Paylaşım

Albert Camus Kimdir? Hayatı, Sözleri ve Kitapları


 

Albert Camus, sık sık intiharı düşündüğünü söylemesine rağmen, hayatın yaşanılmaya değer olduğunu savunmuştur. Felsefe bölümünü bitirmiş ama kendisini hiçbir zaman filozof olarak görmemiştir. Önce bir komünist, sonra da koyu bir milliyetçi olmuştur. Peki, Nobel Edebiyat Ödüllü Albert Camus sahiden kimdir?

Yoksul bir baba ile okuma yazma bilmeyen bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş Albert Camus. Babasını daha 2 yaşına bile basmadan savaşta kaybetmiş, sonrasında temizlikçilik yapan annesinin çabalarıyla büyümüş. Kısacası; zor bir hayat yaşamış Cezayir asıllı ünlü Fransız. Kendini bu dünyaya hep biraz yabancı hissetmiş ama yine de yaşamak ve mutluluk için çabalamak gerektiğini öne sürmüş.

Varoluşçu olarak tanımlanmış ama bunu hiçbir zaman kabul etmemiş. Absürdizmin öncülerinden biri olarak gösterilmesine rağmen, aynı şekilde bu düşünceyi de reddetmiş çünkü belirli terimlerle anılmak ona göre değilmiş. 46 yaşına geldiğinde ise bir trafik kazasında hayatını kaybetmiş. Ve ironik olan şu ki Albert Camus; daha önce araba kazasında ölmeyi, en absürt ölüm olarak ifade etmiş.

Navigasyon

Albert Camus Kimdir? Kısaca Bilgi

Albert Camus Kimdir? Kısaca BilgiAlbert Camus, 20. yüzyılın en güçlü yazarlarından biri olarak görülmektedir. Pek çok ünlü kişilik gibi o da yoksulluk içinde büyümüş, hayatın gerçekleriyle küçük yaşta tanışmış ve genç yaşta hayata veda etmiştir. Hayatın ne kadar anlamsız olduğu ama anlamlı bir şekilde yaşamakta bir sakınca olmadığı yönündeki görüşleriyle akıllarda kalmıştır.

Franz Kafka’nın kara saplanmış bir odun parçası olmak istemesi gibi, Albert Camus da taş olmak istemiştir. Çünkü ne kadar basit ve küçük bir yaşamı olursa o kadar mutlu olacağına inanmıştır. 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ikinci en genç ve ilk Afrika doğumlu yazar olmuştur. 1960’da ise kendisinin deyimiyle “en absürt ölüm şekli” ile hayata veda etmiştir. Kısaca, Albert Camus kimdir sorusuna bu şekilde cevap verilebilir diyor ve hemen ünlü kişiliğin hayatını incelemeye başlıyoruz.

İlginizi Çekebilir: Haruki Murakami Kimdir? Hayatı, Sözleri ve Kitapları

Albert Camus’un Hayatı

Albert Camus’un Hayatı7 Kasım 1913’de o dönemler bir Fransız sömürgesi (1830-1962) olan Cezayir’de, küçük bir kasabada dünyaya gelmiş Albert Camus. Yoksul bir ailede doğan Albert’in Alsaca’li işçi babası, I. Dünya Savaşı’nda cepheye gönderilmiş ve burada yaşamını yitirmiş. Babasını hatırlayamayacak kadar küçükken kaybeden Camus için bu durum, karşısına çıkan ilk zorluk olmuş. Okuma yazma bilmeyen İspanyol asıllı annesi temizlikçilik yaparak Albert ile Lucien’e bakmaya çalışmış. O dönemler Camus ailesi, büyükanne ve felçli bir dayı ile birlikte küçük bir evde hayatlarını sürdürmüş. Ve Albert Camus, bu yılları daha sonra denemelerinden oluşan Tersi ve Yüzü isimli ilk kitabında anlatmış.

1918 yılında ilkokula başlayan Albert Camus, öğretmeni Louis Germain’in de desteğiyle burs kazanmış ve 1923’te liseye başlamış. Daha sonra ise felsefe okuyacağı Cezayir Üniversitesi’ne girmiş. Üniversite yıllarında yalnızca felsefe ve edebiyatla değil futbolla da ilgilenmiş, hatta okul takımında da oynamış. Ancak 1930’da vereme yakalanmasının ardından, istemeyerek de olsa futbolu bırakmak durumunda kalmış. Bir yandan çalışan Albert Camus, bir diğer yandan da eğitimine devam etmiş ve bir dönem ara verdiği eğitimini 1936 yılında mezun olarak tamamlamış.

