Kevin Warsh, Fed’den ayrıldığı 2011’den bu yana merkez bankasının ekonomideki etkisinin küçülmesi, enflasyonla mücadeleye daha net odaklanılması ve faiz kararlarında kural temelli bir yaklaşım benimsenmesi gerektiini savunuyor.
Milton Friedman ve John Taylor’dan etkilenen Warsh, merkez bankacılarının “sınırsız takdir yetkisine sahip yöneticiler” gibi davranmaması gerektiğini sık sık vurguluyor.
Ancak uzmanlara göre Warsh’ın söylemleri ile pratik yaklaşım arasında bir gerilim var. Warsh, kuralları “ulaşılması gereken bir hedef” olarak tanımlarken, gerektiğinde bu kurallardan sapılabileceğini de kabul ediyor.
Nitekim son dönemde verimlillik artışı gibi gerekçelerle, enflasyon Fed’in yüzde 2 hedefinin üzerinde olsa bile faiz indirimlerine alan açılabileceğini ima etti. Bu durum, Trump’ın düşük faiz isteğiyle uyumlu bir duruş olarak yorumlanıyor.
Rutgers Üniversitesi’nden Michael Bordo, Warsh’ı “şahin eğilimli ama piyasaları ve siyaseti iyi okuyan pragmatik bir isim” olarak tanımlıyor.
Hoover Institution’dan John Cochrane ise Warsh’ın kuralları bağlangıç noktası alıp sapmaları açıkça gerekçelendiren bir model izleyebileceğini savunuyor.
En tartışmalı başlıklardan biri Fed bilançosu. Warsh, bilanço büyüklüğünün ekonomiye kıyasla aşırı arttığını düşünse de bunun hızlı şekilde küçültülmesinin zor olduğunu kabul ediyor.
Mercatus Center’dan David Beckworth, bu sürecin uzun ve kademeli olacağını belirtirken, Fed içindeki bazı yetkililerin büyük bilançoyu sorun olarak görmemesi Warsh’ın işini zorlaştırabilir.
Uzmanlara göre Warsh’ın en kritik sınavı, Fed’in bağımsızlığına dair güveni koruyabilmesi olacak. LPL Financial’dan Jeffrey Roach, Warsh’ın piyasalara istikrar ve bağımsızlık mesajı vermesinin, ABD tahvillerine olan güven ve faizler açısından belirleyici olacağını söylüyor.