Dünya Malının İnsanı Bir Yere Kadar Mutlu Ettiğinin Kanıtları


88 paylaşım
  Nesrin Bayraktar

“Hayattan ne bekliyorsun? En büyük 3 dileğin nedir?” Bunun gibi sorulara verilecek cevaplar hemen hemen birbirinin aynıdır değil mi? Bu cevaplar arasındaki ortak nokta kesinlikle mutluluktur. Çünkü herkes hayatını mutlu bir biçimde sürdürmek ister. Tamam, buraya kadar bir sıkıntı yok. Hayattaki en büyük beklentinin mutluluk olması gayet olağan bir durum. Ama işte sıkıntı buradan sonra başlıyor. Çünkü insanların mutluluk algısı eskiye nazaran bir hayli değişti. Üstelik bu değişiklik olumlu yönde de olmadı. Gerçek mutluluğu göremeyen çoğu insan için mutluluk sadece parayla elde edilebilecek bir şey haline dönüştü. Neden mi böyle söylüyorum? Etrafınıza bir baksanıza! İnsanların yaşayışlarını, özenilen, hayali kurulan şeyleri şöyle bir düşünsenize!

Evet, ne yazık ki insanlara onları en çok neyin mutlu edeceğini sorduğunuzda; alacağınız cevapların neredeyse hepsinin paraya bağlı olarak gerçekleşebilecek şeyler olduğunu görürsünüz. Mutluluklarının kocaman bahçeli bir eve, bir oda dolusu pahalı kıyafete, bilmem kaç saniyede bilmem kaç km saat hıza ulaşan son model bir arabaya bağlı olduğunu sanan insanlardan ne kadar çok olduğunun farkına rahatlıkla varabilirsiniz. Alışveriş merkezlerindeki insanlara şöyle bir göz atmanız bile mutluluk algısında yaşanan değişikliği açıkça görmenizi sağlayacaktır. Onlarca ayakkabısı olduğu halde bir yenisini alabilmek için zamanının çoğunu indirim ve kampanya arayışı içerisinde geçirenler mi dersiniz, “fazla mal göz çıkarmaz” diye düşünerek şok indirimlerin yapıldığı dükkanlarda ezilme tehlikeleri geçirenler mi dersiniz, izdiham arasında sıkışıp kalmasına rağmen gözü hala yere düşmüş üründe olanlar mı dersiniz… Bu durumlara ne dersiniz gerçekten bilemiyorum.

Bildiğim tek şey, pek çok insanın bu yanlış yaklaşım yüzünden kendini mutsuzluğa mahkum ettiği! Bildiğim tek şey, çok parayla çok mutluluğun eş anlamlı olmadığı! Cüzdandaki paranın belki kişinin karnını tıka basa doyurabildiği, ancak bunun tek başına kalpteki boşluğu gidermeye yetmediği! Paranın mutluluğu edinmede ancak bir araç olarak kullanıldığında etkili olabildiği! Dünyanın en lüks restoranlarında istediğini yiyen, ama karnını hiçbir zaman tam olarak doyuramayan sayısız insan olduğu! Altın kaplama yataklarda yatıp yine de huzurlu bir uyku çekemeyenlerin varlığı! Her istediğini alabildiği halde parmağını bile kıpırdatmaya hali olmayan insanların çokluğu! Bildiklerim işte bunlar! Bildiklerim dünya malının insanı mutlu ettiği, ama bunun sadece belli bir yere kadar olduğu! Yani diyorum ki mutlu olmak için beklediğiniz o spor araba, o ihtişamlı ev var ya, işte onlara sahip olmanız sizi gerçekten mutlu biri yapmayacak. Evet, sahip olduklarınızın, malınızın mülkünüzün sizi bir yere kadar mutlu edeceğini söylüyorum. Neden mi? Hemen bir bir açıklayayım.

Çünkü Her Şeye Çabucak Alışıyoruz!

Çünkü Her Şeye Çabucak Alışıyoruz!Evet, para bizi bir yere kadar mutlu ediyor; çünkü her şeye hemen alışıyoruz ve kısa zaman içinde hevesimizi yitiriyoruz. Mesela; hep hayalini kurduğumuz bir arabayı satın alıyor, ama kısa bir süre sonra bir başkasını istemeye başlıyoruz. Tıpkı güzel bir oyuncak için kıyametleri kopartıp kendini yerden yere atan ve kısa süre sonra o oyuncaktan da sıkılan bir çocuk gibi! Her şeyden sıkılıyoruz! Bir şeye bayılarak çuvalla para harcıyor ve ertesi gün aynı isteği başka bir şeye karşı duyuyoruz! Sanki içimizde koca bir boşluk var! Dünyadaki hemen her şeyi içine sığdırabilecek bir boşluk! Bir türlü doymak bilmeyen, kapkara kocaman bir boşluk! Belki yıllarca güzel bir evin hayalini kuruyor, “şu ev bir benim olsun, dünyanın en mutlusu benim” diyor; ama hiçbir zaman dünyanın en mutlusu olamıyoruz. Ya da mutluluğumuz kısa süre sonra alışmış olmanın verdiği monotonluğu andırıyor. Uzun lafın kısası; mal mülk kişiyi sadece bir yere kadar mutlu ediyor, çünkü insanın ne olursa olsun yeni bir şeye uyum sağlaması çok az zaman alıyor.

Her Zaman Daha İyisini Daha Güzelini İstiyoruz!

Her Zaman Daha İyisini Daha Güzelini İstiyoruz!Diğer bir deyişle, her zaman dünya malımızı kıyaslayacak bir şey buluyoruz. Daha güzel bir ev, daha hızlı bir araba, daha ışıltılı kıyafetler, daha pahalı mücevherler, hep daha daha daha! Son model bir Ferrari’miz mi var? Yeterli olmuyor, altınla kaplatıyoruz. O da mı yetmedi; pırlantalarla, elmaslarla süslüyoruz. Çünkü hep daha fazlasını istiyoruz! Yani sahip olduklarımız bizi yine tam anlamıyla mutlu edemiyor. Oysaki parayı araç olarak kullanmayı bilsek, mala mülke değil deneyimlere daha çok para harcamanın bizi daha mutlu insanlar yaptığını anlayabiliriz. Son model bir arabayla yolculuk yapmanın değil de sıradan bir arabanın içinde sevdiklerinle birlikte seyahat etmenin çok daha keyif verici olduğunu görebiliriz. Pahalı mobilyalarla dolu bir evde yaşamanın değil de basit bir evde sevdiğin kişinin dizinde uyumanın mutluluk olduğunu anlayabiliriz. Bu dünyadaki asıl değerlerin parayla satın alınabilenler değil de paha biçilemeyecekler olduğunu görebiliriz.

Çünkü Dünya Malı Kişiliğimiz Üzerinde Bir Etki Yapmıyor!

Çünkü Dünya Malı Kişiliğimiz Üzerinde Bir Etki Yapmıyor!Negatif düşüncelerle dolu, umutsuz ve karamsar bir adam düşünün. Çok lüks bir evde yaşadığını, pahalı arabalara bindiğini, dilediği her şeyi alabilecek güçte olduğunu! Ne işe yarar? Mutlu olmayı bilmeyen bir insana dünyaları verseniz ne işe yarar? Hiçbir şeye! Oysaki parayı araç olarak kullanmayı bilen kişiler için durum böyle değildir. Onlar yaşanmışlıkların bu dünyada kişinin eline kalabilecek tek şey olduğunu bilirler. Yaşlılık günlerinde kişinin arkasına dönüp baktığında elinde hiçbir şey kalmamasından daha kötü bir şey olduğunu bilirler. İşte bu yüzden her anlarını güzel yaşamak, güzel anılar biriktirebilmek ve bu dünyadan sevilen bir insan olarak gitmek için harcarlar. İnsanın sahip olduğu malla mülkle değil, sahip olduğu güzel anılar ve güzel tecrübeler sayesinde gelişebileceğini bilirler.

Çünkü Dünya Malını Dünyada Bırakıyoruz!

Çünkü Dünya Malını Dünyada Bırakıyoruz!Dünya malı bizi neden bir yere kadar mutlu eder biliyor musunuz? Çünkü önünde sonunda onlardan vazgeçeceğimizi biliriz. Hayata veda ederken aklımızdan geçirmeyeceğimiz tek şey belki de sahip olduğumuz mal mülk olur. Peki, ne düşünürüz? İçimizde kalanları, ne kadar insanı kırıp ne kadarını üzdüğümüzü, sevdiklerimize sevgimizi yeterince belli edip etmediğimizi, nasıl yaşadığımızı ve benzer başka şeyleri düşünürüz. Ama evimizi değil! Çizilecek diye aklımızın çıktığı arabamızı değil! Bayılarak satın aldığımız ev eşyalarını değil! O çok pahalı ayakkabıyı ya da çantayı değil! Yanımızda götürebileceğimiz ve aklımıza gelebilecek tek şey yaşadıklarımız olacaktır! İşte bunun farkında olarak yaşayabilirsek, parayı ayağımıza pranga yapmaktan kurtulur ve gerçekten yaşamayı öğrenebiliriz.

Umarım bu yazı sizin para ve mutluluk arasında nasıl bir ilişki olduğunu anlamanıza yardımcı olmuştur. Umarım bundan sonra mutluluğunuzu paranın satın alabileceği şeylere bağlamaktan vazgeçer ve gerçekten yaşamaya başlayabilirsiniz. Elle tutulabilir şeylerin değil; sevdiğiniz birine sarılabilmenin, bir insanın yüzünü güldürebilmenin, burnunuza gelen bir kokuyla başınızdan geçen güzel bir şeyi hatırlayabilmenin, gökyüzüne bakarak ne kadar şanslı olduğunuzu düşünebilmenin gerçek mutluluk olduğunu anlayabilirsiniz. Uzun lafın kısası; bu hayata veda ettiğinizde arkanızdan, “gerçekten hakkını vererek yaşadı” dedirtmenin ne demek olduğunu görebilirsiniz.

Habere Kim Ne Dedi?

0       0

Yorumları görmek için ;

Giriş yap!



Facebook'ta Paratic :

Benzer yazılar