Albert Camus’un İlk Eşi Simone Hie;

Albert Camus'un İlk Eşi Simone Hie1934 yılında Albert Camus’un hayatında iki önemli gelişme yaşanmış. Bir tanesi Simone Hie ile yaptığı evliliği, diğeri ise Fransız Komünist Partisi’ne katılması olmuş. Ancak her iki birlikteliği de kısa süre sonra ayrılıkla sonuçlanmış. Önce ilk evliliğini yaptığı Simone Hie ile beraberliği kısa süre sonra bitmiş. Çünkü Simone, hem bir morfin bağımlısıymış hem de eşine sadakat göstermemiş. 3 yıl sonra, evliliğini yaptığı yıl katıldığı Fransız Komünist Partisi’nden Cezayir Komünist Partisi’ne geçmiş. Ancak Marx ve Engels’den ziyade Malraux ve Andre Gide’nin düşüncelerine yakınlık duymuş ve Stalinist komünizm ona uzak geldiğinden dolayı Troçkist suçlamalarıyla partiden ihraç edilmiş.

Yazarlığın yanı sıra tiyatroyla da ilgilenen Camus, 1935 yılında İşçinin Tiyatrosu adıyla bir tiyatro kurmuş ancak Théatre du Travail 4 sene sonra kapanmış. İlk tiyatro eseri 1938 yılında kaleme aldığı Caligula olan Albert Camus, tiyatronun sahibi olduğu yıllarda sahnede rol almış, yönetmiş ve oyunlar yazmış. İşte bu dönemde, cinnet getiren bir Roma imparatorunun dramını konu etmesi nedeniyle absürdizm savunucusu olarak nitelendirilmiş. Ancak belirli tanımlarla sınırlandırılmış düşünce kalıplarından hoşlanmadığı için bu düşünceyi kabul etmemiş.

Albert Camus İkinci Eşi Francine Faure ile;

Albert Camus İkinci Eşi Francine Faure ile1939’da orduya katılmak istemesene rağmen hastalığı dolayısıyla savaşta yer alamamış. Bir yıl sonra bir piyanist ve matematikçi olan Francine Faure ile ikinci evliliğini yapmış. Ve 1945’te bu evlilikten Catherine ve Jean adını verdikleri ikiz çocukları olmuş. Yeni baba olan Albert Camus, tam da bu dönemde Paris-Soir isimli dergi için çalışmaya başlamış. II. Dünya Savaşı’nın resmi olarak başlamadığı ilk zamanlar pasifist kimliğiyle dikkat çekmiş, ancak daha sonra yaşadıkları onun bu barışçıl tutumunu değiştirmiş.

Pasifist düşüncelerinden vazgeçmesinde etkili şeyler; Paris’in Almanlar tarafından işgal edilmesi ve 1941 yılında komünist bir gazeteci olan Gabriel Peri’nin idamına tanıklık etmesi olmuş. Bu olaydan sonra dergi ekibiyle ve ailesiyle birlikte Bordeaux’a giderek burada Yabancı ile Sisifos Söylencesi isimli kitaplarını bitirmiş. 1942 yılında yayımlanan Yabancı isimli romanı bazıları tarafından olumsuz şekilde eleştirilirken bazıları ise Camus’a övgü dolu sözler yağdırmış.

İkiz Çocuk Babası Albert Camus;

İkiz Çocuk Babası Albert CamusAyrıca bu eseri Camus’un varoluşçu olduğu düşüncesini doğurmuş. Bordeaux’da olduğu süre boyunca Nazilere karşı oluşturulmuş Fransız Direniş grubuna katılmış ve Combat isimli yeraltı gazetesinde editörlük yapmaya başlamış. İlk başta Paris’i Alman işgalinden kurtaran Amerika’yı tebrik edecek, daha sonra ise ülkeyi Nagazaki ve Hiroşima’ya atılan atom bombaları yüzünden eleştirecektir.

Savaşın sona ermesinden sonra ticarileşen Combat için çalışmayı bırakarak yazmaya yoğunlaşmış Albert Camus. O dönemler tanıştığı Jean-Paul Sartre ile arkadaşlık etmeye ve Sartre’ın yanı sıra Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu yerlere gitmeye başlamış. Ancak Sartre ile olan arkadaşlığı, Camus komünizm karşıtı olduğu için fazla uzun sürmemiş. 1947 yılında en ünlü eserlerinden biri olan Veba, 1949 yılında ise Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasında etkili olduğu düşünülen Les Justes isimli 5 perdelik tiyatro oyununu yazmış.

