Batının Darbe Planlarının Gölgesinde Türkiye, Yeni Bir Hikaye Yazıyor!


59 paylaşım
  Doğukan Beykoz

Türkiye ekonomisi son haftalarda oldukça zor günler geçiriyor. Temmuz ayında yaşanan sancılı günlerin ardından Türkiye ekonomisi, neden bir kez daha krizin eşiğine geldi? Türkiye ekonomisinde yaşanan gelişmeleri ve batı kaynaklı fonların “darbe” planını sizler için derledik;


Hepimizin yakından bildiği üzere Türkiye ekonomisi, oldukça kritik günlerden geçiyor. 15 Temmuz gecesi yaşanan kanlı darbe girişimi sonrası ekonomi, çalkantılı bir sürece adım atmak zorunda kalmıştı. Ancak Türkiye ekonomisi, emsallerine oldukça nadir rastlanan ihtiyatlı bir duruşla, toparlanma eğilimine girmiş, iyi bir yönetimle bu süreci atlatmaya çalışmış ve büyük ölçüde de bunu başarmıştı. Ancak buradaki kritik nokta; Türkiye ekonomisinin, küresel çapta yalnızlaştırılmasıydı… Türkiye ekonomisi yaşadığı zorlu günleri aşmaya çalışırken, her geçen gün ortaya çıkan yepyeni girişimlerle karşı karşıya gelmek zorunda kalıyor. Gizli ortaklıklar ve kapitalizmin canlı örnekleri tarafından yönetilen, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının verdiği “siyasi kararlar”, Türkiye ekonomisini çıkmaza sokmaya çalışıyor.

İhtiyatlı duruşundan ödün vermemeye çalışan Türkiye ekonomisi, yaşanan bu kritik süreç içerisinde kendisine “yeni bir hikaye” oluşturmaya çalışıyor. Bu kavram, ekonomi takipçilerinin literatüründe önemli bir yer tutmakta. Çünkü ekonomiler, kritik süreçler içerisinde ­kendilerine yazdıkları hikayeler sayesinde çıkış yolu bulurlar! Bu yazımızda, Türkiye ekonomisi üzerinde “batılı fonların darbe planlarını” inceleyeceğiz. Ayrıca; Dolar/TL’de görülen sert yükselişlerin nedenini, Türkiye ile Rusya arasındaki yakınlaşmayı ve Türkiye ekonomisinin yeni hikayesini çözümleyeceğiz.

Türkiye Ekonomisine Yönelik Sert Darbeler!

Türkiye Ekonomisine Yönelik Sert Darbeler!Türkiye ekonomisi, 15 Temmuz sürecini bugünlerde, iyiden iyiye atlatmışa benziyordu. Benziyordu dememin nedeni de burada başlıyor. Çünkü uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının almış olduğu kararlar, Türkiye ekonomisini yeni bir çıkmazın eşiğine getirmiş durumda. Bildiğimiz üzere dünyada, üç önemli kredi derecelendirme kuruluşu bulunuyor. Bunlar; S&P, Moody’s ve Fitch Ratings. Moody’s ve S&P yaptığı açıklamalarda, Türkiye’nin yatırım yapılabilir notunu indirdiklerini duyurmuşlardı. Burada özellikle Moody’s’e ayrı bir parantez açmamız gerekiyor. Çünkü Moody’s, not indirimiyle ilgili aldığı kararı açıklamadan henüz üç gün önce, kritik bir değerlendirmede bulunmuştu. Moody’s yaptığı açıklamada; Türkiye ekonomisinin sancılı süreci atlatmaya başladığını ve iyileştiğini dile getirmişti. Ancak bu açıklamanın üzerinden henüz üç gün geçtikten sonra, Moody’s tarafından Türkiye’ye yönelik not indirim kararı alınmıştı. Bu karar, tüm objektif çevreler tarafından “siyasi” olarak yorumlandı. Çoğu kuruluş ve kişinin yüksek sesle dillendiremediği not indirim kararının perde arkasını, 26 Eylül tarihinde sizler için yazmıştık. Moody’s’in aldığı kararla ilgili değerlendirmemize buradan ulaşabilirsiniz.

Türkiye ekonomisinin sancılı süreci atlattığı, özellikle hava yolu şirketlerinin borsada yeniden değerlendiği, TCMB’nin faiz indirimine kaldığı yerden devam ettiği ve yatırımların yeniden başladığı süreçte alınmış olan not indirim kararlarını, Türkiye’ye yönelik “ekonomik darbe girişimi” olarak nitelendirmekte bir sakınca görmüyorum. Üçüncü köprü ve yeni havalimanı projesi, özellikle batılı fonları oldukça rahatsız ediyor. Ayrıca, Türkiye ekonomisinin benzerine nadir rastlanan bir duruş sergileyerek toparlanma eğilimine girmesi, küresel piyasalarda üreten ve tüketen yeni bir güç mü doğuyor sorusunu akıllara getiriyor…Türkiye ekonomisinin alınmış olan bu haksız kararlar karşısında gösterdiği tavır ve dik duruş, eminim ki ekonomi tarihinde saygın bir yer alacak.

Dolar/TL Hangi Nedenlerden Yükseliyor?

Dolar/TL Hangi Nedenlerden Yükseliyor?2016 yılı kuşkusuz, küresel piyasalar için beklentilerden de kötü bir senaryoya sahne oluyor. Emtia fiyatlarında yaşanan dalgalı süreç ve merkez bankaları cephesinden gelen kararlar, küresel piyasalarda sert düşüşlerin yaşanmasına neden oluyor. Arz fazlası ortamında petrolün, Şubat ayı içerisinde son 13 yılın en düşük seviyesi olan 30 doların altına kadar gerilemesi, küresel hisse senetlerinde görülen düşüşlerden dolayı “güvenli liman” alımlarının artması ve altının tarihi rekorlar kırması, bu durumun açık bir örneği… Tabi ki küresel piyasalarda yaşanan dalgalanmalardan, Türkiye ekonomisi de nasibini alıyor. Ancak durum, bu noktada oldukça kritik bir hal almış durumda. Hatırlanacağı üzere 15 Temmuz sürecinde yaşanan gelişmelerin ardından, hükümet OHAL kararı aldığını kamuoyuna duyurmuştu. OHAL sonrası özellikle TL’de gevşemeler görülmüş ve dolar karşısında tarihi düşük seviyelere gelinmişti. OHAL kararının ekonomiye yansımalarıyla ilgili detaylara bu yazımızdan ulaşabilirsiniz.

Ancak OHAL sürecinin ardından toparlanma eğilimine giren Türkiye ekonomisinde, Dolar/TL paritesinde de denge görülmeye başlanmıştı. Dolar/TL, sakinleşen ekonomiden destek bularak 2,92 seviyelerine kadar gerilemişti. Ancak bu süreç içerisinde uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının almış olduğu “not indirim” kararları ve terör olayları, Dolar/TL paritesinin yukarı yönlü grafik sergilemesine neden olmuştu. Geçen haftadan bu yana ise Dolar/TL paritesinde kritik seviyeler, yeniden görülmeye başladı. Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un açıkladığı OHAL kararının üç ay süreyle uzatılması, Dolar/TL’de 3,03 seviyesinin test edilmesine neden olmuştu. Ayrıntılara buradan ulaşabilirsiniz. Cuma günü ise ABD’de Ağustos ayına ilişkin Tarım Dışı İstihdam (TDİ) verisi açıklandı. Ekonomistlerin beklentilerinin altında kalan veri sonrası Dolar/TL, 3,03 seviyesine kadar gerilese bile, gün sonunda yeniden 3,05 seviyelerine tırmanmıştı. TDİ verilerinin piyasalar üzerindeki etkilerini bu yazımızda bulabilirsiniz.

Yeni işlem haftasının ilk gününde ise yurt içinde, Türk lirasının değer kazanması bekleniyordu. Bu beklentinin temel nedeni ise sanayi üretim verileriydi. Ağustos ayına ilişkin sanayi üretimi yüzde 9,4 oranında, beklentilerinin oldukça üzerinde açıklanmıştı. Ancak “sürpriz” bir şekilde veri, Dolar/TL paritesinde aşağı yönlü hareketlerin görülmesine neden olmadı. Geçen günkü işlemlerin ikinci yarısında Dolar/TL, kademeli olarak yükseldi ve 3,07 seviyesinde dengelendi. İşte bu noktada “Batı’nın” devreye girdiği görüldü. Yani batılı yatırımcılar, Türk lirası satmaya başladılar. Bu durum karşısında düşmesi beklenen Dolar/TL paritesi, giderek yükseldi ve 3,07 seviyesinde seyretti.

Bugünkü işlemlerde ise Dolar/TL’de görülen yukarı yönlü grafik devam ediyor. Günün erken saatlerinde Dolar/TL 3,08 seviyesine tırmandı. Dolar/TL’nin kademeli olarak rekora koştuğu görülürken akıllara gelen soru; “Dolar/TL hangi nedenden yükseliyor?” Bu noktada dikkatlerin geçen güne çevrilmesi gerekiyor. Türkiye’nin yüzünü Doğu’ya çevirmesi ve Rusya ile ikili anlaşmalara atılan imzalar, batılı fonları bir hayli tedirgin ediyor. Böylelikle Türk lirasını, dolar karşısında dip seviyelere indirgeyerek, Türkiye ekonomisine yeni bir darbe vurulmaya çalışılıyor…

Türkiye Rusya Yakınlaşması Batıyı Rahatsız Ediyor

Türkiye Rusya Yakınlaşması Batıyı Rahatsız EdiyorRusya ile Türkiye ilişkileri, son 15 yıllık sürece bakıldığı zaman, olumlu yönde oldukça önemli gelişmeler gösterdi. Ancak “uçak düşürme hadisesi” iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğini çıkmaza soktu. İki ülkenin liderleri arasında yaşanan restleşmeler, krizi yeni bir boyuta taşıdı. Bu boyut; ekonomik ambargoların uygulandığı ve ikili anlaşmaların askıya alındığı bir süreçti. 2016 yılının Ocak ayında Rus hükümeti, Türkiye’ye yönelik ekonomik ambargolar uygulamaya başladığını kamuoyuna açıklamıştı. Türkiye’den Rusya topraklarına ihraç edilen birçok ürün, ambargo radarına takılmış, hem ithalat hem de ihracattaki kayıplar iki ülkeyi de bir hayli tedirgin etmişti. Yaz aylarının gelmesiyle de Rus turistler, hükümetin uyguladığı kararların baskısı altında kalmış ve Türkiye’ye gelememişlerdi. Türkiye ekonomisini daha derinden etkileyen bu durum, şüphesiz Rusya ekonomisini de negatif yönde etkilemişti. İki dost ülke, ilerleyen süreç içerisinde yeni bir sayfa açmaya karar verdiler. O günlerde Rusya’da bir araya gelen liderler, iki ülkenin yeniden ekonomik işbirliğine gideceğini tüm dünyaya açıklamışlardı. Kuşkusuz bu açıklamanın ardından ihracat ve ithalatın yeniden başlaması ve turizmde canlılık, her iki ülkenin de elini güçlendirmesini sağlamaya yetti.

Geçen gün ise tüm dünyanın gözü İstanbul’a çevrilmişti. 23. Enerji Zirvesi kapsamında, dünyanın önde gelen ülkeleri Türkiye’ye geldiler. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, batılı ülkelerin zirveye gelmemeleriydi. Zirveye damgasını vuran önemli gelişmeler yaşandı. Özellikle, Venezuela, Suudi Arabistan ve Rusya’dan gelen açıklamalar, dünya enerjisine yeni bir yön verileceğinin sinyallerini taşıyordu. Venezuela yetkilileri açıklamalarında; yeni yatırımlar için elverişli bir coğrafya taşıdıklarını belirterek, katılımcı ülkeleri davet ettiklerini dile getirdiler. Suudi Arabistan ve Rusya yetkilileri ise açıklamalarında; petrol üretimini sınırlandırmaya sıcak baktıklarını ve Türkiye ile yeni ortaklıklar kurmak için adım atmaya hazır olduklarını ifade etmişlerdi.

Enerji zirvesinde yaşanan bu gelişmelerin ardından, Putin ile Erdoğan özel bir görüşme gerçekleştirdiler. Toplantıda; iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğinin geliştirmesi yönünde adımlar atılmasına ve yeni projelerin hayata geçirilmesine karar verildi. Bu doğrultuda, “Akkuyu Nükleer Santrali ve Türk Akımı” projeleri yeni bir boyut kazandı. Putin, Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşaatına başlamak için yeşil ışık beklediklerini dile getirdi. Geçen gün yaşanan en önemli gelişme ise Türk Akımı Doğalgaz Boru Hattı Projesi için hükümetler arası anlaşmanın imzalanmasıydı. Ek olarak, Rusya doğalgazı, Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınacak. Böylelikle Rusya ile Türkiye arasındaki ekonomik işbirliği zirveye ulaşırken, Türkiye’nin de küresel piyasalardaki eli giderek güçlenmiş olacak.

Rusya ile ekonomik işbirliğinin zirveye ulaşması kuşkusuz, batıyı bir hayli rahatsız ediyor. Özellikle göçmen krizi üzerinden Türkiye ile ortaklıklar hedefleyen batı ülkeleri, şu anda büyük bir tedirginlik içerisindeler. Bu tedirginliğin temel nedeni ise dünya ekonomisinde kartların yeniden karılıyor olması. Üstelik bu oyunun en büyük oyuncuları arasında olan Rusya’nın Türkiye ile yeni bir ekonomik işbirliğine imza atması, batının avantajını kaybetmesi anlamına geliyor. Bu doğrultuda, Türkiye’ye yönelik fon çıkışları ve yatırım darbelerinin vurulması da tüm bunların yansıması olarak gözler önüne geliyor.

Türkiye Yeni Bir Hikaye Yazıyor!

Türkiye Yeni Bir Hikaye Yazıyor!Değişen dünya dengeleri ve ekonomileri içerisinde Türkiye, kendisine yeni bir hikaye yazıyor. Türkiye’nin böylesine bir zorunluluk içerisinde girmesinin temel nedeni ise batılı fonların negatif yönlü tutumları. 15 Temmuz süreci sonrası meşakkatli bir yola adım atan Türkiye ekonomisi, yazımın başında da belirttiğim üzere, birçok engelle karşı karşıya bırakılıyor. İçerisinde bulunduğu coğrafi şartlar altında Türkiye, özellikle savaş tehlikesinin gölgesi altında yeni bir hikaye yazmaya çalışıyor. Üstelik bu hikayeye, kendisine sığınan ve kurtarıcı güç olarak gören birçok ülkeyi ve ülke vatandaşını da dahil ediyor. Malumunuz Arap Baharı süreçlerinin ardından, Suriye’de devam eden çatışmalardan kaçan göçmenler, Türkiye’yi yeni evleri olarak görmeye başladılar. Tüm dünyanın görmek istemediği hadiseyi, tüm gerçekliğiyle kabul eden ve üzerine düşeni yapmaktan çekinmeyen Türkiye, bu davranışıyla da tüm dünyayı karşısına alıyor.

Yeni hikayede bir sorun olarak görülen göçmen hadisesini, bir avantaja çevirmeye çalışan Türkiye, potansiyelli genç nüfus ve işgücüne katılımı hat safhaya çıkarmayı hedefliyor. Hatırlanacağı üzere Almanya, 1950’li yıllarda, özellikle Türkleri bünyesine katarak, işgücüne katılımı arttırmış ve kısa süre içerisinde Avrupa’nın süper gücü olmayı başarmıştı. Peki, aynısını neden Türkiye yapmasın? Yazılan hikayede hedeflenen yeni rota, bu yönde olacak…

Göçmen krizinin ardından Türkiye’nin yeni ekonomi hikayesinde dikkatle takip etmemiz gereken diğer nokta ise “dünya beşten büyüktür” kavramı. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sıklıkla dillendirdiği ve Birleşmiş Milletler’in (BM) 5 daimi üyesini hedef alan bu söylemde, dünyanın burada belirtilen beş büyük ülkeden daha büyük bir güce sahip olduğu ve bu noktada beş ülkenin denetiminin ve adaletinin sonuçsuz kalacağıdır. Teknoloji çağının getirileriyle her geçen gün gelişen dünyada, ülkeler arasındaki mesafeler saniyelerle ölçülür boyuta geldi. İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan, BM gibi kuruluşların hegemonyası altında, maddi kaynakları sömürülmeye çalışılan gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler, bu senaryoya dur demeye başladılar. Bu noktada başı çeken Türkiye, yeni hikayesiyle birçok gelişmenin öncüsü olabilir.

Türkiye’nin yeni hikayesinin ilk sinyalleri saatlerin geri alınmamasıyla gündeme geliyor. Bu nedenle, en çok Türkiye ile batının ekonomik işlem saatleri arasındaki farklılıklar ortaya çıkıyor. Dikkatli ve öngörülü olan takipçilerin hemen fark ettiği bu gelişmede Türkiye, Avrupa ve ABD ile işlem saati farkı açarak, batıya karşı adeta bir rest çekmiştir. Henüz 100 yıllık bile olmayan Cumhuriyet tarihimizde, batının hegemonyasının reddedilmeye başladığı bu günlerde, yerli yatırımcılara da büyük rol düşmektedir. Hükümetin başrolünü oynadığı bu yeni hikayede, altınını yastık altı yapan Ayşe hanım teyzenin bile bir sorumluluğu vardır. Batının gerçek yüzünü her fırsatta gösterdiği tarihi süreç içerisinde, üzerimize düşen yükümlülüğü almaktan kaçınmamalı ve Türkiye’nin yeni hikayesinde bir virgül de biz koyabilmeliyiz…

Habere Kim Ne Dedi?

0       0

Yorumları görmek için ;

Giriş yap!



Facebook'ta Paratic :

Benzer yazılar