30 Yaşına Basacak Olan Her Kadının Öğrenmesi Gereken 10 Mutluluk Dersi


72 paylaşım
  Nesrin Bayraktar

Eyvah, 30 oldum! Ya da senin de 30’una ne kaldı ki şunun şurasında! Otuza bastın mı iş bitti! Bla, bla, bla.. Yahu nedir bu insanların 30 yaşla alıp veremediği? 30 olduğumuzda sihirli bir kapsülün içine falan girip mutasyona uğramıyoruz ya? Yani görünüşümüz aniden değişmiyor sanırım. Eee o zaman iç dünyamızda mı bir değişim oluyor? Evet, 30 olduysam artık; gülmek yok, eğlenmek yok, yırtık pantolon giymek yok gibi hükümlerin bulunduğu bir sözleşmeye mi imza atıyoruz? Eee hiçbiri değilse, nedir o zamanlar insanlardaki bu 30 yaş telaşı?

Öncelikle, 30 yaşın kişiye zaten başlı başına bir baskı yaptığını söyleyelim. Yani bu konu hakkında o kadar çok yazılıp çiziliyor ki insanlar da doğal olarak 30 yaşa karşı içten içe endişeyle bakıyor. Çevrenin insan psikolojisinde yarattığı baskı, 30 yaş kavramına karşı bakış açımızı şekillendiren birinci neden. İkincisiyse 30 yaşın ondalık basamağındaki rakamın 3 olmasından kaynaklanıyor. Yani 29 olunca dert değil, ama 30 olunca bu kişi için büyük bir sorun oluyor. Ne demiş Cahit Sıtkı Tarancı: “Yaş otuz beş yolun yarısı eder! Dante gibi ortasındayız ömrün…” Demek istediğim ömrün yarısının elden gitmiş olması kişiyi rahatsız eden başka bir neden. Eee 30’una kadar bir baltaya sap olamamak da varsa serde, o zaman tamam işte. Şişenin dibine vurulur ve yaklaşan doğum günü infazını bekleyen bir idam mahkumu gibi beklenir.

Bir tek bunlarla kalsa iyi. Fiziksel anlamda yaşanan değişiklikler, gençliğin ve güzelliğin verdiği ışıltının gittikçe azalması, enerjinin tükenmesi gibi nedenler de 30 yaşa duyulan korkunun nedenleri arasında. Eğer bu yaşa kadar evlenemediyseniz, durum daha da kötü bir hal alabilir. Evli, mutlu ve çocuklu arkadaşlarınıza bakarak iç çeker ve bu mutlu aile tablosu için “keşke benim olsa” dersiniz. Gelgelelim; evli, mutlu ve çocuklular da hala bekar olan 30 yaş arkadaşlarının hayatlarına özenirler. Ömrümün en güzel yılları çocuk bakarak gitti, diye düşünen evlilerin de dertleri bambaşkadır. İyi bir işi olan 30 yaşındakiler, bundan sonra daha fazla yükselemeyeceklerini düşünerek üzülürken, işsiz olanlar ise 30’dan sonra hayatta iyi bir iş bulunmaz diyerek dizlerini döverler. Neticede, 30 herkes için 30’dur. Ama kadınların yaşadığı 30 yaş sendromu çok daha ağır geçebilmektedir. Biliyorsunuz ki kadınlar erkeklere göre çok daha duygusal ve hassas varlıklardır.

30 olmuş; ama hala evlenememiş kadınların yaşadığı (sözüm meclisten dışarı) “kız kurusu” sendromu başlı başına büyük bir problemken, bedenen yaşanan değişiklikler de bu problemin tuzu biberi olur. Alınan kiloların gittikçe daha zor verilir hale gelmesi, göz kenarlarında çıkan kabus gibi kaz ayakları, kırışıklıklar, selülitler ve daha neler neler… Bu sadece evlenmemiş kadınlar için geçerli değil tabii ki. Evli ve çocuklu olanlar da 30 yaşın verdiği bunalımdan nasibini alanlar arasındadır. Eski fotoğraflara bakılır ve bir 5 sene öncesinde ne kadar güzel olduğun düşünülür. Onu bırak, 30’una basmadan önce çekilmiş her fotoğraf kişiye başka bir güzel görünmektedir. Eee başta da dedik ya, bu 30’un ayrı bir tılsımı var diye! Aslına bakarsanız, 30 yaşına bastım diye karaları bağlamak, aynalara küsmek, kendi dünyana kapanmak çok ama çok yanlış bir tutum.

Siz hiç duymadınız mı, her yaşın ayrı bir güzelliği olduğunu. Ayrıca erkeklerin 30 yaş kadınlarını çok çekici bulduklarını da laf arasına sıkıştırmak isterim. Her neyse, bugün 30 yaş sendromundan muzdarip olan kadınların okuması gereken bir liste hazırladım. Bu listede 30 yaşına basmak üzere olan ya da 30 yaş üstü kadınların öğrenmesi gereken mutluluk tüyolarını bulacaksınız. Bu arada benim de 30 yaş kadınları arasına katılmama sadece 2 sene kaldı. O yüzden kendime de ders çıkartacağım bu önerilere lütfen kulak verin.

İlişkilerinize Değer Verin!

İlişkilerinize Değer Verin!Şu ana kadar hayatı bir şekilde sürdürdünüz. Çok iyi işlerde çalışmış ya da başarılı bir evlilik yapmış olabilirsiniz. Bir iş kadını ya da ev hanımı olabilirsiniz. Her halükarda güne erken saatlerde başlıyor ve koşuşturmanızı geç saatlere kadar devam ettiriyor olmalısınız. Eee üstüne bir de 30 olduysanız, hayat gözünüze çok daha zor görünebilir. Tabii bu durum için yapılabilecek pek çok şey var. İlişkilerinize önem vermek bunlardan bir tanesi. Her gün düzenli olarak ailenizle, arkadaşlarınızla, akrabalarınızla konuşun. Havadan sudan muhabbet açın, dertlerinizi anlatın, pembe dedikodular yapın; ama mutlaka konuşun. Hayatınızın her anında yer alan kişilerin sizin için önemli olduğunu onlara da hissettirin.

Acele Etmeyin, İşleri Ağırdan Alın

Acele Etmeyin, İşleri Ağırdan Alın30 oldunuz diye işleri aceleye getirmeye çalışmayın. Mesela, henüz evlenmemiş olabilirsiniz. Arkadaşlarınızın, ailenizin kısaca çevrenizin baskısı yüzünden yeni tanıştığınız biriyle evlenmeye kalkışmayın. Ya da kazancı daha yüksek diye başka bir işe girmeyin. 30 oldum, ömür bitiyor deyip hiç bilmediğiniz alanlara yatırım yapmayı denemeyin. Sonuçta, 30 oldunuz diye ömrünüz bitmedi ya! Hala çok genç olduğunuzu bilin ve alacağınız kararları asla aceleye getirmeyin!

Her Şey İş Değildir, Bir Hayatınız Olduğunu Unutmayın!

Her Şey İş Değildir, Bir Hayatınız Olduğunu Unutmayın!Çağın koşuşturmasına kapılmış gidiyoruz. Yoğun çalışma hayatı çoğu kişiye yaşamanın ne demek olduğunu unutturuyor. Ayrıca sadece iş hayatı da değil. Ev hanımları da çocukların dertleri, yemek, temizlik, alışveriş derken kendilerini unutuyorlar. 30’undan sonra bu durum çok daha çekilmez bir hal alabiliyor. İşte bu noktada, kendiniz için bir şeyler yapmanız lazım. Her şeyin çalışmak ya da ev işleriyle ilgilenmek olmadığını aklınızın bir köşesine yazın. Mesela, haftada bir günü sadece kendinize ayırın. O gün içinde arkadaşlarınızla buluşabilir, sinemaya gidebilir, doğayla iç içe olabileceğiniz mekanları ziyaret etmeyi deneyebilirsiniz. Yani bir günü kendinize ayırın. Bu sizin aklınızı boşaltmanıza yardımcı olacak ve neyle ilgileniyorsanız, onu çok daha iyi yapmanızı sağlayacaktır.

Hiç Kimse Mükemmel Değildir

Hiç Kimse Mükemmel DeğildirEkranlarda gördüğünüz o muhteşem sanatçıların ve modellerin düşündüğünüz kadar muhteşem olmadığından emin olabilirsiniz. Sizin hayranlıkla baktığınız görüntüler çoğunlukla fotoshoplu ve makyajlıdır. Keşke onun kadar güzel olsam dediğiniz isimlerin de kırışıklıkları, çatlakları ve selülitleri var. Yani güzelliğinizle gurur duyabilirsiniz. Kırışıklıklarınız olsa bile siz hala sizsiniz ve hala güzelsiniz, unutmayın!

Hayatı Yaşayarak Öğrenin!

Hayatı Yaşayarak Öğrenin!Deneyim, bir şeyi öğrenmenin en etkili ve en eğlenceli yoludur. Yani bir şeyi yaşayarak öğrenmeniz, onu okuyarak ya da dinleyerek öğrenmekten çok daha etkili olmaktadır. Örneğin; ne kadar çok ülke seyahat ederseniz, o kadar çok şey öğrenirsiniz. Ne kadar çok sosyalleşirseniz, insan doğası hakkında o kadar çok bilgi sahibi olursunuz. Bir şeyi merak mı ediyorsunuz? O zaman gidin, yaşayın ve öğrenin!

Parayla Saadet Olmaz!

Parayla Saadet Olmaz!Sevgili hemcinslerim, biliyorum ki lüks yaşamayı seviyorsunuz. Deliler gibi alışveriş yapmak, ülkenin en iyi güzellik salonlarında bakım yaptırmak her kadının hayali. Ancak tüm bunların geçici mutluluklar olduğunu bilmelisiniz. Evet, para insanı bir yere kadar mutlu ediyor. Herkes gibi ben de bu görüşe katılıyorum. Demek istediğim şu ki sadece parayla saadet olmuyor. Küçük şeylerden mutlu olmayı öğrenmelisiniz. Ailenizle evinizde geçireceğiniz keyifli bir hafta sonu, yemyeşil ağaçların altında uzanıp okuyacağınız güzel bir kitap, kumsalda şekerleme yaparken size dünyanın en güzel ninnisiymiş gibi gelen neşeli çocuk sesleri… Gördüğünüz gibi bunlar parayla alınamayacak kadar değerli! Sonuçta hayatta ayakkabılar, çantalar ve elbiselerden çok daha önemli şeyler var.

Başarısızlık Başarının Bir Parçasıdır

Başarısızlık Başarının Bir ParçasıdırHayattaki en büyük başarı nedir? Ya da sizin en büyük başarınız nedir? Bu soruya farklı farklı cevaplar gelecektir. Ama 30 yaşına gelmiş çoğu kadının kendisini hiçbir başarıya imza atamamış gibi gördüğünden de şüphem yok. Eğer siz de böyle düşünüyorsanız; ne kadar başarısız olduğunuzu değil, başarısızlıklarınızın ardından nasıl ayağa kalktığınızı düşünmenizi öneririm. Dünyaca ünlü siyahi lider Nelson Mandela’nın şu sözü ne demek istediğimi tam olarak açıklıyor aslında: “Beni başarılarımla değil, kaç kez başarısız olduğum ve yeniden ayağa kalktığımla yargılayın.” Unutmayın ki başarısızlık başarılı olmanın ayrılmaz bir parçasıdır.

Gereksiz Karşılaştırmalar Yapmayın

Gereksiz Karşılaştırmalar YapmayınBaşkalarının yaşamlarıyla kendinizinkini kıyaslamaktan vazgeçin. Aynı şekilde 30’unda olan diğer kadınların görünüşüyle kendi görünüşünüz arasında bir kıyaslama yapmayın. Bu sizin üzerinizde gereksiz bir baskı oluşturacaktır. Eğer bu şekilde düşünüyorsanız, bir an önce tutumunuzdan vazgeçmelisiniz. Sonuçta herkesin öncelikleri farklıdır. Belki aylık kazancı binlerce dolar olan bekar arkadaşınız da sizin sade ve mutlu aile hayatınıza özeniyordur, bunu bilemezsiniz. Elinizdekilerin değerini bilin ve kıyaslama yapmaktan kesinlikle kaçının.

Aklınızla Değil Kalbinizle Hareket Edin!

Aklınızla Değil Kalbinizle Hareket Edin!Her zaman böyle yapın demiyorum, ama hayatınızı sadece mantıklı kararlar üzerine kurmayın. Gerektiği zaman kalbinize de konuşması için söz hakkı vermeyi bilin. Çoğu insan, duygusal seçimlerin kötü sonuçlar doğurduğunu söylese de buna kulak asmayın. Emin olun, yüreğiniz sizin için neyin doğru neyin yanlış olduğunu aklınızdan çok daha iyi biliyor.

Kahkaha Atmaktan Çekinmeyin Kızlar!

Kahkaha Atmaktan Çekinmeyin Kızlar!30 oldunuz diye, insanlara içi geçmiş gülücükler atmak zorunda değilsiniz. İçinizden geliyorsa, kahkahalarla gülün. Otobüste, vapurda, bankada, herhangi başka bir yerde olabilirsiniz. İnsanlar ne düşünür diye kendinizi kasmayın. Bırakın size kaçık desinler, o kadar güldükten sonra bu kimin umurunda olur ki? Kahkaha atabilmenin çoğu kişiyi kıskandıracak bir meziyet olduğunu unutmayın. Siz gülün ki başkaları hasedinden çatlasın. 30 olmuşsunuz ve kıkır kıkır gülüyorsunuz, bundan daha büyük mutluluk olabilir mi ki?

Sizin de gördüğünüz gibi 30 olmak, kendinize dert edeceğiniz bir durum değil. Yukarıdaki maddelere dikkat ederek bu sendromu rahatlıkla atlatabilirsiniz. Bedeninizin yaşlanmasına yapabileceğiniz bir şey yok, ama ruhunuzu sonsuza kadar genç tutmak sizin elinizde. Ne yaparsanız yapın, ama içinizdeki çocuğun büyümesine izin vermeyin. Yüzünüzdeki gülümsemenin, kalbinizdeki neşenin hiçbir zaman kaybolmaması dileğiyle…

Habere Kim Ne Dedi?

0       0

Yorumları görmek için ;

Giriş yap!



Facebook'ta Paratic :

Benzer yazılar