Albert Camus’un Hayatını Kaybettiği Trafik Kazası;

Albert Camus'un Hayatını Kaybettiği Trafik Kazası1950’de kendini insan haklarına adayan Albert Camus, 1952 yılında Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya’yı üyeliği kabul etiği için UNESCO için yaptığı çalışmalarına son vermiş. İsyanları bastırma için şiddete başvuran Sovyetleri eleştirmesinin yanı sıra idam cezasının kaldırılması yönündeki mücadelesini sürdürmüş. 1951 yılında Başkaldıran İnsan (sol görüşe sahip arkadaşları tarafından hoş karşılanmamış ve kitabın yayımlanmasından sonra Sartre ile ilişkisini tamamen bitirmiş) isimli denemesini, 1956’da ise hayattayken okurlarıyla buluşan son eserini, Düşüş isimli romanını yayımlamış.

Tüm bunlara ek olarak; 1955 ve 1956 yıllarında Fransız “L’Express” dergisinde yazmış. 1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen ikinci en genç yazar olan Albert Camus, 20. yüzyıl dünya edebiyatının en önemli isimlerinden biri haline gelmiş. Ödülün veriliş nedeni içinse; Camus’un insan vicdanının sorunlarını aydınlatan ileri görüşlü samimi önemli eserleri olduğu açıklaması yapılmış.

Albert Camus’un Mezarı;

Albert Camus'un Mezarı3 yıl sonra, 4 Ocak 1960 günü hayata veda etmiş Albert Camus. Yarım asır bile sürmeyen ömrünü nihayete erdiren şey ise bir absürt ölüm şekli olarak nitelendirmiş. Ayrıca Camus’un paltosunun cebinden kullanılmamış bir tren bileti çıkması, onun son anda karar değiştirerek arabayla yolculuk yapmayı tercih ettiği yönünde bir fikir oluşturmuş. Bu konuda öne atılan en yaygın görüş, arkadaşı ve yayımcısı Michel Gallimard’ın Albert Camus’a birlikte gitmeleri için ısrar etmesi ve Camus’un Michel’in arabasına binmesidir.

Sonuçta; Facel Vega marka otomobilin sürücü de Albert Camus da Villeblevin isimli küçük bir Fransız kasabasında Le Grand Fossard’da hayata veda etmişlerdir. Ve kaza mahallinde bulunan Albert Camus’un otobiyografi niteliğindeki notları, kızı Catherine tarafından 1995’de Le Premier Homme (İlk Adam) ismiyle yayımlanmıştır. Ayrıca bundan daha önce 1970 yılında Mutlu Ölüm isimli eseri yayımlanmıştır.

Albert Camus Sözleri

Albert Camus SözleriAlbert Camus için gerçek anlamda özgür bir ruh olduğunu söyleyebiliriz diye düşünüyorum. Kalıplarla ifade edilmekten hoşlanmayan, inandığı şey neyse onu savunan Albert Camus, sözleri ile de ne kadar özgün olduğunu açıkça gösteriyor.

İşte ünlü Albert Camus sözlerinden bazıları:

Albert Camus Sözleri İntiharÇünkü o bütün anlamsızlığına rağmen, anlamlı bir şekilde yaşamakta bir sakınca olmadığını düşünmüştür. Yani Camus karamsarlığı ve umutsuzluğu değil de umudu ve yaşamı savunmuştur. Çünkü yapılabilecek en iyi şey başkaldırmak, yani yaşamı anlamlı hale getirmek için çabalamaktır.

Albert Camus Sözleri İntihar EtmekHayatın bir anlamı olmadığını, olsa bile bunun bir anlamı olmayacağını, önünde sonunda herkesin öleceğini söylemiş, tüm bu saçmalığa rağmen intihar etmemeyi tercih etmek gerektiğini savunmuş. Ve Albert Camus ne zaman kendine bu soruyu sorsa, hep aynı cevabı vererek kahve içmeyi tercih etmiş.

Albert Camus Sözleri PasifistPolitik kişiliğiyle de tanınan Albert Camus, savaşı hiçbir zaman desteklememiş ve bir pasifist olmayı tercih etmiş.

Albert Camus Sözleri Hiç KimseYine ikilemle dolu bir Albert Camus sözü daha!

Albert Camus Sözleri HatırlamakNe kadar da doğru bir yargı! Durum her zaman belki böyleydi ama unutmak için hızlanma eylemi ve sonuçları; içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda çok daha vahim diye düşünüyorum.

Albert Camus Kitapları

Albert Camus KitaplarıAlbert Camus’un edebiyat alanındaki en önemli eseri Yabancı isimli romanı olup, ünlü kişiliğin bunun dışında daha birçok farklı türde yapıtı bulunmaktadır. Gelin, oyun, deneme ve hikaye türünde de eser veren Albert Camus’un en çok ses getiren kitaplarını kısaca inceleyelim.

Yabancı

YabancıÜnlü ismin en meşhur romanı olan Yabancı (L’Étranger), aynı zamanda onun ilk büyük çıkışını yapmasını sağlayan eseri olmuştur. 1942 yılında yayımlanan romanıyla, varoluşçuluğun savunucularından biri olarak görülse de kendisi bunu reddetmiştir. Yabancı’da Cezayir’de bir Arap’ı öldüren orta sınıf Fransız’ın, Mersault’un hikayesi anlatılmaktadır. Her şeye, herkese hatta kendisine bile yabancı olan adamın yabancılaşması üzerine yoğunlaşmıştır Camus. Dünyanın boş ve anlamsız olduğunu düşünen Camus’un kahramanı “İnsan, mademki ölecektir, bunun nasıl ve ne zaman olacağının önemi yoktur.” demiş ve ne annesinin ölümünde ne kız arkadaşına tokat atarken ne de kumsalda karşılaştığı bir adama silahındaki bütün şarjörü boşaltırken soğukkanlılığından ödün vermiştir.

Veba

Veba1947 yılında yayımlanan Veba (La Peste), Cezayir kenti Oran’da aniden ortaya çıkan veba salgını anlatılmaktadır. Giriş-çıkışların yasaklandığı şehirde mahsur kalan insanlarla, doktorların gösterdiği farklı yaklaşımların vurgulandığı eserdeki anlatıcı, kimilerine göre Franz Kafka’nın ünlü yapıtı Dava’yı anımsatmaktadır. İnsanların birbiri ardına öldüğü ve bir kahramanın bulunmadığı romanda, Albert Camus’un II. Dünya Savaşı sırasında Fransa’nın Nazilerce işgal edilmesine analoji yaptığı belirtilmektedir.

Düşüş

DüşüşYazarın hayattayken yayımlanan en son eseridir. Monolog şeklinde ilerleyen kitapta, Jean Baptiste Clemence isimli karakterin geçmişiyle yüzleşmesi ve düşüncelerini karşısındaki kişi ya da kişilere aktarması söz konusudur. Modern insanın eleştirildiği kitapta, pek çok durum yargılanmaktadır. Bir avukat olan Clemence’nin kendisine ve çevresine ne kadar yabancılaştığının anlatıldığı eserdeki en önemli tezahür ise kahramanın, genç bir kızın intiharı karşısında kayıtsız kalışıdır.

Sisifos Söyleni

Sisifos SöyleniII. Dünya Savaşı sırasında yayımlanan bu deneme kitabında, hayat ve intihar kavramları üzerinde durulmaktadır. Sisifos, Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasında bir kayayı sonsuza dek bir tepenin en yüksek noktasına ulaştırmaya mahkum edilmiş kralı ifade etmektedir. Ve Camus’a göre saçma olan şey Sisifos’un kayanın her defasında aşağıya düşeceğini bile bile aynı kısır döngüyü devam ettirmesidir. İnsan da tıpkı Sisifos gibi bir gün öleceğini bile bile yaşamaya devam etmektedir. Ve bu düşüncesiyle de intiharı haksız çıkarmaktadır.

Sonuçta; Albert Camus düşünceleri ile insanları sorgulamaya yönlendiren bir yazar ve filozof olmayı başarmıştır. Dünyayı saçma bulmasına rağmen, umudu ve yaşama olan bağlılığı savunan ünlü kişilik, dürüstçe ifade ettiği düşünceleri ile pek çoğumuzun içinde olan ama görmezden gelmeyi seçtiğimiz ikilemleri kendine has tarzıyla gayet güzel yansıtmıştır. Ve çok yönlü kişilik, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmayı fazlasıyla hak etmiştir.




Yorumları Görmek İçin Tıklayın

Diğer yorumlar ( 0 )

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir