Paylaşım

Modern Zamanların En İyi 30 Euroleague Oyuncusu


 

Avrupa'nın bir numaralı basketbol organizasyonu olan Euroleague'in efsaneleşmiş oyuncularına göz atmaya ne dersiniz? Karşınızda modern zamanların gördüğü en iyi 30 oyuncu.

Dünya genelinde basketbolu ikiye ayırmak en doğrusu olacaktır muhakkak. NBA ve diğerleri… Ancak o diğerleri içerisinde bir oluşum var ki kalitesiyle, oynanan basketbolun seviyesiyle muadillerinden inci gibi ayrılmakta. Evet, Avrupa’nın bir numaralı organizasyonu Euroleague’den bahsediyoruz.

Kuruluşu 1950’lere dayanan ancak tarih boyunca birçok evrimi de beraberinde getiren Euroleague, şimdilerin en büyük organizasyonlarından olan Final Four’u ilk olarak 1987 yılında gerçekleştirmiş ve esasen Avrupa’da basketbolun daha geniş kitleler tarafından takip edilmesine vesile olmuştur. Nitekim bahsettiğimiz yıllar, NBA’in basketbol konusunda tek söz sahibi olduğu zaman dilimini içermektedir.

Tarih boyunca Euroleague’i güçlendirme hamleleri de peşi sıra gelmiştir. Bunlardan en önemlisi ise 2000’lerin başında yaşanmaktaydı. Nitekim o tarihe kadar Avrupa Kupası adıyla oynanan organizasyonun adının Euroleague olarak değiştirilmesi öne sürülmüş. Ancak ULEB ile FIBA arasında yaşanan anlaşmazlıktan dolayı lig ikiye bölünmüştür. Bir tarafta İtalya, Yunanistan, İspanya, Türkiye gibi ülkelerin yer aldığı Euroleague, diğer tarafta ise Baltık ülkelerini içeren Suproleague. Tabii ki, bu ikiye bölünme çok uzun sürmemiş ve 2001 yılında Avrupa’nın önde gelen tüm takımları Euroleague adı altında birleşmiş ve esasen günümüzün en önemli basketbol organizasyonlarından birinin de temelini böylelikle atmışlardır.

Asıl popülaritesine milenyum ile birlikte erişen Euroleague, kuşkusuz ki Dünya genelinde en çetin basketbolun oynandığı turnuva konumunda. NBA gibi şovun ön planda olmadığı, aksine dişe diş mücadelenin, savunmanın ön plana çıktığı; koçların tüm sinsi oyun planlarını sahaya yansıttığı bu değerli turnuva, gerçek basketbol severler için bulunmaz bir Hint kumaşı niteliğinde. Tabii durum böyle olunca da, Euroleague’in büyümesine vesile olduğu değerler yok değil. Eğer ki şimdilerde Mirsad Türkcan, yalnızca bizim değil, tüm Avrupa’nın görmüş olduğu en büyük ribaund canavarlarından biri konumundaysa bundaki en büyük pay sahibi şüphesiz Euroleague.

Malum, bu sene İstanbul Final-Four’a üçüncü kez ev sahipliği yaptı. Temennimiz Zeljko Obradovic yönetimindeki Fenerbahçe’nin kupayı kazanması ve kendi efsanesi yaratması yönündeydi. Fenerbahçe yüzümüzü kara çıkartmadı ve şampiyon olarak göğsümüzü kabarttı.

Fenerbahçe EuroleagueTabii onlar kendi efsanelerini yarata dursun, biz de bir yandan Euroleague’in bizlere sunduğu en unutulmaz değerlere göz atalım. İstedik ki organizasyon Euroleague adını aldıktan sonra ya da bir başka değişle modern zamanlarda Avrupa’da gördüğümüz en muazzam oyuncuları sizler için derleyelim. En baştan uyaralım. Drazen Petrovic, Nikos Galis ya da Toni Kukoc  gibi Avrupa’nın efsane olmuş simge figürlerini listede göremeyince şaşırmayın. Çünkü bu liste, 2000 sonrasını içermekte ve organizasyonun Euroleague adını aldıktan sonra efsaneleştirdiği isimleri ele almaktadır. Lafı fazla uzatmayalım ve modern zamanların gördüğü en iyi 30 Euroleague oyuncusu ile sizleri baş başa bırakalım.

30 Felipe Reyes

Felipe Reyesİspanyol basketbolunun yaşlanmayan, ilk günkü dinamizmi ile oynayan uzunu Felipe Reyes ile listemize start verelim. Resmi kayıtlara göre 286 Euroleague maçına çıkan ve bu süre zarfı içerisinde tarihin en skorer beşinci oyuncusu konumunda bulunan Reyes, aynı zamanda ribaundlardaki efektifliği ile de hafızalarımıza yer etmiştir.

Kariyerine Adecco Estudiantes takımında başlayan ve 2004 yılında Real Madrid’e transfer olan efsanevi uzun, esasen kariyeri için en önemli adımı da burada atmıştır. Nitekim o, bu tarihten sonra bir daha takım değiştirme gereği duymamış ve varını yoğunu Eflatun-Beyazlılar için ortaya koymuştur.

Halihazırda basketbol yaşantısı devam eden ve profesyonelliği ile taraflı-tarafsız herkesin saygısını kazanma şerefine erişen Felipe Reyes, belki muadilleri kadar üstün yetenekli değil. Ancak o çalışma azmi ile her daim gençlere örnek olarak gösterilebilecek ender basketbolculardan biri olarak da tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır.

29 Rudy Fernandez

Rudy FernandezDinamizm, patlayıcılık ve daha fazlası… Hepsini Rudy Fernandez için dile getirebiliriz. Çünkü o, Avrupa’nın son yıllarda gördüğü en özel oyunculardan biri.

Kariyerine Joventut ile başlayan ve ilk Euroleague tecrübesini de bu formayla tadan Rudy, daha sonrasında NBA’in yolunu tutanlardan. Nitekim siyahî oyuncuları benzeyen atletizmi ile dikkatleri hemen üzerine çeken İspanyol oyuncu, smaç yarışmasına da katılarak rüştünü ispat etmiştir. NBA’de pek de fena olmayan bir performansın altına imza atsa da Avrupa’ya dönme kararı alarak Real Madrid’in yolunu tuttu. Şimdi Rudy için bir Euroleague efsanesi olma zamanıydı!

Real Madrid ile ilk olarak 2011-2012 sezonunda Euroleague’de boy gösteren ve sonrasında da bu ligin gediklilerinden biri haline gelen Rudy Fernandez, Eflatun-Beyazlıların en önemli parçası konumunda. Nitekim yıllardır Final-Four’da yer alan ve şampiyonluğun en büyük adayı olarak beliren Madrid ekibinin bu durumda olmasının en önemli değişkeni Rudy Fernandez.

Gerektiğinde takımına liderlik yapan, sorumluluk almaktan asla kaçmayan, gerek boyalı alandaki patlayıcılığı ile gerekse yüksek şut yüzdesiyle komplike bir oyuncu olan Rudy, halihazırda da en önemli İspanyol basketbolculardan biri konumunda. Henüz 32 yaşında olan ve önünde üst düzey performans sergileyebileceği 3-4 senesi olan başarılı guard, şüphesiz ki basketbolu bıraktığında, en önemli Euroleague efsanelerinden biri olarak da anılacaktır.

28 Ioannis Bourousis

Ioannis BourousisSırada çok enteresan ancak her yönüyle Euroleague tarihine geçmiş bir Yunan pivot var. Bourousis için, inişli çıkışlı grafiğin sözlük karşılığı desek hata etmiş olmayız. Nitekim o, bir maç harikalar yaratırken diğer maç yokları oynayabilir. Yahut bir sezonun en değerli figürlerindenken, diğer sezon gözle görülmeyecek kadar düşük performans sergileyebilir. Ancak her şeye rağmen o, yakaladığı istatistiklerle organizasyonun en iyilerinden olmayı başarmıştır.

1983 Yunanistan doğumlu olan oyuncu, 2.15 olan boyuyla henüz genç yaşlarında dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır. 2001 yılında AEK’da başlayan kariyeri de bu nedenle büyük bir ivme kazanmış ve onun ribaund sezgisi ve top hakimiyeti ile birleşince de Avrupa’nın değerli uzunlarından birine evrilmesine ön ayak olmuştur. AEK’da gösterdiği performans, ona Olympiacos’un kapılarını açmış ve hemen akabinde NBA’in de dikkatini çekmeyi başarmıştır. Ne var ki Bourousis, San Antonio Spurs’un ona önerdiği kontrat teklifini reddetmiş ve bildiği topraklarda, Avrupa’da kalmayı yeğlemiştir.

Kariyeri boyunca Armani Milano, Real Madrid, Labarol Kutxa gibi takımları gezen deneyimli pivot, şimdilerde Panathinaikos’un başarısı için ter dökmekte. Artık 34 yaşında olan ancak buna rağmen hala sahanın en iyilerinden biri olma konusunda fazlasıyla özen gösteren Ioannis Bourousis, hali hazırda Euroleague tarihinin de en iyi ribaundcısı konumunda. Çıktığı 284 maçta 1603 ribaund alan ve Felipe Reyes’in önünde, lider bulunan Bourousis, oyuna yaptığı pozitif katkı ile de unutulmaz arasına girmeyi başarmıştır.

27 Viktor Khryapa

Viktor KhryapaEğer ki şimdilerde, CSKA Moskova için, Euroleague tarihinin en iyilerinden yakıştırmasını yapabiliyorsak, bundaki en büyük pay sahiplerinden biri de şüphesiz Rus uzun Viktor Khryapa. Nitekim o, kendisine verilen her direktifi başarıyla yerine getiren, deyim yerindeyse tam bir görev adamı olarak öne çıkan duruşuyla da her daim takdiri fazlasıyla hak etmiştir.

1982 Ukrayna doğumlu olan Rus uzun, kariyerine BC Khimik takımında başlamış ve burada gösterdiği performansla Rusya ligine transfer olmuştur. İlk olarak Avtodor Saratov takımında oynayan ve sonrasında adının özdeşleşeceği CSKA Moskova’ya transferi gerçekleşen Khryapa, burada iki harikulade sezon geçirdikten sonra NBA’in yolunu tutmuş; burada orta düzey bir performans göstererek tekrar Moskova’ya dönmüştür. Nitekim bu dönüş, onun adının git gide efsaneler arasında anılmasına da vesile olmuştur.

Hali hazırda hala CSKA Moskova takımının başarısı için ter döken ve Rus ekibini Avrupa’nın elit takımlarından biri haline getirmedeki en önemli değişkenlerden biri olarak beliren Viktor Khryapa, oyunda olduğu süre zarfında rakibe korku salan, atletik yapısıyla muadillerinden ayrılan, eşine benzerine az rastlanacak türden bir dört numara olarak arz-ı endam etmektedir.Son yıllarda sakatlıklarla boğuşsa da bu sene eski performansından kesitlerle huzurlarımıza gelen deneyimli oyuncu, İstanbul’daki Final-Four’unda belirleyici figürlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

26 İbrahim Kutluay

İbrahim KutluayAvrupa tarihinin gördüğü en keskin şutörlerden biri olan İbrahim Kutluay, şüphesiz Türk basketbolunun da en unutulmaz simalarından biri konumundadır. Nitekim o yalnızca yeteneği ile değil aynı zamanda lider ve efendi kişiliği ile de her daim takdir toplamayı başarmış bir sporcudur.

Basketbola taraftarı olduğu Fenerbahçe’nin altyapısında başlayan ve daha sonrasında Efes Pilsen’in yolunu tutan İbrahim Kutluay, burada ortaya koyduğu başarılı performans ile AEK’ya transfer olmuş ve Yunanistan liginde boy gösteren ilk Türk oyuncu unvanına erişmiştir. Dönemin önde gelen takımlarından AEK ile gerek Euroleague’de gerekse Yunan Ligi’nde gösterdiği performansla Panathinaikos’un yolunu tutan İbrahim Kutluay, ilk Avrupa şampiyonluğuna da burada erişmiştir. 2002 yılında şampiyon olan Yeşil-Beyazlıların en önemli dişlilerinden biri olan İbrahim, taraflı tarafsız da herkesin saygısını kazanmayı bilmiştir.

Onun için kilit noktalardan biri ise, 2004 yılında oynanan Türkiye-Amerika hazırlık maçıydı. Nitekim bu maçta ortaya koyduğu insanüstü performansla scoutlarının dikkatini çeken İbrahim, kendisini 31 yaşında NBA’de bulacaktı. Ne var ki gittiği Seattle Supersonics’te fazla forma şansı bulamayan yetenekli oyuncumuz, tekrardan Avrupa’nın yolunu tutacak ve Panathiniaikos’a transfer olacaktı. Keza bu transfer, o dönem Euroleague’in kaderini de belirleyen en önemli hamlelerden biri olmuş ve İbrahim’in Pana’yı bir kez daha Final Four kürsüsüne taşıyan en önemli oyuncu olarak öne çıkmasına vesile olmuştur.

Daha sonrasında Fenerbahçe’nin Ülker ile birleşmesi neticesinde tutkunu olduğu Sarı-Lacivert formayı üzerine geçiren “İbo” ilerleyen yaşına rağmen bir an olsun bile profesyonelliğinden ödün vermemiş ve alıştığımız keskin şutlarını rakip potaya göndermeye devam etmiştir. Türk basketbolunun gördüğü en özel oyunculardan biri olan ve adını Avrupa arenasında da efsane olarak lanse ettiren İbrahim Kutluay, şimdilerde dahi Euroleague’in en iyi şutörleri listesinde zirveyi zorlamaktadır.

25 Jorge Garbajosa

Jorge Garbajosaİspanyol basketbolunun son yirmi yıllık çıkışındaki en büyük pay sahiplerinden biri olan ve yeteneği ile göz kamaştıran Jorge Garbajosa; Avrupa, NBA demeden her yerde takdir toplamayı başaran ender basketbolculardan biri.

1977 doğumlu olan İspanyol uzun, Tau Ceremica’da başladığı kariyerinin başında İtalya’ya transfer olmuş ve Benetton ile ilk Euroleague tecrübesini tatmıştır. Nitekim onu tüm Avrupa’ya tanıtanın da bu yıllar olduğunu dile getirmekte yarar var. Özellikle uzun boyuna rağmen, dış şutlarda elde ettiği başarı ile muadillerinden ayrılmayı başaran Garbajosa, başarılı geçen Benetton macerasından sonra ülkesine dönmüş ve Malaga’nın yolunu tutmuştur. Burada da performansını katlamaya devam etmiş ve neticesinde şansını NBA’de denemeye karar vermiştir. Eğri oturalım, doğru konuşalım. Hem Avrupa’da hem de NBA’de başarılı olan oyuncu genelde pek fazla çıkmaz. Ancak Garbajosa bunu da başarmış ve Toronto Raptors formasıyla Kanadalı taraftarların gönlünü kazanmayı bilmiştir.

Daha sonrasında Avrupa’ya dönme kararı alan ve Malaga ile Real Madrid formalarını terleten Garbajosa, her ne kadar eski başarılı performansından uzak bir görüntü çizse de varlığı ile rakiplere korku salmayı bilmiştir. Bu nedenledir ki kendisi, Euroleague’in görmüş olduğu en üst düzey uzunlardan biri olarak hala popülaritesini korumaktadır.

24 Luis Scola

Luis ScolaPamuk gibi bir bilek, harikulade bir estetik ve her defasında şapkadan tavşan çıkarmayı başaran Luis Scola. Arjantin doğumlu oyuncu için gerçek bir Euroleague efsanesi benzetmesini rahatlıkla yapabiliriz. Nitekim o, yedi sezon boyunca formasını terlettiği Tau Ceramica’nın en önemli dişlisi olmayı başarmış ve takımının her daim zirvenin bir parçası olarak konumlanmasına olanak sağlamıştır. Keza bu başarılı performans da ona NBA’in kapılarını ardına kadar açmıştır.

Uzun siyah saçları ve sırtı dönük oyunda harikalar yaratan yapısıyla hafızalara kazınan Scola’yı özel yapan yegâne husus, şüphesiz ki yumuşacık bileğidir. Nitekim o bileği sayesinde, hiç beklenmedik anda sayıya ulaşabilen Scola, aynı zamanda orta mesafeden gönderdiği yüksek yüzdeli şutuyla da sahanın en korkulan oyuncularından biri olmayı başarmıştır.

2007 yılına kadar simgeleştiği Tau Ceramica’nın formasını terleten, daha sonrasında ise NBA’in, Houston Rockets’ın yolunu tutan Scola, beklentileri karşılamış ve burada da üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmiştir. Arjantin’in son yıllarda yetiştirdiği en önemli değerlerden biri olarak kabul gören ve Avrupa basketboluna da adını altın harflerle yazdıran deneyimli uzun,  geriye dönüp baktığımızda; pota altında hüküm süren en muazzam isimlerden biri olarak da hafızlarımızda yer etmiştir.

23 Igor Rakocevic

Igor RakocevicSayıyı koklayabilen, pota ile yakın bir münasebeti bulunan ve her daim odak noktasına gitmeyi başarabilen ender skorerlerden biri olan Igor Rakocevic, Efes Pilsen formasını terletmiş olsa da onu daha çok Tau Ceramica yıllarında ortaya koyduğu performans ile hatırlıyoruz.

Onun için en doğru tanım saf bir skorer olduğu olacaktır. Nitekim Rakocevic, oyunu iki yönlü oynayamayan, daha çok rakip alanda etkili olabilen ancak bunu da muazzam bir şekilde gerçekleştiren oyuncu olarak akıllarda yer etmiştir. Tau Ceramica’da geçirdiği zaman diliminde üç yıl üst üste Euroleague’in sayı kralı olan Rakocevic, akabinde Efes Pilsen’e transfer olmuştur. Esasen onun kariyerinin düşüşe geçmeye başladığı evrede İstanbul’a gelmesiyle başlamıştır. İlk sezonunda pek varlık gösteremeyen, ancak ikinci Efes sezonunda toparlanan ve alıştığımız Rakocevic’ten kesitler sunan başarılı oyuncu, sonrasında ise Siena’ya transfer olmuştur. Siena’da son Euroleague sezonunu geçiren ve yine skorer kimliğinden kesitlerle karşımıza gelen İgor Rakocevic, kısa bir süre zarfı içerisinde ortaya koydukları ile Euroleague’in tarihine girmeyi başarmış ve unutulmazlar arasındaki yerini almıştır.

22 Arvydas Macijauskas

Arvydas MacijauskasSırada bir başka keskin nişancı var. Nitekim Arvydas Macijauskas öylesine sıkı bir şutördü ki ona saha içerisinde herkes “Kalaşnikof” derdi. Çünkü o, şut atmaya başladı mı durdurulması neredeyse imkânsız olan ve deyim yerindeyse makineye bağlayan bir basketbolcuydu. Onu da Avrupa’nın efsanelerinden biri haline getiren yegâne husus budur.

Özellikle 2003 ve 2005 yılları arasında oynadığı Tau Ceramica’da harikalar yaratan Arvydas Macijauskas, bu iki Euroleague sezonunda gösterdiği performans ile bir anda ligin en kalburüstü oyuncularından biri konumuna gelmiş ve NBA’in yolunu tutmuştur. Ne var ki yaşadığı talihsiz sakatlıklar “Kalaşnikof”u formdan düşürmüş ve Amerika’da tutunamamasına yol açmıştır. O da Avrupa’ya dönmüş ancak bir türlü eski formunu yakalayamamıştır. Olympiacos’ta iki Euroleague sezonu geçiren ve ilkinde yalnıza iki maça çıkabilen, ikinci sezonunda ise eskiye nazaran toparlanmış izlenimi yaratan başarılı oyuncu, sağlığını iyiden iyiye kaybedince genç yaşta basketbolu bırakmak zorunda kalmıştır. Akıllarda ise onun destansı şutları ve ritim yakaladı mı önüne geçilmesi zor olan üçlükleri kalmıştır.

21 Pablo Prigioni

Pablo PrigioniAvrupa’nın tarihinin en geniş saha görüşüne sahip guardlarından olan ve oyunu yönlendirişiyle taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanan Pablo Prigioni, tam bir lider oyuncu olarak arz-ı endam etmektedir. Nitekim onun tüm bu başarılı kariyerini, NBA ile süslediğini de dile getirmekte yarar var.

İlk olarak 2003 yılında Tau Ceramica forması ile Euroleague’e adım atan ve o tarihten itibaren yükselen başarı grafiği ile parmak ısırtan Arjantinli oyuncu, attığı sayılardan çok attırdıkları ile gündeme gelenlerden. Nitekim o, hiç beklenilmedik bir anda tüm sahayı geçen bir pas vererek, arkadaşına kolay sayı atma imkânı tanıyabilir. Ya da oyun tümden sıkıştığında sazı eline alarak, şapkadan tavşan da çıkarabilir. Keza bu iki husus Prigioni’yi Avrupa’nın en özel isimlerinden biri yapmaktadır.

Avrupa’da Real Madrid forması da giyen Pablo, aralarında New York, Houston, Clippers gibi takımlarında bulunduğu NBA kulüplerinde de şansını denemiş ve oyun zekâsı ile burada da tutunabilmeyi başarmıştır.

20 Andrei Kirilenko

Andrei KirilenkoDünya gözüyle Euroleague’de de izleyebildiğimiz güzide oyunculardan biri olan Andrei Kirilenko yahut bilinen ismiyle anmak gerekirse “AK-47” Rus tarihinin yetiştirdiği en önemli sporculardan da biri konumundadır.

Özellikle Mehmet Okur ile takım arkadaşı olduğu Utah Jazz günlerinden hafızlarımıza kazınan Kirilenko, bir üç numaraya göre üstün seyreden fiziği ile rakiplerine üstünlük sağlamayı başarmış, yalnızca hücumu değil aynı zamanda karşısındakine korku salan savunması ile de adını tarihe altın harflerle yazdırmıştır. İlk olarak NBA’de Lockout’un gerçekleştiği sezon CSKA Moskova’ya dönmüş ve sezonu burada kapatmıştır. Nitekim bu sezon Euroleague’in de MVP’si olmayı başaran Kirinlenko efsanevi CSKA kadrosun en önemli bileşeni olmuş ve takımını zafere doğru emin adımlarla götürmüştür.

Keşke Avrupa’da daha fazla izleme şansına sahip olsaydık dediğimiz ender oyunculardan biri olan Kirilenko, başarılı CSKA sezonundan sonra NBA’e dönmüş ancak yaşadığı sakatlıklardan dolayı bir türlü eski ritmini yakalayamamıştır. Bunun neticesinde 2015 senesinde tekrardan Moskova ekibinin yolunu tutan AK-47, eski performansını mumla aratsa da tüm endamıyla huzurlarımıza gelerek, bir kez daha kendisine hayran bırakmayı başarmıştır.

19 Manu Ginobili

Manu GinobiliYalnızca Avrupa’nın değil, aynı zamanda tüm dünyanın gördüğü en yetenekli ve işine sadık profesyonellerinden biri olan Manu Ginobili, her ne kadar hala formasını giydiği San Antonio Spurs ile özdeşleşse de bir dönem onu Avrupa’da da izlemiştik.

Onun listede bu kadar geride olmasının tek sebebi, yalnızca iki Euroleague sezonunda yer almasından ibaret. 2000-2001 ve 2001-2002 sezonlarında o zaman ki adıyla Kinder Bologna formasını terleten ve ortaya koyduğu performansla tüm dünyanın ilgisi çeken Arjantinli, şüphesiz bu organizasyonun görüp görebileceği en yetenekli isimlerden biri olarak da öne çıkmaktadır.

2001 yılında Euroleague MVP’si seçilen ve bir sonraki yıl En İyi İlk Beş’e adını yazdıran Ginobili, her ne kadar kısıtlı bir süre için Avrupa’da bulunmuş olsa da yaptıkları ile tarihe adını altın harflerle kazımıştır. Nitekim onun Avrupa’da yaptıklarının yalnızca birer fragman olduğu, NBA’de yaptıkları ile açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Nitekim 1977 doğumlu olan ve 40. yaş gününü kutlamaya hazırlanan Ginobili, geçtiğimiz haftalarda Batı Konferansı Yarı Finali’nde Houston Rockets karşısında harikalar yaratırken, gençliğinden pasajlar sunmayı da başarmıştır.

Ginobili için ne desek az kalacaktır. Çünkü onun gibi efsaneler maalesef ki her gün dünyaya gelmiyor. Oynadığı her dakika, terinin son damlasını sahaya koymasıyla türevlerinden ayrılan ve profesyonel duruşu ile tarihin en iyilerinden biri olarak hatırlanacak olan oyuncuyu Euroleague’de seyretmiş olmak da şüphesiz Avrupa basketbolunun başına gelmiş en leziz hadiselerden biri.

18 Arvydas Sabonis

Arvydas SabonisSırada bir başka efsane var. Eğer ki bu liste, Avrupa tarihinin en iyi oyuncuları adı altında yapılsaydı, şüphesiz ki Sabonis listenin ilk üç sırasında yer almaya aday isimlerden biriydi. Nitekim o, fiziğiyle oyun görüşüyle yalnızca Avrupa’da iz bırakmamış, aynı zamanda gösterişli duruşuyla Amerikalı basketbolseverleri de kendisine hayran bırakmayı başarmıştır.

40 yaşında geri döndüğü Avrupa’da bir kez daha harikalar yaratan ve yer aldığı tek Euroleague sezonu olan 2003-2004’te, Zalgiris Kaunas formasıyla rakiplerine korku salan Sabonis, yalnızca 2.20’lik fiziği ile değil, aynı zamanda oyun zekası ile muadillerinden ayrılmaktaydı. Nitekim o, oldukça zor olan işleri kolaymışçasına göstermeyi başaran ender basketbolculardan da biridir.

NBA’de de rüştünü ispatlayan ve oyunu iki yönlü oynayışıyla adeta sahayı rakiplerine dar eden Sabonis, Avrupa’nın yetiştirdiği en önemli sporculardan da biridir. Nitekim şimdilerde Litvanya’nın ne denli büyük bir basketbol ekolü olduğundan bahsediyorsak, bundaki en büyük pay sahiplerinden biri de Arvydas Sabonis’tir. Keşke dünya gözüyle onu daha fazla seyredebilsek ve şimdilerde Euroleague’i ne denli domine edebileceğine tanıklık edebilseydik. Keşke…

17 Trajan Langdon

Avrupa basketbolunun geçmişine göz attığımızda, Amerikalı birçok oyuncunun tarihe damga vurduğunu görmekteyiz. Hiç şüphe yok ki, bunlardan en önde gelenlerinden biri de Trajan Langdon. Adı istikrar ile eş değer anılan ve skoru adeta koklayarak bulan yapısıyla muadillerinden ayrılan usta basketbolcu, izlemesi en keyif veren sporculardan biri olarak da öne çıkmaktadır.

Avrupa’ya ilk olarak Benetton formasıyla merhaba diyen ve daha sonrasında yolu İstanbul’a düşen Trajan, iki başarılı Euroleague sezonundan sonra birçok devin iştahın kabartmaktaydı. Ancak ne var ki o, tercihini Eurocup ekibi Dinamo Moskova’dan yana kullanmıştı. Nitekim başarılı grafiğini burada da sürdürdü ve bir sonraki sezon efsaneleşeceği CSKA’ya transfer oldu. Artık Trajan Langdon isminin tüm Avrupa’ya yayılma vaktiydi!

CSKA’da tam 6 sezon geçiren ve son yılı hariç hep takımın en iyilerinden biri olarak öne çıkan Trajan Langdon, özellikle keskin şutlarıyla hafızlarımızda yer etmiştir. Nitekim o, üç sayı çizgisinin dışında büyük bir tehdit oluştururken, aynı zamanda penetre yeteneği ile de fark yaratmaktaydı. Bu da onu başlı başına bir skorer hüviyetine büründüren en önemli husus olarak öne çıkmaktaydı. CSKA’nın efsanevi sezonlarında kadrosunda yer alan ve takımı yukarı taşıyan en önemli detaylardan biri olan Langdon, kuşkusuz yalnızca CSKA’nın değil, aynı zamanda Euroleague’in marka değerini arttırmada da büyük bir misyonu sırtına yüklenmiştir.

16 Alphonso Ford

Basketbol tarihinin gördüğü en trajik hikâyelerden birine sahip olan Alphonso Ford, Euroleague’de yer aldığı kısa süre zarfı içerisinde unutulmazlar arasına girmiş ve tarihin en önemli skorerlerinden biri olarak anılmayı başarmıştır.

Euroleague’de ilk olarak Yunan takımı Peristeri’nin formasını terleten ve hemen akabinde Olympiacos’a transfer olan Alphonso Ford, burada yakaladığı 24.8 sayı ortalaması ile bir anda Avrupa’nın en önemli değerlerinden biri olarak anılmayı başarmıştır. Keza bir sonraki sezon transfer olduğu Siena’da da benzer bir başarının altına imzasını atan yetenekli oyuncu, ne var ki kariyerinin zirvesindeyken kan kanserine yakalanmış ve henüz 32 yaşındayken hayata gözlerini yummuştur.

Bu tarihten itibaren, Euroleague yönetimi onun adını yaşatmak adına, normal sezonun en skorer oyuncusuna verilen ödülün adını Alphonso Ford Ödülü olarak değiştirmiş ve böylesi efsanevi bir skorerinin adının her daim yaşamasına vesile olmuştur.

15 David Andersen

David AndersenAvrupa’nın unutulmaz uzunlarından biri olan David Andersen, henüz genç yaşında keşfedilmiş ve uzun boyuna rağmen attığı delici şutları ile büyük takımların dikkatini çekmeyi başarmıştır. Birçokları için Euroleague’in Dirk Nowitzki’si olan ve Alman oyuncuya benzeyen oyun stili ile de ilgi odağı olmayı başaran David Andersen, NBA’e kadar uzanan kariyerinin en dikkate değer bölümünü CSKA Moskova günlerinde ortaya koymuştur.

Kinder Bologna ve Siena ile başlayan Euroleague macerası sonrası, 2004 yılında CSKA’ya transfer olan ve burada kulübün efsanelerinden biri haline dönüşen David Andersen, Rus ekibinde geçirdiği dört sezonda istikrarını korumuş ve kazanılan iki Euroleague şampiyonluğunun da başrolünde yer almıştır. Daha sonrasında Barcelona ve NBA’de de şansını deneyen, ancak CSKA günlerindeki performansının üstüne bir türlü çıkamayan Andersen, son olarak ise Fenerbahçe forması giymiş ve Euroleague serüvenini sonlandırmıştır. Akıllarda ise oyunu çift taraflı oynayan, yakaladığı yüksek şut yüzdesiyle büyük bir tehdit haline dönüşen, Avusturalyalı bu nevi şahsına münhasır adam kalmıştır.

14 JR. Holden

JR. HoldenMalum, şimdilerde CSKA Moskova’yı Avrupa tarihinin en iyi takımlarından biri olarak lanse ediyoruz. Bu noktada kulübün saat gibi işleyen politikalarının payı yadırganmayacak derecede büyük. Ancak CSKA’yı özel kılan hususlardan biri var ki, tadına doyulmaz bir seyirliği de beraberinde getirmektedir. Evet, JR. Holden’dan bahsetmekteyiz.

Her yönüyle CSKA ve Rus basketbolu ile özdeşleşen ve aynı zamanda Rusya Milli Takımı’nın da formasını terleten JR. Holden, basketbolu bırakana kadar, Avrupa’nın gördüğü en üst düzey guardlardan biri olarak öne çıkmaktaydı. 2002 yılında transfer olduğu CSKA’nın simgelerinden biri haline gelen ve oynadığı her maç özveri ile mücadele eden JR.Holden, yalnızca atletizmi ile değil aynı zamanda oyunu okumadaki kabiliyeti ve liderlik özellikleri ile de bir guardda bulunması gereken birçok özelliği bünyesinde barındırmaktaydı. Bu da doğru organize edilmiş CSKA’yı zafere götürmedeki en önemli hamlelerden biri olmasına olanak sağlamaktaydı.

İki Euroleague şampiyonluğu bulunan ve Rusya Ligi’ne ambargo koyan CSKA’nın lideri JR. Holden, şüphesiz Avrupa’nın gördüğü en önemli Amerikalılardan biri konumundadır. Nitekim onun basketbolu bırakmasının ardından bocalama dönemine giren CSKA, sonradan Rusya Milli Takımı’nda da oynayan guardlarının eksikliğini fazlasıyla hissettirmiştir.

13 Nando De Colo

Nando De ColoBu listenin açık ara en geçlerinden biri olan ancak yeteneği ve skora yakın oyunuyla herkesin takdirini kazanma şerefine nail olan Nando De Colo, futbol deyimiyle tabir etmek gerekirse; bulunduğu takımı maça 1-0 önde başlatan bir isim. Nitekim o durdurulması zor olan bir askerden ziyade, adeta bir kimyasal silah hüviyetinde arz-ı endam etmektedir.

CSKA’nın efsanevi kadrosunun dağılmasından sonra dümene geçen ve 2014 yılı itibari ile NBA’den Avrupa’ya kesin dönüş yapan De Colo, son üç yılın en skorer oyuncularından biri. Nitekim o, şut atabilir, içeri penetre edebilir yahut ikili oyunla sonuca gidebilir. Bir başka deyişle De Colo, top elinde olsun ya da olmasın her daim bir sayı tehdidi içermektedir. Bu da onun, Euroleague’in en iyilerinden biri olarak anılmasına ön ayak olmaktadır.

Geçtiğimiz yıl CSKA’nın kazandığı şampiyonluğun başrolünde yer alan ve uzun yıllar adından bahsettirme potansiyeline sahip olan De Colo, rakiplerin özel önlem almasına rağmen durdurulamayan ender oyunculardan biridir. Henüz 29 yaşında olmasına rağmen, NBA tecrübesini de bünyesinde barındıran Fransız guard, halihazırda Euroleague’in en değerli oyuncusu konumundadır.

12 Marcus Brown

Marcus BrownAvrupa kariyeriniz boyunca kaç üst düzey takımda oynayabilirsiniz? Bir, iki, üç? Marcus Brown, her daim zirveye oynayan ve Euroleague’in önde gelen altı farklı takımında boy göstermiş, sakatlıklarla nadir boğuşmuş ve her zaman için çıtasını fazlasıyla yüksekte konumlandırmış nadir basketbol yeteneklerinden biridir.

İlk olarak 2000 yılında Benetton ile başladığı Euroleague kariyerinde 20.3 sayı ortalaması tutturarak dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır. Ertesi sezon Efes Pilsen’e transfer olmuş ve o yıl Final-Four yapan temsilcimizin en önemli parçası konumuna yükselmiştir. Tabii bunlar Marcus için yeterli değildi. O sonrasında CSKA, Malaga, Zalgiris Kaunas, Maccabi Tel-Aviv takımlarında boy göstermiş ve çıktığı maçların hemen hemen hepsinde rakibin gözüne korku salmayı başarmıştır. Nitekim Marcus Brown, büyük bir şut tehdidi olmasının yanı sıra aynı zamanda da büyük bir karakterdi. O asla geri adım atmaz ve her daim ileriye gitmek için elinden geleni fazlasıyla sahaya yansıtırdı. Bu da onu Euroleague’in en özel oyuncularından biri olarak adlandırmamıza olanak sağlamaktadır.

Çıktığı 179 Euroleague maçında attığı 2739 sayı ile tarihin en skorer dördüncü oyuncusu konumunda bulunan Marcus Brown, oyuna katkısı tartışılmayacak derecede büyük olan, ciddi duruşunu sahaya yansıtmaktan çekinmeyen, deyim yerindeyse tam bir lider oyuncu statüsüyle arz-ı endam eden bir figürdür.

11 Mirsad Türkcan

Mirsad TürkcanTürk basketbolunun gördüğü en büyük kariyerlerden biri olan ve methi tüm Avrupa’ya yayılan ribaund canavarı Mirsad Türkcan, üst düzey sezgileri ve takımına kattıkları ile Euroleague’in en unutulmaz isimleri arasında yer almaktadır.

Basketbola Efes Pilsen altyapısında başlayan sonrasında ise 1998 draftlarında ilk tur 18.sıradan seçilerek NBA’e adım atan Mirsad, üst düzey bir oyunun oynandığı bu ligde pek varlık gösteremedi ve Avrupa’ya geri döndü. Onun için 2001 yılında transfer olduğu CSKA ise asıl yükseliş dönemin başlatan hadise olmuştur. Nitekim o yıl Euroleague’de harikulade istatistikler yakalayan Mirsad, normal sezonun da MVP’Si seçilmiştir. Bir sonraki yıl Ergin Ataman yönetimindeki Siena’ya geçen ve burada da performansını ile parmak ısıttıran Mirsad, Final-Four’a kalma başarısı göstermiş ve birçoklarının saygısını kazanmıştır.

Daha sonraları CSKA ve Fenerbahçe Ülker formaları ile izleme şansına sahip olduğumuz Mirsad, özellikle ribaundlardaki efektif tarafıyla bu alanın en iyilerinden biri olarak anılmaktadır. Çıktığı 129 Euroleague maçında 1287 ribaund alarak bu alanda 4.sırada bulunan Mirsad’ın asıl başarısı maç başına elde ettiği ortalamadır. Nitekim bu noktada lideri konumunda bulunan Ioannis Bourousis 284 maçta 1603 ribaund alabilmiştir. Aslında bu karşılaştırma bile Mirsad’ın ne denli büyük bir ribaund sezgisi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Keza onun yıllarca Avrupa’da oynamasına vesile olan en önemli husus da budur.

10 Ramunas Siskauskas

Ramunas SiskauskasTürk takımlarının tatlı belası olan, Lİtvanya basketbolunun yetiştirdiği en değerli basketbolculardan biri olarak öne çıkan Siskauskas, basketbolun pis işleri olarak adlandırılan savunmadaki varlığı ile dikkat çeken, buna rağmen hücumda da var gücüyle çalışan bir arı niteliğinde arz-ı endam etmektedir.

Benetton forması ile Euroleague’e adım atan, bir sezonluk Panathinaikos macerasından sonra, kariyerinin zirvesini yaşayacağı CSKA Moskova’nın yolunu tutan Siskauskas, her biri ayrı ayrı değerli olan CSKA organizasyonun en değerli bileşenlerinden biri olarak öne çıkmaktaydı. Özellikle savunmadaki gayreti ve hücumda yarattığı boş alanlarla arkadaşlarının eksiğini kapamasıyla fark yaratan Ramunas, oyununu fazlasıyla geliştirdiği 2008 senesinde normal sezon MVP’liğine ulaşmış ve harikulade hücum istatistikleri ile oynamıştır.

2007 ve 2008 yıllarında CSKA ile iki kez Euroleague şampiyonluğu kazanma başarısı da gösteren Siskauskas, tüm bunların yanı sıra Litvanya Milli Takımı’nda gösterdiği üstün performansla da her daim takdiri fazlasıyla hak etmiştir. Özellikle oyunu yönlendirişi, görünmeyen işleri yapışıyla farklı bir statüde olan Siskauskas,  de CSKA makinesinin doğru işlemesine vesile olan en önemli dişlilerden biridir.

9 Nikola Vujcic

Nikola VujcicEuroleague tarihinin en değerli uzunlarından biri olan ve özellikle Maccabi’nin yakaladığı başarıların gizli kahramanı olarak arz-ı endam eden Nikola Vujcic, oyunu çift yönlü oynayabilen, skorboarda katkısı kadar pota altına getirdiği hareketle de adında söz ettiren ve bu vesileyle de ismini unutulmazlar arasına yazdıran bir oyuncudur.

Euroleague kariyerine Fransız ekibi Asvel ile merhaba diyen, sonrasında ise özdeşleşeceği Maccabi Tel-Aviv’in yolunu tutan Vujcic, burada geçirdiği altı özel sezonda hem kişisel hem de kulüpsel anlamda birçok başarının altına imzasını atmıştır. 2004 ve 2005 sezonlarında Euroleague şampiyonluğunu kucaklamış, üç kez yılın takımına girmiş olan Vujcic tüm bunların yanı sıra, kişisel olarak da durdurulması zor ve kimsenin eşleşmek istemeyeceği bir uzun olarak pota altını domine etmeyi bilmiştir.

Hali hazırda Euroleague tarihinin hem en skorer hem de en fazla ribaund alan oyuncuları listesinde 11.sırada olan Vujcic, tüm bunları yalnızca 192 maçta başararak da övgüyü fazlasıyla hak ettiğini ortaya koymaktadır.

Efsanevi Maccabi macerasının ardından Olympiacos ve Efes Pilsen formaları da giyen ancak bir türlü kendini bulamayan Vujcic, İsrail’de terlettiği sarı forma ile hafızlara kazınmış ve hızlı ayaklarını, yumuşak bilekleri ile süsleyen bir uzun olarak unutulmazlar arasına adını yazdırmayı bilmiştir.

8 Anthony Parker

Anthony ParkerSırada, bir Maccabi Tel-Aviv efsanesi Anthony Parker var. Malum, Maccabi son birkaç yıldır eski şaşalı günlerinden uzak. Ancak bu demek değil ki, onların o gösterişli günlerini unutalım. Özellikle 2000’lerin başında adından sıkça söz ettiren İsrail temsilcisinin elde ettiği başarıların dümeninde Anthony Parker bulunmaktaydı.

İlk olarak ’97 senesine New Jersey Nets tarafından draft edilen ancak NBA’de pek varlık gösteremeyince Avrupa’nın yolunu tutan Parker’ın kendini bulacağı adres Maccabi olacaktır. 2000 yılında transfer olduğu İsrail ekibinde, deyim yerindeyse şaha kalkan Amerikalı oyuncu,2004 ve 2005 yıllarında 2 Euroleague şampiyonluğu kazanmış ve 2005 ile 2006 sezonlarında da normal sezonunun MVP’liğine ulaşmıştır.

Durdurulması zor bir hücum silahı olan, aynı zamanda da işin savunma tarafında da bir hayli gayretli bir oyuncu konumunda gözüken Anthony Parker, Maccabi’ye tarihinin en güzide zamanlarını yaşatırken, kendisini de bir Euroleague efsanesi olarak tarihe altın harflerle kazımakla meşguldü. Nitekim onun Avrupa’da elde ettiği başarılar, en başta tutunamadığı NBA’in kapılarını ona bir kez daha açmış ve bu sefer daha tecrübeli bir oyuncu olarak gittiği Amerika’da sağlam bir noktada durabilmeyi başarmıştır.

7 Dejan Bodiroga

Dejan BodirogaAvrupa’nın gördüğü en komplike oyunculardan biri olan, defalarca kez teklif gelmesine rağmen NBA’e gitmeyi reddeden Dejan Bodiroga, milenyum öncesi ve sonrası yaptıkları ile basketbolseverlerin görmüş olduğu en büyük yeteneklerden biridir.

Uzun boyuna rağmen hızlı ayakları ile fark yaratan ve bunu fiziği ile taçlandıran Bodiraga, potaya yüzü dönük oyunlarda tutulması neredeyse imkânsız olan bir uzun. Aynı zamanda büyük bir şut tehdidi de olan Sırp oyuncu, rakiplerin karşılaşmak istemeyeceği türden bir yeteneği bünyesinde barındırmaktadır.

Gelgelim ki onun milenyum sonrası yaptıklarına. 1998 ve 2002 yılları arasında Panathinaikos forması terleten ve burada efsanevi koç Zeljko Obradovic ile çalışan Dejan, ortaya koyduğu üst düzey performans ile 2000 ve 2002 sezonlarında Euroleague şampiyonluğuna ulaşmıştır. Sonrasında 2003 yılında transfer olduğu Barcelona ile bir yeniden Kupa 1’e erişen Dejan, kulüplerinin kazandığı şampiyonluklarda hep başrolde yer almıştır. Nitekim o, 2002 ve 2003 yıllarının da Final Four MVP’si olarak başarısını taçlandırmıştır.

Barcelona ve Roma takımlarında Euroleague macerasına devam eden Bodiroga, şimdilerde Avrupa’nın görmüş olduğu en iyi basketbolculardan biri olarak anımsanmaktadır. Nitekim o, oyuna olan sadakati ve terinin son damlasına kadar sahaya yansıttığı performansı ile yalnızca büyük bir yetenek değil aynı zamanda da eşine az rastlanacak türden bir karakter olarak, tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır.

6 Milos Teodosic

Milos TeodosicAvrupa’nın son yıllarda yetiştirdiği en büyük oyunculardan biri olan ve genç yaşına rağmen adını tüm dünyaya duyurmayı başaran Milos Teodosic, NBA’e gitmek yerine Avrupa’da efsane olmayı tercih edenlerden. Nitekim henüz otuz yaşında olmasına rağmen, şimdiden Euroleague’in en iyilerinden biri olarak anılmayı başaran Teodosic, hücumuyla, savunmasıyla başlı başına üst düzey bir oyuncu konumunda.

Sırp Milli Takımı’nın da değişilmez parçalarından biri olan ve altyapı yıllarından itibaren adını geniş çevrelere duyurmayı başaran Teodosic, ilk olarak Olympiacos ile Euroleague arenasına çıkmış ve Yunan ekibinin geniş rotasyonuna rağmen şans bulmayı başarmıştır. Nitekim burada ortaya koyduğu performansla CSKA’nın yolunu tutan Teo, yeniden yapılanmakta olan Rus ekibine yaşam enerjisini geri kazandırmayı da bilmiştir.

Eğer ki izlediğiniz bir maçta Milos Teodosic sahadaysa, topun nereden geçtiğini anlamadan sayı olduğunu görebilirsiniz. Çünkü o, eşine az rastlanacak türden bir saha görüşüne hâkim olmasının yanı sıra, oynamak kadar oynatmayı da seven bir guard. Bu da onu esasen özel yapan yegane hususlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Nitekim onun bu tavrının istatistiklerine yansıdığını da söyleyebiliriz. Henüz 30’unda olmasına rağmen tarihin en skorer ve en fazla asist yapan üçüncü oyuncusu konumunda bulunan Milos Teodosic, ilerleyen yıllarda istatistiklerini arttırarak kağıt üzerinde daha da yukarılara çıkabilir.

Tabii, onun yalnızca kağıt üzerindeki performansını gözeterek oynamadığını söylememiz gerekli. Nitekim Teodosic, hırsıyla da öne çıkan bir oyuncu. Nitekim Türk basketbolseverlerin çok iyi hatırlayacağı şekilde, kaybettiği maçlar sonrası topu tavana dikmesi, esasen onun kazanma aşkıyla ne denli yanıp tutuştuğunun da bir göstergesi.

5 Vassilis Spanoulis

Lider kelimesinin sözlük karşılığı olan, adeta kemikleşen sakalıyla bütünleşen bir Yunan basketbol efsanesi o. Hiç beklenmedik anda, yarı sahanın ortasında gönderdiği üçlüklerle, “Ne oluyoruz yahu” nidalarını attıran, özellikle Türk takımlarının canını fazlasıyla yakan Vassilis Spanoulis’ten bahsediyoruz tabii ki de.

Şimdilerde 35. yaş gününe hazırlanan Spanoulis, ilk Euroleague tecrübesini 2005 yılında Panathinaikos ile yaşamıştır. Arada bir yıllık NBA tecrübesini dışında, dört sezon boyunca Pana formasını terleten deneyimli oyuncu, Obradovic önderliğinde ilk Avrupa şampiyonluğunu da 2009 yılında burada tatmıştır. Sonrasında sürpriz sayılabilecek bir kararla Olympiacos’un yolunu tutan Spanoulis, asıl özdeşleşeceği formaya da böylelikle kavuşmuş olmaktaydı. Burada 2012 ve 2013 yıllarında bir kez daha Euroleague zaferi tadan ve oyuncu yaşanan zaferlerin de her daim mimari konumundaydı.

Eğer izlediğiniz maçta Spanoulis sahadaysa, o maçta şapkadan tavşan çıkmasını bekleyebilirsiniz. Oyunun kilitlendiği noktada kaldırır, hiç arkasına bakmadan bir üçlük gönderir ve siz neye uğradığınızı şaşırırsınız. Hafızanızı biraz zorlayın, bu anı o kadar çok yaşadık ki…

Spanoulis’i özel yapan konulardan biri de, bünyesinde barındırdığı liderlik vasfıdır. Keza o, düşmekte olan takım arkadaşını, bir çırpıda ayağa kaldırmasını bilir; skorboardda geride olmayı asla kabullenemez ve varını yoğunu ortaya koyar. Çünkü o bu anların adamıdır ve zor dakikalar için yaşar.

Kendine has şut stili ile tanınan ve her daim büyük bir skor tehdidi olarak rakiplerin korkulu rüyası haline gelen Spanoulis, zaman zaman hırsına yenik düşen ve amiyane tabirle çirkefliğe başvuran bir oyuncu olarak da bilinir. Ancak bu kötü tarafı dahi, onun ne denli büyük bir basketbolcu olduğu gerçeğini asla ve asla değiştirmez.

4 Juan Carlos Navarro

Juan Carlos NavarroBarcelona ile özdeşleşen ve kulübünün kazandığı birçok başarı da imzası bulunan bir başka İspanyol var sırada. “Bomba” lakabıyla tanınan ve Euroleague tarihinin istatistiksel olarak sayı lideri konumunda bulunan Juan Carlos Navarro, lider özellikleri olan ve can sıkıcı anların moral düzelten skoreri olarak da bilinmektedir.

Çıktığı 319 Euroleague maçında 4000 sayı atan ve bu alanın açık ara lideri konumunda arz-ı endam eden Navarro, son saniye toplarını seven, zor nedir bilmeyen, takımı her ihtiyacı olduğunda skor üretmeyi başaran, durdurulması zor bir silahtır esasen.

2007-2008 sezonunda şansını NBA’de deneyen ve esasen bunda da bir hayli başarılı olan Navarro, bir yıl kaldığı Amerika’dan, tekrar yuvası olarak gördüğü Barcelona’ya geri dönüş yapmış ve “Barcelonalı Navarro” olarak anılmayı tercih etmiştir. Nitekim takımının 2003 ve 2010 yıllarında kazandığı Euroleague şampiyonluklarının da başrolünde yer alan deneyimli skorer, beş kez de yılın takımına seçilerek başarısını taçlandırmıştır.

Yalnızca keskin şutları ile tanınmayan aynı zamanda hiç beklenmedik anda yaptığı penetrelerle de komple bir hücum silahı olarak beliren Navarro, hiç belli etmeden yüksek sayılara ulaşmayı başaran ender oyunculardan biridir. Evet, onun oyunu süslü değildir ancak maç bittiğinde istatistik kağıdına baktığınızda harikalar yarattığını fark edersiniz. Çünkü onun adı Juan Carlos Navarro’dur ve onun bir bomba gibi ne zaman patlayacağı asla belli olmaz!

3 Theo Papaloukas

Yunanistan’da yıldız biter mi, asla! Nitekim onlardan en önemlilerinden biri olan Theo Papaloukas’ta sıra. 2.00’lık boyuna rağmen, zıpır guardlara taş çıkaracak derecede hareketli olan ve yalnızca skor üretmesiyle değil, takım arkadaşlarını da oyunun içine dahil edişiyle muadillerinden ayrılan Papaloukas, Avrupa’nın görmüş olduğu en muazzam saha görüşüne sahip oyunculardan biri.

2001 yılında Olympiacos ile adım attığı Euroleague arenasında gösterdiği başarılı performans ile CKSA Moskova’ya transfer olan Theo, Rus ekibinin 2000’lerin ortasına damga vuran kadrosunun en değerlilerinden biri olmayı başarmıştır. Bununla da yetinmemiş, akabinde yuvası olarak gördüğü Olympiacos’a geri dönerek, kulübüne sınıf atlatmayı bilmiştir.

Theo Papaloukas’ı özel kılan yegâne unsurlardan biri de oyuna genellikle ilk beş başlamayışıdır. Nitekim o, öncelikle kenarda rakiplerini tartarak, oyuna öyle dahil olmayı tercih etmiştir yıllar boyu. Keza onun bu tercihinin dahi, maçları ne denli başka bir gözle izlediğinin de en önemli göstergesi olarak öne çıkmaktadır.

Basketbolu bıraktığı güne kadar hep üst seviyede kalmaya devam eden ve takımına hep daha fazla yardımcı olabilmek için çırpınan özverili oyunculardan biri olan Theo Papaloukas, Yunan basketbolunun bugünlere gelmesine yardımcı olan en önemli değerlerden biri olarak da bilinmektedir. Nitekim o yalnızca saha içindeki yeteneği ile değil, oyunu her an yaşayışıyla da rakiplerinden ayrılmayı bilmiş ve kendini özel oyuncular sınıfına yaptıklarıyla yerleştirmeyi bilmiştir.

2 Dimitris Diamantidis

Yunan basketbolunda efsane bitmez. Ancak Dimitris Diamantidis öyle bir winnerdır ki, o efsanenin de ötesinde, adeta bir Yunan Tanrısı edasıyla arz-ı endam eder. Nitekim onun o sol bileği, nice canlar yakmıştır, nice keyifli basketbol müsabakaları izlettirmiştir bize ve nice tarihi ana tanıklık ettirmiştir.

Kariyerine Iraklis’te başlayan ve 2004 yılında Panathinaikos’a transfer olan Diamantidis, oyunu iki tarafıyla oynayan, hem hücumda hem savunmada varını yoğunu ortaya koyan ve deyim yerindeyse “Açılın ben doktorum” edasıyla her derde deva olabilecek cinsten büyük bir basketbolcuydu. O, rakibin en skorer adamını durdurabilir, bir sonraki hücumda ikili sıkıştırmaya rağmen sayıyı atabilirdi. Çünkü onun sol eli, bir süper kahramanın en destansı özelliğinden bile daha müthiş meziyetler taşımaktaydı. Çünkü o Diamantidis’di.

Özellikle efsanevi koç Željko Obradović ile iyi bir ikili olmayı başaran ve 2007, 2009, 2011 yıllarında üç kez Euroleague şampiyonluğuna uzanan Diamantidis, dört kez yılın takımına, altı kez yılın defans takımına girmiş; yetinmemiş, defalarca kez asist krallığını kazanmıştır.

Giydiği Yeşil-Beyazlı formayla özdeşleşen, yalnızca saha içindeki performansı ile değil aynı zamanda beyefendi kişiliği ile de muadillerinden ayrılmayı başaran Yunan Tanrısı Diamantidis, belki de sahaların görmüş olduğu en muazzam sol bileğe sahipti. O sol bilek ona yüzlerce başarı, sayısız övgü getirmiş ve saygı duyulan bir efsane hüviyetine büründürmüştür.

1 Sarunas Jasikevicius

Sarunas Jasikevicius, ya da daha sık bilinen adıyla anmak gerekirse “Saras” Litvanya’nın dünya basketboluna armağan ettiği, yalnızca modern zamanların değil, tüm tarihin en iyi oyuncularından biri. Onu, çıplak gözle izleme şerefine nail olmuş biri olarak söyleyebilirim ki; Saras’ın saha içindeki hâkimiyetine, oyunu yönlendirişine tanıklık etmek, Darth Vader’ın ışın kılıcını kullanmasını izlemek kadar haz verici.

İstatistik kağıdına baktığınız zaman Jasikevicius dünyaları atmamış ya da attırmamış olabilir. Ancak o topsuz alanda arkadaşlarını öyle destansı organize eder ki, takımına bir şekilde skor yaptırır. Çünkü o bir basketbol dehasıdır. Oyunu okuyabilen, rakibini analiz edebilen ve en önemlisi basketbola her zaman ayak uydurabilen!

Euroleague’de defalarca kez şampiyon olan, ismini sürekli olarak zirveye yazdırmayı adet edinen Saras, Barcelona, Maccabi, Indiana Pacers, Panathinaikos gibi takımlarda oynadıktan sonra 2010 yılında Fenerbahçe Ülker’e transfer oldu ve onu dünya gözüyle izleyebilme olanağı bulduk. Evet, belki Fenerbahçe Ülker’e geldiğinde 34 yaşındaydı, eski dinamizmi yoktu ama basketbola ilk başladığı günkü zekası hala ordaydı. Keza onu efsaneleştiren, modern zamanların en iyisi yapan da her daim şapkadan tavşan çıkarmayı başarabilmesidir. O, kimsenin beklemediği anda kaldırıp üçlük atabilir yahut imkansız denilen bir noktaya pas çıkararak, takımına kolay sayı imkanı tanır. Çünkü  o Saras’tır ve onun olduğu oyunda hiçbir şey sürpriz değildir.

Şimdilerde Zalgiris Kaunas’ın baş antrenörlüğünü yapan ve keskin zekasını burada da ortaya koyan Saras, gittiği her takıma sınıf atlatan bir oyuncu olarak bıraktığı aktif basketbol kariyerinden sonra start verdiği koçluk yaşamıyla da sınırları da zorlayacak gibi duruyor. Bekleyelim ve hayranlıkla izlemeye devam edelim!




Yorumları Görmek İçin Tıklayın

Diğer yorumlar ( 0 )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir