuz Turgul – Şener Şen

Yavuz Turgul – Şener ŞenListenin zirvesine geldiğimiz vakit, bir miktar duygusal davrandığımızı itiraf etmemiz gerek. Ancak Yavuz Turgul – Şener Şen birlikteliği de zirveye ziyadesiyle yakışmadı mı?

70’lerde canlandırdığı Badi Ekrem karakteri ile hayatımıza giren ve o gün bugündür de ailemizden biri olmayı başarmış ender oyunculardan olan Şener Şen, tüm sinema kariyeri boyunca bizi kâh güldürmüş kâh hüzünlendirmiştir; ancak her defasında da en sevdiğimiz isimlerden biri olmuştur.

Onun yerinde durmayan mizahını askıya alıp, sinemasının değişim sürecine girmesi ile Yavuz Turgul ile başlayan dostluğuna tekabül eder. Nitekim usta sinemacı Turgul da Şener Şen gibi Arzu Film ekolünün mutfağında yetişmiş, Ertem Eğilmez’in hocalığından nasibini almış biridir. Ee tabii bu tecrübeler onun yeteneği ile birleştiğinde ise, tadına doyulmaz senaryoları bizlere armağan etmiştir.

Yavuz Turgul’un Fahriye Abla (1984) dışında yönetmenliğini yaptığı tüm filmlerde boy göstermiştir Şener Şen. Muhsin Bey (1987), Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990), Gölge Oyunu (1992), Eşkıya (1994), Gönül Yarası (2004), Av Mevsimi (2010) gibi ayrı ayrı Türk Sineması’na geçmiş filmlerde birlikte çalışan iki isim adeta etle tırnak olmayı da başarmıştır.

Onların birlikteliğini ise başka bir noktada konumlandırabiliriz. Çünkü bu iki isim uzun yıllardır başkalarıyla çalışmayı reddetmiştir. Şener Şen’in Yavuz Turgul’un olmadan girdiği son işe göz atmak için 1988 yılına Zengin Mutfağı’na kadar uzanmamız gerekir. Keza Turgul için de durum farksız değildir. Tabii onları tarihin en büyük ikililerinden biri olarak anmamızdaki asıl önemli unsur ise, yalnızca birlikte üretme istekleri değil. En başta yarattıkları sevgi, samimiyet ve gerçekçilik algısının filmlerinde olanca vuruculuğu ile vuku bulması. Hatta filmlerinin adeta hayatın içinden pasajlar sunması, bu ikiliyi yücelten en önemli unsur olarak öne çıkmaktadır.

Yalnızca ülkemiz sinemasının değil, dünyanın da sayılı ikililerinden olan Yavuz Turgul ve Şener Şen, kaliteden asla ödün vermeyen, ciddi yapımlarıyla sinemamızın yüz aklarından olarak her daim hatırlanacaktır.




Yorumları Görmek İçin Tıklayın

Diğer yorumlar ( 0 )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir